Londra’daki konferansın son gününde Kürt meselesinin çözümü için demokratik dönüşüm, kadınların sürece katılımı ve hukuki güvencelerin oluşturulması gerektiği vurgulandı.
İngiltere’nin başkenti Londra’da düzenlenen Barış ve Demokratik Entegrasyon Konferansı’nın ikinci ve son gününde, “Kapsayıcı Barış: Kadınlar, Azınlıklar, İnsan Hakları ve Adalet Sistemleri” başlıklı panel gerçekleştirildi. Dr. Nisan Alıcı’nın moderatörlüğündeki panelde siyasetçi Gültan Kışanak, DEM Parti Grup Başkanvekili ve Kars Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Loughborough Üniversitesi CARA Araştırma Görevlisi Dr. Güneş Daşlı, gazeteci-yazar Ali Duran Topuz ve avukat-yazar Gürkan Çakıroğlu konuştu. Topuz ve Çakıroğlu panele çevrimiçi katıldı.
Panelde kadınların barış sürecindeki rolü, Kürt sorununun demokratik çözümü, toplumsal uzlaşı, hukuki güvence, hakikat ve adalet ile medyanın rolü tartışıldı.
Siyasetçi Gültan Kışanak, Kürt sorununun çözümünde yalnızca iktidarla konuşmanın yeterli olmayacağını, toplumsal bir uzlaşının da yaratılması gerektiğini vurguladı. Devlet ve hükümet politikalarının toplumsal kutuplaşmayı derinleştirdiğine dikkat çeken Gültan Kışanak, Kürtlerin talepleri ve mücadelesinin “dış güçlerin oyunu” ve “beka sorunu” gibi söylemlerle damgalandığını belirtti. Kadınların masada bulunmasının, karar mekanizmalarında yer almasının ve özne olarak tanınmasının kritik olduğunu belirten Gültan Kışanak, Kürt kadın hareketinin başından itibaren toplumsal bir hareket ve kurucu bir özne olarak mücadelede yer aldığını söyledi. Eşit temsil, eşbaşkanlık ve kadınların siyasal alandaki örgütlü varlığına dikkat çekti. Gültan Kışanak, Abdullah Öcalan’ın, yapılan görüşmelerde kadınların katılımı olmadan sürecin ilerleyemeyeceğini ifade ettiğini aktararak, kadınların karar mekanizmalarında yer almasının önemini vurguladı.
Konuşmasında Barış Anneleri’ne özel vurgu yapan Gültan Kışanak, çocuklarını kaybeden annelerin barış talebini sokaklara taşıdığına dikkat çekti. Barış Anneleri’nin bu duruşunun kendilerine güç verdiğini belirten Gültan Kışanak, geçmiş süreçlerde kadınların Türkiye’nin farklı yerlerinde barış noktaları oluşturduğunu, barışın toplumsallaşması ve Kürt sorununa ilişkin oluşan karşıtlığın aşılması için çalışma yürüttüğünü hatırlattı. Gültan Kışanak, “Sadece Kürtlerin değil, herkesin barışa ihtiyacı var” dedi. Mevcut süreçte devletin barışın toplumsallaştırılması konusunda yeterli yaklaşımı göstermediğini belirten Gültan Kışanak, kadınların sürece katılımının da sınırlı kaldığına dikkat çekti. Gültan Kışanak konuşmasını şöyle sürdürdü: “Barış mücadelesi iktidara, egemenlere ve emperyalistlere bırakılamayacak kadar önemli bir mücadeledir.” Özgürlük, eşitlik ve barış isteyenlerin bu mücadeleyi kendi mücadeleleri olarak görmesi gerektiğini belirten Gültan Kışanak, barış siyasetinin toplumsal mücadele alanlarında büyütülmesi ve diplomasi çalışmalarının güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Gülistan Kılıç Koçyiğit de Kürt meselesinin yüz yıllık geçmişine işaret ederek Ortadoğu ve dünyada yaşanan gelişmeler içerisinde yeni bir döneme girildiğini söyledi. Gülistan Kılıç Koçyiğit, sürecin önündeki temel sorunlardan birinin Kürt meselesinin hala güvenlik odaklı yaklaşımlarla ele alınması olduğunu belirtti. PKK’nin silah bırakmasının ya da çatışmaların sona ermesinin Kürt sorununun çözümü anlamına gelmediğini belirten Gülistan Kılıç Koçyiğit, silahların sustuğu ve çatışmanın olmadığı “negatif barış” halinin demokratik çözüm için yeterli olmayacağını vurguladı. Atılan adımların bir başlangıç olduğunu ancak sürecin genişletilmesi ve toplumsallaştırılması gerektiğini ifade eden Gülistan Kılıç Koçyiğit, toplumun sürecin izleyicisi değil öznesi olması gerektiğini söyledi.
Gülistan Kılıç Koçyiğit, devlet ve hükümetin somut adımlar atması gerektiğini belirterek kayyım uygulamaları, cezaevleri, yerel yönetimler, Terörle Mücadele Kanunu, ceza ve infaz hukukuna ilişkin değişiklik ihtiyacına dikkat çekti. Demokratik entegrasyon tartışmasına değinen Gülistan Kılıç Koçyiğit, “O zaman demokratik olarak neye entegre olacağız? Verili olana entegre olamayacağımız açık ve net. Biz eril olana entegre olmak için zaten mücadele etmedik” dedi. Devletin demokratik dönüşümünün gerekli olduğunu belirten Gülistan Kılıç Koçyiğit, Kürtlerin, Alevilerin, kadınların ve farklı toplumsal kesimlerin kendi kimlikleri, inançları ve varlıklarıyla katılabilecekleri mekanizmaların ve hukuki güvencelerin oluşturulması gerektiğini söyledi.
Gülistan Kılıç Koçyiğit, şöyle devam etti: “Hiçbir hakkımızı lütuf olarak görmüyoruz. Normalde bize bahşedilecek bir şeylerden bahsetmiyoruz. Burada bir hak tartışması yürütüyoruz.”
Dr. Güneş Daşlı, Kürt meselesi bağlamında geçiş dönemi adaletini ele aldı. Geçiş dönemi adaletinin yalnızca resmi bir çatışma sonrası döneme veya imzalanacak bir barış anlaşmasına bağlı düşünülmemesi gerektiğini belirten Güneş Daşlı, resmi bir barış anlaşması olmadan da yerel aktörler üzerinden hakikat ve adalet çalışmalarının inşa edilebileceğini söyledi. İnsan hakları savunucuları, hukukçular ve mağdurların oluşturduğu birikime dikkat çeken Güneş Daşlı, zorla kaybetmeler ve Diyarbakır Cezaevi’nde yaşanan işkenceler gibi hak ihlallerine ilişkin hakikatin ortaya çıkarılması ve tanınmasının temel taleplerden biri olduğunu belirtti. Kürt meselesinin resmi olarak tanınması gerektiğini belirten Güneş Daşlı, geçmişte yaşanan ihlallere ilişkin devletin resmi özrünün de somut talepler arasında olduğunu söyledi. Onarıcı adaletin yalnızca bireysel cezalandırmadan ibaret olmadığını ifade eden Güneş Daşlı, devletin aynı ihlallerin tekrarlanmayacağını gösterecek mekanizmalar oluşturması gerektiğini vurguladı. Güneş Daşlı, geçmişle yüzleşmenin devlet açısından en zor alanlardan biri olduğunu ve bunun askeri arşivlerin açılmasını da gerektirdiğini belirtti.
Panele çevrimiçi katılan Duran Topuz, Abdullah Öcalan’ın süreci başlattığını ancak devletin bunu farklı algıladığını ve farklı yansıttığını söyledi. Kürtlerin inkârdan toplumsal ve siyasal bir güce ulaşmasına dikkat çeken Topuz, barış sürecinde olmalarına rağmen Kürtlerin kriminalize edilmesinin kabul edilemez olduğunu belirtti. Medyanın da bu inkâr ve hukuksuzluk sürecine çanak tuttuğunu ifade eden Topuz, özgür basın geleneğinin önemine dikkat çekti. Gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’in katledilmesine değinen Topuz, özgür basının toplumsal mücadeledeki rolünü vurguladı. Topuz, Zalim Dehaq hikâyesini iki kadın metaforu üzerinden Kürtçe anlatarak toplumsal hareketin ve özgür basının önemine dikkat çekti.
Panele çevrimiçi katılan Gürkan Çakıroğlu, Ortadoğu’da değişen dengeler ve Türkiye’de yürütülen sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kendisini “Türk milliyetçisi” olarak tanımlayan Çakıroğlu, Abdullah Öcalan’ı okumaya başladığını söyledi. Çakıroğlu, barış ve umut hakkı bağlamında sürecin çatısının hukuk devleti olması gerektiğini vurguladı. Barışın öncelikli olduğunu ifade eden Çakıroğlu, “Ama bunun için öncelikle barışın olması gerekiyor” dedi. Türkiye’nin önündeki toplumsal sözleşme imkanına dikkat çeken Çakıroğlu, “Biz ilk defa bir toplumsal sözleşmeyi yapma fırsatıyla karşı karşıyayız 1921’den sonra” ifadelerini kullandı.
Konferansın kapanış konuşmasını yapan Centre for Kurdish Affairs İletişim Danışmanı Hilal Seven, iki günlük konferansın sonuçlarını özetledi. Hilal Seven, Abdullah Öcalan’ın konferansa gönderdiği mesajın konferans bulgularının temel referans noktalarından biri olduğunu belirterek, Abdullah Öcalan’ın silahların yalnızca susturulması ile demokratik bir toplumun aktif biçimde inşa edilmesi arasında yaptığı ayrıma dikkat çekti.
Abdullah Öcalan’ın “demokratik entegrasyon” yaklaşımına değinen Hilal Seven, bunun ortaya koyduğu temel sorunun ortak kurumlara katılımın bir toplumun kimliğini ve siyasal iradesini koruyarak, asimilasyona dönüşmeden hangi koşullarda gerçekleştirilebileceği olduğunu ifade etti.
Hilal Seven, bir sonraki konferansta Abdullah Öcalan’ın özgürlüğüne kavuşmasını ve mesajını bizzat kendisinin vermesini umut ettiklerini Kürtçe ifade etti.
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.