Van İpekyolu Belediyesi tarafından düzenlenen “Her Nakış Bir Hikâyedir” temalı çîrok (hikâye) gecesi, geleneksel el sanatlarını ve bu sanatların arkasındaki toplumsal hafızayı bir araya getirdi. Kürt kültürünün önemli bir parçası olan divan geleneğine uygun olarak düzenlenen etkinlikte, kadınların binbir emekle ürettiği eserlerin sadece birer eşya değil, aynı zamanda birer yaşam öyküsü olduğu vurgulandı.
Patik, yün çorap, heybe ve beşik gibi geleneksel objelerle süslenen Sanat Galerisi’ndeki buluşmaya, Barış Anneleri Van Meclisi üyeleri, sivil toplum örgütü temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı. Programda söz alan anneler, geçmişten bugüne taşıdıkları kültürel mirası ve bu süreçte verdikleri emeği katılımcılarla paylaştı.
Etkinliğin açılışında konuşan İpekyolu Belediye Meclis Üyesi Faysal Yacan, kültürel değerlerin yok edilme girişimlerine karşı annelerin büyük bir direnç gösterdiğini ifade etti. Yacan, “Annelerimiz büyük bir emekle bu kültürü bugüne taşıdı. Her nakışa acılarını, sevinçlerini ve yaşamlarını dokudular. Bu mirasın yeni nesiller tarafından sahiplenilmesi en büyük temennimizdir” dedi.
Barış Anneleri Van Meclisi üyesi Hanife Koçak ise kültürel yozlaşmaya dikkat çekerek, geleneksel kıyafetlerin ve dilin korunmasının önemine değindi. Koçak, annelerin bu değerleri yaşatma konusundaki öncü rolünü hatırlattı.
Programda kişisel hikâyelerini anlatan kadınlar, el emeğinin makineleşme karşısındaki durumuna ve geçmişteki zorlu yaşam koşullarına dikkat çekti. Barış Anneleri Van Meclisi üyesi Kewê Işık, eskiden her ihtiyacın el emeğiyle karşılandığını belirterek şunları söyledi:
“Kadınlar işlerini bitirmek için büyük bir çaba harcardı. Her nakışın bir adı, bir anlamı vardı. Gulsarya, Tiyarî gibi motifler üzerine şarkılar söylenirdi. Bu nakışlar, doğadan toplanan bitkilerle elde edilen kök boyalarla renklendirilirdi. Bugün bu emeklerin yerini makineler aldı ancak o ruhun yaşatılması gerekiyor.”
Köyden kente göç sürecinde kültürel bağların zayıfladığına değinen Hediye Koçak, el sanatlarının bir eğitim disiplini olarak görülmesi gerektiğini belirtti. Koçak, “Bu sanatları köylerde öğrendik ancak şehre taşındığımızda bir kısmını geride bıraktık. Eğer bu kültürü devam ettirseydik, bugün kızlarımız da bu kadim sanatları biliyor olurdu” diyerek kültürel aktarımın önemini vurguladı.
Besna Akdoğan ise köy yaşamındaki ağır iş yükünün yanı sıra kadınlar üzerindeki toplumsal baskılara da değinerek, üretimin her aşamasında kadının imzasının olduğunu hatırlattı. Program, annelere sunulan hediyelerin ardından çekilen halaylar ve seslendirilen ezgilerle sona erdi.
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.