Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullara yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırıların ardından eğitim camiası ayağa kalktı. Yaşananların münferit olaylar değil, toplumsal bir mesele olduğunu belirten eğitimciler, şiddeti besleyen politikalara tepki göstererek Milli Eğitim Bakanlığı’nı sorumluluk almaya çağırdı.
Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde 14 Nisan’da Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ne düzenlenen silahlı saldırıda 16 kişi yaralanmıştı. Bu olayın şoku sürerken, Kahramanmaraş’ta bir başka okula yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırıda 10 kişi yaşamını yitirdi. Yaşanan katliam niteliğindeki saldırıların ardından eğitim emekçileri, Türkiye genelinde sokağa çıkarak eğitim sistemindeki güvenlik zafiyetini ve şiddeti körükleyen politikaları protesto etti. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in istifasını talep eden öğretmenler, okulların sahipsiz bırakıldığını vurguladı.
İstanbul’da düzenlenen kitlesel eylemlerde söz alan eğitimciler, şiddet sarmalının ancak toplumsal bir dayanışma ile aşılabileceğine dikkat çekti. Eğitimci Meral Altunhan, öğretmenlerin bu şiddet sarmalıyla tek başına mücadele edemeyeceğini ifade ederek, öğrenci, veli ve öğretmen arasındaki bağın güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Altunhan, “Çocuklarımızın ruh sağlığına en az akademik başarıları kadar önem vermeliyiz. Okulda ne yaşanıyor, arkadaşlarıyla veya öğretmenleriyle bir problemleri var mı? Velilerin bu soruları her gün çocuklarına sorması ve bizimle irtibat halinde olması gerekiyor” dedi.
Eğitimci Nazife Bayrak Tosu, şiddetin bu denli yaygınlaşmasının temelinde izlenen devlet politikalarının yattığını savundu. Şiddetin yaşamın her alanına sirayet ettiğini belirten Tosu, “Kadın cinayetlerinden iş cinayetlerine kadar her alanda şiddetle karşılaşıyoruz. Bu durum koruyucu önlemlerin alınmamasının, adaletin ve hukukun işletilmemesinin bir sonucudur. Şiddetin normalleştirildiği bir süreçte, suç işleyenlerin yanına kâr kalması bu sarmalı büyütüyor” ifadelerini kullandı. Tosu, okulların siyasal iktidarların çıkarları doğrultusunda birer “torna” haline getirilmemesi gerektiğini, bilimsel ve ana dilde eğitim gibi evrensel değerlerin esas alınması gerektiğini vurguladı.
Okullardaki fiziksel eksikliklere ve güvenlik sorunlarına değinen Ruşen Eşref Arslan, okullarda temizlik ve güvenlik görevlisi kadrolarının boşaltıldığını hatırlattı. Arslan, “Veliler gelip okulu temizlemek zorunda kalıyor. Güvenlik görevlisi bulunmaması, eğitimdeki özelleştirme planlarının bir yansımasıdır. Ayrıca televizyonlardaki şiddet içerikli dizilerle çocuklar olumsuz etkileniyor. Bu sistemin bir bütün olarak değişmesi şart” dedi.
Eğitimci Özlem Çağdaş ise okullardaki şiddetin toplumsal bir yara olduğunu ve bu sorunun medya ayağıyla körüklendiğini ifade etti. Çağdaş, “Şiddet uygulayanların rol model olarak sunulduğu bir toplumda öğretmenler yalnız bırakıldı. İdareciler, öğrenciler ve toplumun tüm kesimleri bir araya gelerek şiddeti yenebiliriz” çağrısında bulundu.
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.