Çocuk gelişim uzmanı Tanyel Süzer, çocukların yaşam hakkı başta olmak üzere maruz kaldığı ihlallerin ve artan şiddetin önüne geçmek amacıyla “Yaşam Hakkı Yürüyüşü” başlattı. Van’dan Kilis’e uzanan bin kilometrelik güzergahta 21 gündür yürüyen Süzer, “Çocukları korumak sadece ebeveynlerin görevi değil, hepimizin” diyerek toplumsal sorumluluğa vurgu yaptı. Türkiye-İran sınırından başlayan yürüyüşle, özellikle Ortadoğu’da savaşlarda yaşam hakları ellerinden alınan ve hedef haline gelen çocuklara dikkat çekiliyor.
Ülke sınır hattı boyunca yürüyüş gerçekleştiren Tanyel Süzer, bu eylemle son yıllarda Ortadoğu’da yaşanan savaşlarda yaşam hakları ihlal edilen ve hedef haline gelen çocuklara dikkat çekmeyi amaçlıyor. Güzergahı boyunca geçtiği kentlerde çocuklar ve ebeveynlerle bir araya gelerek farkındalık çalışmaları yürüten Süzer, sınır bölgelerinde çocukların karşılaştığı sosyal ve ekonomik sorunlara da değiniyor. Her gün 25 kilometre yol kat eden Süzer, yürüyüşünü şu an Şırnak’ın Cizre ilçesinde sürdürüyor. Süzer ile yürüyüşünün amacını, yola çıkış gerekçesini ve tanık olduklarını konuştuk.
Uzun yıllar sivil toplum alanında çocuklar, genç kadınlar ve engelli bireylerle çalışmalar yürüttüğünü belirten Tanyel Süzer, son yıllarda çocuk hakları alanında politika geliştirmeye odaklandığını ifade etti. Süzer, çocukların önlenebilir nedenlerle yaşamını yitirmesi, istismar vakalarının cezasız kalması ve sağlık alanındaki ihlallerin kendisini bu yürüyüşe yönlendirdiğini dile getirdi. Özellikle “Yenidoğan Çetesi” gibi olayların kendisini derinden etkilediğini belirten Süzer, “Yaşanan birçok olay ‘Bir şey yapmam lazım’ diye düşünmeme neden oldu. Tek başıma ne yapabilirim diye düşündüm ve böyle bir yürüyüş fikri çıktı” şeklinde konuştu.
Tanyel Süzer, bin kilometrelik güzergahı özellikle sınır kentlerinden seçmesinin nedenini; bu bölgelerde çocuk nüfusunun yoğunluğu, kırsal alanlarda eğitim ve sosyal yaşama erişimin kısıtlı olması ile savaşların tetiklediği göç hareketlerinin çocukların yaşamına etkileri olarak açıkladı. İran sınırından başlamasının sembolik bir anlam taşıdığını ifade eden Süzer, “Sınır şehirlerinde çocuk nüfusunun çok fazla olduğunu biliyordum. Özellikle kırsal bölgelerde eğitime erişimin, sosyalleşmeye erişimin çocuklar için pek de mümkün olmadığını biliyordum. Seçtiğim rotada üç ülkeyle komşuyuz ve o üç ülke de savaşa sürüklendi. Oradaki göç de bizi etkiledi. İran sınır kapısından başlamamın sebebi de yürüyüşe başlamadan önce Amerika’nın İran’da bir okulu bombalaması ve kız çocuklarının öldürülmesiydi. Biraz sembolik olarak sınırın diğer tarafındaki çocukların da çok değerli olduğunu vurgulamak istiyordum” dedi.
Yürüyüşü sırasında geçtiği köylerde çocuklarla buluştuğunu ve bölge halkının kendisini sıcak karşıladığını aktaran Tanyel Süzer, çocukların yaşamlarına ilişkin gözlemlerinin kendisini üzdüğünü belirtti. Sınır hattında savaş ve göç nedeniyle çocuk yaşamlarının doğrudan etkilendiğine dikkat çeken Süzer, savaşlardan kaçmak zorunda kalan çocukların sorunlarının görünür kılınması gerektiğini vurguladı. Özellikle Şırnak’ta çocukların maruz kaldığı hak ihlallerini hatırlatan Süzer, “İstismar her yerde çok yaygın. Şırnak’la, Cizre’yle ilgili haberler yansımıştı, ben de biraz hatırlıyorum. 43 çocuğun bir okulda istismar edilmesi ve bu failin serbest bırakılması, daha sonra 23 çocuğun istismar edilmesi, ailelerin baskı altına alınması, özellikle bunun kamu gücünü elinde bulunduran insanlar tarafından bastırılmaya çalışılması gerçekten çok korkunç” ifadelerini kullandı.
Çocuk istismarının önlenmesinde sadece olay sonrası müdahalelerin yetersiz kalacağını belirten Tanyel Süzer, ailelerin ve öğretmenlerin çocukların korunmasına yönelik bilgi ve becerilerinin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Özellikle kadınların ekonomik ve sosyal açıdan güçlendirilmesinin çocukların korunması açısından kritik olduğunu vurgulayan Süzer, “Mesleği olmayan bir kadının evin içinde istismar olsa bile çocuğunu alıp gitme şansının gerçekten çok az olduğu bir gerçek. Bu durumlar biraz korkutuyor ama farkındalık oluşması lazım. Genç anne babalarda çocuklarını korumaya yönelik daha fazla eğilim görüyorum. Aslında ailelere ve öğretmenlere ‘Önleyici beceriler neler, çocuklara hangi bağlamda güçlendirmeliyiz?’ gibi konuları öğretmemiz gerekiyor” diye konuştu.
Tanyel Süzer, çocukların kendi bedenlerini, sınırlarını ve haklarını bilmelerinin istismarın önlenmesinde önemli olduğunu vurguladı. Çocukların sadece korunması gereken pasif bireyler olarak görülmemesi gerektiğini belirten Süzer, haklarını bilen ve kendilerini koruyabilen aktif bireyler olmaları için erken yaşlardan itibaren desteklenmeleri gerektiğini ifade etti. “Biz biraz çocuk haklarını, aslında genel olarak insan haklarını, ‘hak’ kavramını bilen bir toplum değiliz. Çocukların güvenliğini sağlamak sadece bizim alacağımız önleyici tedbirlerle olmaz. Çocukların kendilerini, bedenlerini nasıl koruyacaklarını anlatarak, öğreterek onları aktif birer birey yapmakla olur” dedi.
Tanyel Süzer, çocukların yaşam hakkının sadece hayatta kalmaktan ibaret olmadığını, eğitim, sağlık, oyun, sanat, kültür ve sağlıklı beslenme gibi temel haklara erişimini de kapsadığını vurguladı. Kırsal bölgelerde çocukların güvenli oyun ve sosyalleşme alanlarının eksikliğine dikkat çeken Süzer, “Onurlu bir yaşam istiyorsak eğitim hakkını, sağlık hakkını, oyun, sanat, kültür, sağlıklı beslenme hakkını, hepsini birden düşünmemiz lazım. Benim geldiğim bölgelerde gördüğüm en büyük eksik, kırsalda bir çocuğun güvenle dışarıda olmasına imkan sağlayacak hiçbir şeyin olmamasıydı. Öncelikle bilimsel, nitelikli, pedagojik eğitime erişmeleri gerekiyor. Oyun hakkını, sağlıklı beslenme hakkını mutlaka devletin sağlaması gerekiyor” diye konuştu.
Yürüyüş boyunca güvenlik açısından herhangi bir sorun yaşamadığını belirten Süzer, “Yolda sadece su vermek için bile duran kamyon şoförleri oldu. O zaman çok mutlu oluyorum. Aslında bir amaçla yürüdüğümü pek çok insan anlıyor. Güvenlikle ilgili hiçbir sıkıntı yaşamadım. Çocuklar sadece ebeveynlerinin sorumluluğuna bırakılacak kadar değersiz değildir. O yüzden toplum, devlet, hepimiz tüm çocuklardan sorumluyuz” sözleriyle çağrısını yineledi.
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.