Anadilde eğitim hakkının güvence altına alınması çağrıları sürerken, Anka Dil Kültür Sanat Derneği (ANKA-DER) temsilcilerinden Mustafa Karaman, bu konudaki mücadele kararlılığını vurguladı. Karaman, Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında yürütülen tartışmalarda Kürtçenin eğitim dili olarak statüsünün ve anadilde eğitim hakkının hayata geçirilmesinin elzem olduğunu belirtti.
Kürt dilinin zengin ve derin bir tarihe sahip olduğunu belirten Karaman, bu dilin bin yıllar boyunca Anadolu topraklarında varlığını sürdürdüğünü ifade etti. Karaman, “Bu dil, Gutiler, Hurriler, Kassitler, Hititler ve Medler gibi köklü medeniyetlerin inşasında rol oynamış, Zend-Avesta gibi önemli eserlere ev sahipliği yapmıştır. Baba Tahir Uryan, Ehmedê Xanî ve Fatîma Lûriya gibi şahsiyetlerin eserleriyle şekillenen bu edebi gelenek, muazzam bir derinliğe ve öneme sahiptir” diye konuştu.
Kürtçenin bu zengin mirasının tarih boyunca çeşitli asimilasyon politikalarına maruz kaldığını hatırlatan Karaman, süreci 1925 yılında İsmet İnönü’nün “Türk Ocakları”nda yaptığı konuşmaya dayandırdı. Karaman, “Bu konuşmanın ardından katı bir Türk ulusal kimliğinin dayatılması kararı alındı. Hiç kimsenin kendisini Türk dışında bir kimlikle tanımlamayacağı veya Türkçeden başka bir dil konuşmayacağı talimatı verildi. Bu politika 1925’ten itibaren sistematik bir şekilde uygulandı; Latin alfabesi kabul edildi ve Türkçe tek tanınan dil haline geldi. Bu zihniyet bugün de varlığını sürdürmektedir. Özellikle 1940 ile 1970 yılları arasında yoğun bir asimilasyon yaşansa da, Kürt halkı, gençleri ve eğitimli kesimleri bu dönemde bir uyanış yaşayarak özgürlük mücadelesini başlattı. Bu mücadele bugün de devam etmektedir” ifadelerini kullandı.
Asimilasyonun hem Kürtlerin varlığının inkar edilmesi hem de farklı politikalarla yürütüldüğünü söyleyen Karaman, sürecin iki biçimde gerçekleştiğini belirtti: “Bunlardan biri doğal asimilasyon, diğeri ise siyasi politikalarla yürütülen zorunlu asimilasyondur. Siyasi boyunduruk altına alma politikasıyla yürütülen asimilasyon, bir halkın niteliğini değiştirmesi ve zaman içinde dönüştürülmesi açısından asıl tehlikeyi barındırır.”
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde atılan adımların olumlu ancak yetersiz olduğunu vurgulayan Karaman, anadil sorununun çözümüne dair somut bir adım atılmadığının altını çizdi. Karaman, “Dil adına hiçbir şey yapılmadı. Yasal düzenlemeler tek başına her şeyi çözemez; barış yönündeki girişim olumlu bir adım olsa da, tek başına yetersizdir. Anadilimize ilişkin mücadelemizi ve çabalarımızı güçlendirmeli, aktif bir şekilde direniş göstermeliyiz. Henüz resmi statü kazanmamış olsa bile, Kürt dili uğruna verilen mücadeleden vazgeçmemeliyiz. Varlığınız, direnişe ve mücadelenin sürdürülmesine bağlıdır; bunlar olmadan, ne kadar çabalarsanız çabalayın, varlığınızı yitirirsiniz” diye değerlendirdi.
Sivil toplum kuruluşlarına ve dil kurumlarına büyük görev düştüğünü belirten Karaman, temel hedeflerinin Kürt çocuklarının eğitim hayatları boyunca anadillerinde eğitim görmelerini sağlamak olduğunu ifade etti. Karaman, “Bu hususta tetikte olmalı, aktif bir mücadele ve çaba içinde bulunmalıyız. Bu çalışma, tıpkı bir atölye faaliyeti gibidir; tek seferlik veya durağan bir iş değildir. Temel hedefimiz, Kürt çocuklarının okul öncesinden eğitimlerinin son aşamasına kadar anadillerinde eğitim görmeleridir. Zira dilin özgürlüğü ile vatanın özgürlüğü birbirinden kopmaz bağlardır” dedi.
Her dilin özgürce, herhangi bir kısıtlamaya maruz kalmadan kullanılabilmesi gerektiğini belirten Karaman, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kürt dilinin özgür olmasını istiyoruz. Üstelik sadece Kürtçenin değil, halk tarafından konuşulan her dilin özgür ve kısıtlamalardan uzak olmasını arzuluyoruz. Okullar burada hayati bir rol oynamaktadır; zira yaklaşık sekiz milyon Kürt çocuk ve genci buralarda eğitim görmektedir. Demokrasi ve barışı arzuluyor olsak da, dil meselesi hayati önemini korumaktadır. Özgürlük anı yaklaştıkça, bu özlem giderek daha da güçlenmektedir.”
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.