Eğitim ve öğretimde yaşanan birçok soruna dikkat çeken Eğitim Sen Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Evrim Gülez, öğrencilerin sorunlarının güvenlikçi politikalarla çözülemeyeceğinin altını çizdi. İçişleri Bakanlığı’nın yeni akademik yıl öncesinde 81 il valiliğine gönderdiği ve üniversite kampüslerinde güvenlik tedbirlerini artıran 17 maddelik genelgesi, kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor.
Söz konusu genelge; öğrenci gruplarına ve etkinliklerine yönelik istihbarat çalışmaları, kampüs girişlerinde parmak izi ve turnike sistemleri, kamera ve sosyal medya takibi gibi uygulamalar ile stant açmanın engellenmesini öngörüyor. Genelgeyi değerlendiren Eğitim Sen Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Evrim Gülez, bu düzenlemelerin öğrencileri “potansiyel suçlu” olarak gören bir zihniyetin ürünü olduğunu vurguladı.
Gülez, açıklamasında, “Bu tarz güvenlik tedbirleri, ne yazık ki öğrencileri öğrenci olmaktan çıkaran, potansiyel suçlu olarak gören tedbirlerdir. Biz bunları kabul edemeyiz. Öğrenciler istedikleri gibi üniversiteye girmeli; sürekli yaptıkları açıklamalarda, örgütlenme faaliyetlerinde, üniversiteye giriş çıkışlarında izlendiklerini, kameralarla takip edildiklerini, polisiye tedbirlerle her an karşılaşabileceklerini düşünmemeliler” ifadelerini kullandı.
Evrim Gülez, genelgenin öğrencilerin örgütlenme, düşünce ve kolektif bir faaliyet yürütme çabalarını tamamen engellemeyi amaçladığını belirtti. Gülez, “Ne yazık ki bu genelge, öğrencilerin bu serbest ve özgür düşünce alanlarının tamamını ortadan kaldırmayı hedefleyen bir genelgedir” diyerek, öğrencilerin temel haklarına yönelik kısıtlamalara tepki gösterdi.
Genelge kapsamında, “öğrencileri bilinçlendirmek” amacıyla üniversitelerde düzenlenecek panel ve seminerlere ilişkin de konuşan Gülez, üniversitelerde her türlü panel, gösteri ve demokratik hak alma mücadelelerinin özgürce yürütülmesi gerektiğini söyledi. Gülez, “Ancak ne yazık ki uzun bir süredir öğrencilerin, eğitim emekçilerinin ve bilim emekçilerinin üniversitelerdeki bu tarz faaliyetleri kriminalize edilmek isteniyor. Geçen yıl öğrencilerin yemekhane eylemleriyle en temel beslenme haklarını talep ettiğini, yurtlardaki barınma krizlerine karşı eylemler düzenlediğini hatırlattı. Gülez, öğrencilerin en temel haklarını bile savunurken onları potansiyel suçlu olarak gören, disiplin cezalarıyla bastırmaya çalışan bir anlayışla karşı karşıya olunduğunu kaydetti.
Söz konusu kısıtlamaların, uyuşturucu ve şiddetle mücadele adı altında sunulmaya çalışıldığına değinen Evrim Gülez, üniversitelerde uyuşturucu ve şiddetle mücadelenin yalnızca güvenlikçi ve polisiye tedbirlerle yürütülemeyeceğini ifade etti. Gülez, “Sadece üniversiteler değil, eğitimin tüm alanları güvenlikçi tedbirlerle çözüm üretilmeye çalışılan, ancak toplumsal değişimi, dönüşümü ve eşitsizlikleri görmeyen bir anlayışla karşı karşıyayız. Burada da uyuşturucuyla mücadele denilerek öğrencilerin en temel demokratik hakları kısıtlanmak isteniyor” değerlendirmesinde bulundu.
Evrim Gülez, günümüz ekonomik koşulları ve öğrenim burslarının yetersizliği göz önüne alındığında, genelgede vaat edilen maddi desteklerin gerçekçiliğini de eleştirdi. Gülez, bu desteklerin öğrencilere nitelikli ve kapsayıcı biçimde ulaşmadığını belirtti. Öğrenci yoksulluğunun uzun süredir gündeme getirdikleri bir sorun olduğunu vurgulayan Gülez, “Okul öncesinden başlayarak aslında yükseköğretime kadar öğrencilerin yaşadığı çok derin bir eşitsizlik ve yoksullukla karşı karşıyayız. Üniversite sınavına başvuran milyonlarca öğrenci var, ancak başvurmayanlar da mevcut. Bu öğrenciler neden başvurmuyor? Birincisi, ekonomik olarak yükseköğretimi karşılayabilecek güçleri olmadığı için. İkincisi, üniversitenin kendilerine nitelikli bir eğitim vermeyeceği ya da mezun olduktan sonra iş bulamayacakları, diplomalarının yeterli olmayacağı kaygısıyla başvurmuyorlar. Ekonomik yoksulluk, çocukların hayallerini de ellerinden almış vaziyette” sözleriyle durumu özetledi.
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.