Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı “2025 Adalet İstatistikleri”, Türkiye’de kadınların şiddete karşı yargı mekanizmalarına yoğun bir şekilde başvurduğunu ancak devletin koruma yükümlülüğünü yerine getirmekte yetersiz kaldığını gözler önüne serdi. Bakanlık verilerine göre, 2025 yılında 1 milyon 47 bin 288 ayrı önleyici tedbir kararı verilmesine rağmen, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) verileri aynı yıl katledilen 294 kadından en az 23’ünün koruma kararı altında olduğunu ortaya koydu.
Kadın cinayetlerindeki artış ve devletin sorumluluğuna dair değerlendirmelerde bulunan KCDP Ankara Temsilcisi Elif Başak Buluç, koruma kararlarının sadece kağıt üzerinde kaldığını ve etkin bir uygulama sürecinin işletilmediğini vurguladı. Buluç, devletin şiddeti önleyici politikalar yerine aile odaklı söylemleri öncelemesinin kadınları daha savunmasız bıraktığına dikkat çekti.
Kadına yönelik şiddetin önlenmesinde en önemli hukuki dayanak olan İstanbul Sözleşmesi‘nden tek taraflı çekilmenin sonuçlarına değinen Buluç, “İstanbul Sözleşmesi kadınların en büyük güvencesiydi. 6284 sayılı kanun da o sözleşmenin bir kazanımıdır. Sözleşmeden çıkılması, şiddeti önlemek bir yana dursun, failleri teşvik eden bir zemin oluşturdu” dedi. Hükümetin “Aile Yılı” ve “Aile 10 Yılı” gibi projelerle kadınları aile içine hapsetmeye çalıştığını belirten Buluç, kadınların en çok aile içinde ve en yakınındaki erkekler tarafından katledildiğini hatırlattı.
Kadın katliamlarının yaygınlaşmasında doğrudan devletin sorumluluğu olduğunu ifade eden Buluç, “Devlet sorumluluk almıyor ama bizce tüm sorumluluk devletindir. Ayşe Paşalı, defalarca koruma kararı çıkartmasına rağmen katledilen binlerce kadından sadece biri. Eğer koruma kararı varken kadınlar öldürülüyorsa, o kağıtların kadınları korumadığı çok açıktır. Karar çıkartmak yetmez, o kararların titizlikle uygulanması gerekir” diye konuştu. KCDP verilerine göre, katledilen kadınların birçoğunun tedbir kararı bulunmasına rağmen hayattan koparıldığı gerçeği, sistemdeki derin boşlukları bir kez daha kanıtladı.
Son yıllarda artış gösteren “şüpheli kadın ölümleri” konusuna da değinen Buluç, yargı ve kolluğun bu dosyaların peşine düşmediğini belirtti. Gülistan Doku ve İpek Er davalarını örnek gösteren Buluç, şu ifadeleri kullandı: “Neden hep kadınlar yüksekten düşerek ölüyor? Neden kadın ölümleri hep şüpheli bırakılıyor? Devlet bu dosyaların peşine düşmediğinde, failler olayı ‘şüpheli’ kılarak cezadan kurtulmaya çalışıyor. Gülistan Doku dosyasında 6 yıl sonra atılan adımlar, sürecin ne kadar bilinçli bir şekilde sürüncemede bırakıldığını gösteriyor.”
Yaşanan sistematik şiddetin ancak örgütlü bir mücadele ile aşılabileceğini söyleyen Buluç, toplumsal bir sorun olan kadın cinayetlerinin bireysel çabalarla çözülemeyeceğini vurguladı. İstanbul Sözleşmesi’nin kadınların mücadelesiyle kazanıldığını hatırlatan Buluç, “Bir araya geldiğimizde neleri başarabileceğimizi gördük. Gündemimizde hâlâ geri alacağımız bir İstanbul Sözleşmesi var. Biz bitti demeden bu mücadele bitmeyecek” dedi.
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.