Cumartesi Anneleri ve İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyonu, 15 Şubat 1995’te gözaltında kaybedilen Rıdvan Karakoç’un dosyasının zaman aşımına uğraması kararına karşı İstanbul Kartal’da bulunan Anadolu Adliyesi önünde basın açıklaması düzenledi.
Açıklamaya Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, DEM Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, insan hakları savunucuları ve çok sayıda kişi katıldı. Karakoç’un fotoğraflarının taşındığı açıklamada söz alan İHD Eş Genel Başkanı Oya Ersoy, Rıdvan Karakoç’un Kürt sivil siyaseti içinde aktif olarak yer aldığını ve defalarca gözaltına alındığını belirtti. Ersoy, Karakoç’un yaşamından endişe duyduğunu, ailesine ve avukatına sürekli gözaltına alınabileceğini ve tehditler aldığını söylediğini aktardı. Bu nedenle Karakoç’un gözaltına alınmasından kısa bir süre önce avukatına vekaletname verdiğini ifade eden Ersoy, 2 Mart 1995’te saat 15.00 sıralarında bulunduğu cansız bedeninin otopsi raporunda şiddet ve işkence bulguları taşıdığının açıkça ortaya konulduğunu vurguladı. Ersoy, Karakoç’tan günlerce haber alamayan ailesinin onu aramaya devam ettiğini sözlerine ekledi.
Oya Ersoy, Rıdvan Karakoç’un cenazesinin 30 Mayıs 1995 tarihinde kardeşi Mehmet Karakoç tarafından teşhis edildiğini ve Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’ndan çıkarılarak Gaziosmanpaşa’daki aile mezarlığına defnedildiğini dile getirdi. Ersoy, “Dosya kapsamında, Rıdvan Karakoç’un ölü bedeninin bulunduğu gün düzenlenen tutanakla, üzerindeki giysilerin Adli Tıp Kurumunda emanete teslim edildiği de kayıt altına alınmıştı. Ancak dosyanın tamamına baktığımızda son derece önemli bir belge ve delil niteliğinde olmasına rağmen Rıdvan Karakoç’un giysileri üzerinde hiçbir inceleme yapılmadığını, DNA tespiti yoluna gidilmediğini görüyoruz. Bu durum dosya açısından son derece önemli bir eksiklik oluşturmaktadır. Karakoç ailesi ve vekilleri, dosyada birçok tanığın dinlenmesini talep etti. Dinlenen tanıkların tamamı, Rıdvan Karakoç’un gözaltında kaybedildiğine ilişkin önemli bilgiler verdi” diye konuştu.
Zorla kaybetme fiilinin devam eden bir suç niteliği taşıdığını ve zaman aşımı hükümlerinin bu fiil bakımından uygulanmasının mümkün olmadığını belirten Oya Ersoy, yargının buna dikkat etmediğini vurguladı. Birleşmiş Milletler (BM) Zorla Kaybetmelere Karşı Sözleşme’sinde de Karakoç’un durumuna ilişkin zaman aşımının uygulanamayacağını ifade eden Ersoy, “Zorla kaybetme insanlığa karşı işlenen bir suçtur. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı uygulanamaz. Türkiye Cumhuriyeti, Birleşmiş Milletler Zorla Kaybetmelere Karşı Sözleşme’yi imzalamamakta ve onaylamamakta direnmektedir. Zaman aşımı ise zorla kaybetme suçlarında adeta ‘suçun üzerini örten bir örtü’ olarak kullanılmaktadır. Rıdvan Karakoç dosyası hakkında yaptığımız itirazın kabul edilmesini, soruşturmanın devamı yönünde karar verilmesini ve sorumluların yargı önüne çıkarılmasını talep ediyoruz” dedi.
Gözaltında kaybettirilmenin 1915’ten bu yana muhaliflere yönelik uygulanan bir devlet politikası olduğuna dikkat çeken İHD Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Eren Keskin, “Bu suçların faili belirsiz değil, faili belli” dedi. Adalet Bakanı’nın son zamanlarda 15 yıl önceki dosyaları gündeme getirdiğini ancak Rıdvan Karakoç’un ailesinin 1995’ten beri beklediğini hatırlatan Keskin, “Bu dosyada o kadar çok delil var ki Adalet Bakanı isterse iki günde bu dosyanın katillerini ortaya çıkarabilir. Ama çıkartmazlar, çıkartmayacaklar. Bunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Biz zaman aşımından düşme kararı verildiği için tüm dosyalarda olduğu gibi itirazımızı yaptık. Biliyoruz itirazımız da kabul edilmeyecek. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu örgütlü suçunu işlemeye devam edebilmek için BM Zorla Kaybetmelere Karşı Sözleşmesini imzalamıyor. Eğer imzalasa bu suçlarda insanlığa karşı suç olarak tanımlanacak ve bu suçlarda zaman aşımı geçerli olmayacak. Bilerek bu sözleşmeyi imzalamıyorlar çünkü katilleri korumaya devam ediyorlar. İtirazımız kabul edilmezse Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) o da olmazsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gideceğiz. Sonuna kadar mücadelemizi vereceğiz” diye konuştu.
Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç da adaletin 31 yıldır Beykoz Adliyesi’nin raflarında bekletildiğini söyledi. Kendi ısrarlarıyla birkaç tanık dinlettiklerini ancak buna rağmen kimseye bir soruşturma açılmadığını belirtti. Karakoç, kendisinin 1994’te gözaltına alınarak Rıdvan abisini sorduklarında sivil polisler tarafından tehdit edildiğini, “İsterseniz sizin evinizi bombalarız, evinizi başınıza yıkarız. Hiçbir şekilde de bizim yaptığımızı ispat edemezsiniz” denildiğini aktardı. İş yerlerine gelip “Akıllı olun, sağa sola karışmayın. Biz sizin babanızı da tanıyorduk. Babanız dindar bir insandı. Bu işlerden elinizi eteklerinizi çekin” şeklinde tehdit edildiklerini, abisinin sürekli yolda çevrilip tehdit edildiğini ve iş yerinin önünde kardeşine kurşun sıkıldığını ifade etti. Karakoç, evlerine baskına gelen sivil polislerin hepsinden şikayetçi olduğunu ve savcılığa ifade verdiğini belirterek, “Savcı isterse o zaman bizim evimize baskın yapan, Rıdvan’ı arayan insanların hepsini ortaya çıkarabilir. Ancak biz 31 yıldır Galatasaray Meydanı’nda adalet talebimizi haykırarak, tanıkların dinlenmesini istiyoruz. Devletin asli görevi olan hukukun sağlanması, adaletin sağlanması görevini kendilerine hatırlatıyorum. Bugün zaman aşımı bahanesiyle dosyamız kapatılıyor. İnsana sormazlar mı, ne yaptınız da süreci sonlandırıyorsunuz? Bir kişiye soruşturma mı açtınız? Bir kişinin tanıklarını mı dinlediniz?” sözleriyle tepkisini dile getirdi.
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.