Türkiye sinemasının usta ismi Kadir İnanır, tedavi gördüğü hastanede 77 yaşında yaşamını yitirdi. İnanır, beyaz perdedeki unutulmaz rolleri kadar toplumsal meselelerdeki vicdanlı ve barış odaklı duruşuyla da Türkiye’nin demokratik hafızasında derin bir iz bıraktı.
Sinemanın usta oyuncusu, 14 Mayıs’ta rahatsızlanarak kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Yaşamının son döneminde çeşitli sağlık sorunlarıyla mücadele eden İnanır, İstanbul’da bir süredir zatürre tedavisi görüyordu. 15 Nisan 1949’da Ordu’nun Fatsa ilçesinde doğan İnanır, sinema kariyerine fotoromanlarla başlamış, kısa sürede toplumsal gerçekçi sinemanın en güçlü yüzlerinden biri haline gelmişti.
Kadir İnanır’ı sadece bir aktör olarak tanımlamak, onun bıraktığı mirası eksik bırakmak demektir. O, sanatını toplumsal mücadeleden ayırmayan; yaşamı boyunca adalet, eşitlik ve barış düşüncesini savunan bir aydın olarak öne çıktı. 1970’li yıllardan itibaren sol ve sosyalist düşünceye yakın duran İnanır, canlandırdığı karakterlerle halkın vicdanını temsil etti.
Yılanların Öcü, Tatar Ramazan, Katırcılar ve İsyan gibi filmlerde ağalık düzenine, sömürüye ve haksızlığa başkaldıran karakterlere hayat verdi. Oynadığı her rol, Türkiye’deki adaletsizliğin ve ezilen insanların öfkesinin birer yansımasıydı. İnanır, bağımsız bir sanatçı ve aydın kalabilmek adına siyasi teklifleri reddederek, gücünü her zaman halktan ve doğrulardan aldı.
İnanır, özellikle Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl yollarla çözülmesi konusunda en cesur seslerden biriydi. Bölgede çok sayıda film çeken ve halkın sorunlarını yakından gözlemleyen bir sanatçı olarak, meselenin sadece güvenlik eksenli ele alınamayacağını her fırsatta dile getirdi. 2013 yılında başlayan çözüm sürecinde Akil İnsanlar Heyeti’nde yer alarak Anadolu’yu karış karış gezdi ve barışı anlattı. “Bu topraklara barış gelmedikçe hiçbir şey olmaz” diyerek, toplumsal uzlaşmanın önemine vurgu yaptı.
Toplumsal barışın ancak sorunun tüm muhataplarıyla diyalog kurularak sağlanabileceğine inanan İnanır, bu konudaki fikirlerini paylaşmaktan asla çekinmedi. Abdullah Öcalan ile ilgili yaptığı değerlendirmelerde, meselenin çözümü için tarafların muhatap alınması gerektiğini savundu. Barışın siyasi bir cesaret gerektirdiğini vurgulayan İnanır, dönem dönem ağır eleştirilere maruz kalsa da geri adım atmadı.
İnanır’ın yaşamındaki en büyük destekçisi, kendisi gibi sanatçı ve hak savunucusu olan hayat arkadaşı Jülide Kural oldu. İnanır, Kural’ın demokratik mücadele ve basın özgürlüğü alanındaki çalışmalarında daima yanında durarak dayanışma sergiledi.
Kadir İnanır, alkışlandığı dönemlerde olduğu kadar, yalnız bırakıldığı dönemlerde de inandığı doğruları söylemeye devam etti. Onun için sanat, sadece beyaz perdedeki bir hikaye değil, hayatın içinde taraf olabilme cesaretiydi. Arkasında yüzlerce film ve unutulmaz karakterler bırakan İnanır, Türkiye tarihine hem büyük bir sanatçı hem de barış ve adalet arayışından vazgeçmeyen bir aydın olarak geçti.
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.