Kuzey ve Doğu Suriye’de başlatılan yeni idari dönem, anadilde eğitimden ENKS’nin siyasi duruşuna ve petrol gelirlerinin paylaşımına kadar birçok alanda kırılgan dengeleri yeniden belirliyor. Aşiretlerin yönetim süreçlerine katılımının yetersiz kalması, bölgedeki ekonomik memnuniyetsizlikleri artırarak yeni güvenlik sorunlarına yol açabileceği uyarısı yapılıyor.
Bölgedeki kurumların ve savunma yapılarının merkezi sisteme entegrasyonuyla başlayan bu yeni idari süreçte; Haseke’deki anadilde eğitimle ilgili gerilimler, Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS)’nin siyasi tutarsızlıkları ve enerji bölgelerindeki aşiret dinamikleri, çok yönlü bir denge arayışını ortaya koyuyor.
2015’ten beri devam eden bağımsız idari ve askeri yapılanmanın merkezi devlet kurumlarına entegrasyonu, Fırat’ın doğusunda yeni bir kurumsal düzenlemeyi beraberinde getirdi. Ancak bu yapısal değişim, bölgedeki tarihsel ve toplumsal talepleri ve çıkar çatışmalarını çözmedi. Haseke merkezli anadilde eğitim tartışmaları, ENKS’nin siyasi tutumu ve Fırat havzasındaki petrol bölgeleriyle Arap aşiretlerinin yerel denge talepleri, yeni dönemin en kritik gündem maddelerini oluşturuyor.
Yerel kaynaklar ve siyasi çevrelerden gelen bilgiler, Haseke’den Deyrizor kırsalına uzanan hatta yaşanan gelişmelerin, entegre yapının toplumsal meşruiyeti ve ekonomik sürdürülebilirliği açısından kritik bir sınav olduğunu gösteriyor.
Haseke ve Kamışlı’da yeni idari takvimin başlamasıyla birlikte en önemli gündem maddelerinden biri, bölgedeki eğitim modelinin geleceği oldu. Yıllardır yerel dinamiklerle inşa edilen ve korunmaya çalışılan anadilde eğitim hakkı, resmi entegrasyon sürecinde merkezi müfredatla uyum tartışmalarının odağına yerleşti. Bu süreçte ENKS, geçmişten gelen Şam odaklı denklik argümanını devam ettirerek, yerel eğitim kurumlarına karşı mesafeli duruşunu ve boykot çağrılarını sürdürüyor.
Ancak siyasi gözlemciler, askeri ve kurumsal yapıların merkezi sisteme dahil olduğu bir dönemde ENKS’nin bu tavrının derin bir meşruiyet krizine yol açtığını belirtiyor. Türkiye destekli Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) çatısı altındaki ortaklığını sürdüren konseyin, bir yandan Afrin ve Azez’deki yapılarla işbirliği yaparken, diğer yandan Fırat’ın doğusundaki eğitim süreçleri üzerinden hak savunuculuğu iddiasında bulunması, yerel kamuoyunda inandırıcılığını zedeleyen temel bir çelişki olarak görülüyor. Bölgedeki sivil toplum aktörleri, anadilde eğitimin anayasal güvence altına alınması mücadelesi yerine ENKS’nin dış siyasi çıkarlara dayalı engellemelerinin, Kürtlerin ortaklaşma zeminine katkı sağlamadığını ifade ediyor.
Haseke’deki siyasi meşruiyet tartışmalarının bir diğer önemli boyutu ise Rümeylan ve el-Ömer petrol sahaları üzerindeki denetim ve paylaşım mekanizmaları. Sahaların merkezi petrol idaresi ve ilgili bakanlıkların envanteriyle uyumlu hale getirilmesi süreci, enerji kaynakları üzerindeki yetki ve gelir dağılımını yeniden şekillendirdi.
Enerji uzmanları, daha önce bölgedeki fiili bölünmüşlükten kaynaklanan kayıt dışı petrol sevkiyatları ve kaçakçılık ağlarının, yeni entegrasyon kurallarıyla hukuki ve operasyonel denetim altına alındığını vurguluyor. Ancak petrol gelirlerinden yerel altyapıya, belediye hizmetlerine ve bölgenin yeniden inşasına ayrılacak pay konusu, merkezi bürokrasi ile yerel temsilciler arasındaki müzakerelerin kilit noktasını oluşturuyor. Kaçakçılık yollarının ortadan kalkmasıyla gelir kaybına uğrayan bazı yerel çıkar gruplarının gerilim yaratma çabaları, enerji sahalarının güvenliğinin sadece askeri değil, aynı zamanda adil ekonomik mekanizmalarla sağlanması gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor.
Enerji bölgelerinin kontrolü, Fırat kıyısındaki Arap aşiretlerinin sosyolojik yapısıyla doğrudan ilişkili kalmaya devam ediyor. Deyrizor ve Haseke kırsalında yaşayan el-Akidat ve el-Baggara gibi aşiretlerin bazı kolları, geçmişteki komuta ve yetki gerilimlerinin ardından, yeni dönemde yerel yönetimlerde doğrudan temsil edilme ve kaynaklardan hakça yararlanma taleplerini sürdürüyor.
Güvenlik analistleri, askeri güçlerin merkezi ordu ve güvenlik yapısına entegrasyonunun, aşiretler üzerinden gerçekleştirilen dış kışkırtma imkanlarını azalttığına işaret ediyor. Ancak, yerel aşiret meclislerinin yönetim süreçlerine etkin katılımının sağlanamaması halinde, bölgedeki ekonomik hoşnutsuzlukların yeni güvenlik zafiyetlerine yol açabileceği belirtiliyor.
Bu durum, aynı zamanda Fırat kıyısındaki çöl hattında aktif olan DAİŞ hücrelerinin, bölgedeki olası güvenlik boşluklarını istismar etme riskini canlı tutuyor.
Fırat’ın doğusunda gerçekleşen kurumsal entegrasyon, bölgedeki çatışma dinamiklerini yeni bir müzakere ve temsil evresine taşımış bulunuyor.
Haseke’deki anadilde eğitim talepleri karşısında ENKS’nin sürdürdüğü çelişkili siyasetin yerel tabanda desteğini azalttığı görülürken, petrol bölgeleri ve aşiret coğrafyasındaki beklentiler, kalıcı istikrarın yalnızca askeri komuta zinciriyle değil, çoğulcu yerel meclisler ve adil kaynak dağıtımıyla sağlanabileceğini ortaya koyuyor. Önümüzdeki süreçte, yerel hakların yeni idari yapı içinde nasıl temsil edileceği ve dış müdahalelere karşı inşa edilecek ortak iradenin, Kuzeydoğu Suriye’nin geleceğindeki en kritik belirleyiciler olmaya devam edeceği vurgulanıyor.
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.