Samer Saha Araştırmalar Merkezi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 45’i siyasi kararların alınma biçiminden memnun olmadığını dile getirdi.
SAMER Saha Araştırmaları Merkezi’nin “Yurttaşların siyaset algısı, alternatif siyaset arayışı ve demokratik katılım olanakları” başlığıyla hazırladığı rapor, ülkenin 14 farklı kentinden 428 kişinin katıldığı çevrimiçi bir anketle gerçekleştirildi. Çalışmada, siyasi katılım haklarına dair bilgi düzeyi, katılımı engelleyen faktörler, bireysel ve kolektif katılım yöntemleri, halk meclislerine yaklaşımlar ve katılımı güçlendirmeye yönelik adımlar kapsamlı bir şekilde incelendi.
Anket sonuçlarına göre, katılımcıların yüzde 45,1’i siyasi kararların alınma biçiminden memnun olmadığını, yüzde 33,9’u ise hiçbir şekilde memnun olmadığını ifade etti. Bu durum, olumsuz değerlendirmelerin toplamda yüzde 79 gibi yüksek bir orana ulaşmasına neden oldu. Buna karşın, siyasi işleyişten “çok memnun” veya “memnun” olduğunu belirtenlerin toplam oranı sadece yüzde 6 seviyesinde kaldı. Bu tablo, mevcut siyasal sistemdeki işleyişe yönelik toplumda belirgin bir memnuniyetsizliğin varlığını gözler önüne serdi.
Görüşülen kişilerin yüzde 39,7’si oy kullanmanın ötesinde siyasi karar süreçlerine katılımın çeşitli yolları olduğunu belirtirken, yüzde 33,4’ü bu yolların var ancak sınırlı olduğunu dile getirdi. Rapor, bu iki yanıtın birlikte ele alındığında, katılımcıların yüzde 73,1’inin seçim dışı katılım imkanlarının olduğuna inandığını ortaya koydu.
Toplumsal veya yerel meselelerde görüşlerini ifade etmek için tercih edilen yollar arasında, yüzde 36,2 ile barışçıl gösteri veya yürüyüşlere katılma, yüzde 26,2 ile sivil toplum kuruluşlarına üye olma, yüzde 21 ile dilekçe veya imza kampanyalarına destek verme ve yüzde 20,3 ile siyasi parti ya da siyasetçilerle iletişime geçme seçenekleri belirginleşti.
Araştırmaya katılanların yüzde 77,3’ü, mahalle veya kent düzeyindeki önemli kararlarda bölge sakinlerinin görüşlerinin doğrudan alınmasının zorunlu olduğunu ifade etti. Yüzde 74,1’i ise yurttaşların sadece seçim zamanlarında değil, seçim dönemleri arasında da alınan kararlarda söz sahibi olması gerektiği konusunda kesinlikle hemfikir oldu. Herhangi bir siyasi parti bağlamı olmaksızın, bir sorunun çözümü için bir araya gelip örgütlenmeyi değerli bulanların oranı ise yüzde 67,3 olarak kaydedildi.
Mahalle ve yerel meselelerdeki kararların halk meclislerinde doğrudan alınmasını “gerekli” veya “çok gerekli” görenlerin toplam oranı yüzde 84,1‘e ulaştı. Benzer bir meclise veya halk toplantısına davet edildiğinde “kesinlikle” veya “muhtemelen” katılacağını belirten katılımcıların oranı ise yüzde 73,9 oldu.
Ancak, halkın doğrudan katılımına dayalı bir siyasetin Türkiye’de yaygınlaşma olasılığını 1-5 ölçeğinde en düşük iki basamakta değerlendiren katılımcıların oranı yüzde 61 oldu. Bu durum, katılımın toplumsal bir arzu olmasına karşın, siyasal ve kurumsal olarak bunun mümkün görülmesi arasındaki önemli bir farkı işaret etti.
Çözülemeyen bir mahalle sorunu karşısında, katılımcıların yüzde 39,7’si mahalle sakinlerinin ortak bir girişim başlatmasını, yüzde 42,5’i ise birden fazla yöntemin birlikte kullanılmasını uygun buldu. “Aktif siyasete katılım yolları” sorusuna verilen yanıtlarda, yurttaşların yüzde 29,2’sinin “siyasete aktif olarak katılmak istemediğini” belirtmesi dikkat çekti. Bu bulgular, ortak sorunlara yönelik kolektif çözüm arayışının her zaman kendiliğinden sürekli ve örgütlü siyasi katılım pratiğine dönüşmediğini ortaya koydu.
Siyasete katılımın önündeki en büyük engel sorulduğunda, katılımcıların yüzde 26,2’si “siyasete katılmak istemediğini” belirtti. Bu tercihin altında yatan nedenler arasında, katılımın etkili olacağına dair inançsızlık (yüzde 15,4), baskı ve korku ortamı (yüzde 15,2), zaman yetersizliği (yüzde 14), yeterli bilgi ve donanıma sahip olmama (yüzde 10,3) ve ülkede siyaset yapma koşullarının yetersiz olduğu düşüncesi (yüzde 8,6) gibi faktörler sıralandı.
Cinsiyet bazlı karşılaştırmalarda, aktif katılım hakları konusunda bilgi eksikliği veya çok az bilgiye sahip olduğunu belirtenlerin oranı kadınlarda yüzde 33 iken, erkeklerde yüzde 11,8 olarak tespit edildi. Aktif siyasete katılma isteksizliğini dile getirenlerin oranı kadınlarda yüzde 39,3 seviyesinde seyrederken, erkeklerde bu oran yüzde 18,1‘de kaldı. Bu önemli farklar, bilgiye erişim ve katılım imkanlarının toplumsal cinsiyet perspektifiyle özel olarak değerlendirilmesi gerekliliğini ortaya koydu.
Yaş gruplarına göre yapılan incelemede, siyasete aktif olarak katılmak istemeyenlerin oranı 18-24 yaş grubunda yüzde 47,6, 25-34 yaş grubunda yüzde 41,2 olarak yüksek seyrederken, 55-64 yaş grubunda yüzde 2,1 ve 65 yaş üzerindekilerde yüzde 5,9 gibi oldukça düşük oranlarda kaldı. Halk meclisi veya halk toplantısına kesinlikle ya da muhtemelen katılacağını ifade edenlerin toplamı ise 18-24 yaş grubunda yüzde 56,3 iken, 55-64 yaş grubunda yüzde 97,8‘e, 65 yaş üzerindekilerde ise yüzde 100‘e ulaştı. Bu, genç kuşaklarda siyasetten uzaklaşma eğilimi ile yaşlı kuşaklarda doğrudan katılım arzusunun keskin farkını gösterdi.
Halkın siyasete daha etkin katılımını sağlamak için atılması gereken ilk adımlar arasında, yüzde 22,9 ile “katılım mekanizmalarının artırılması”, yüzde 21,3 ile “siyasi haklar ve katılım yolları konusunda bilgilendirme”, yüzde 18,5 ile “ifade ve örgütlenme imkanlarının güçlendirilmesi” ve yüzde 17,8 ile “siyasi partilerin karar alma süreçlerini halka ve üyelerine daha açık hâle getirmesi” öncelikli talepler olarak öne çıktı.
Araştırmanın temel sonucu raporda şu ifadelerle özetlendi: “Yurttaşların doğrudan ve kolektif katılıma yönelik güçlü desteği, demokratik siyasetin ilerletilmesi için önemli bir potansiyel sunmaktadır. Ancak bu potansiyelin gerçek bir siyasal kapasiteye dönüşebilmesi, katılımın erişilebilir, güvenilir, eşitlikçi ve sonuç odaklı mekanizmalarla kurumsal bir yapıya kavuşturulmasına bağlıdır.”
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.