Federe Kürdistan Bölgesi’nin Süleymaniye kentinde silahlı saldırı sonucu katledilen gazeteci ve Jineoloji Kadın Bilimi Akademisi üyesi Nagihan Akarsel’in aramızdan ayrılışının üzerinden dört yıl geçti. Akarsel’i anan meslektaşları İbrahim Aslan ve Deniz Nazlım, onun kadın odaklı habercilik anlayışının ve güçlü gazetecilik tarzının üzerlerindeki etkisinin sürdüğünü belirtti.
Dicle Haber Ajansı’nda (DİHA) Nagihan Akarsel ile 2010-2014 yılları arasında çalışan İbrahim Aslan, Akarsel’in özgür basında çalışmayı sadece gazetecilik yapmak olarak görmediğini, bunu politik ve toplumsal bir sorumlulukla ele aldığını ifade etti. Aslan, Akarsel ile Ankara’da tanıştığını ve onun jineoloji çalışmaları için Güney Kürdistan’a gidene kadar 4 yıl boyunca kesintisiz birlikte çalıştıklarını dile getirdi.
Birlikte çalıştıkları dönemde özgür basına yönelik yoğun politik baskıya dikkat çeken Aslan, Akarsel’in de bu süreçte önemli sorumluluklar üstlendiğini vurguladı. Aslan, “O dönem ‘KCK basın operasyonu’ olmuştu. Birçok arkadaş tutuklanmıştı. 2014’te Kobanê süreci yaşandı. Yoğun operasyonlar, gazeteci tutuklamaları nedeniyle az sayıda deneyimli arkadaş kalmıştı. Sonuçta politik gazetecilik yapıyorduk. Özgür basın çalışanlarıydık. Haliyle bu zaten kişinin kendi duyarlılığı dışında özgür basında çalışmak, zaten belli bir politik çerçeveyle yaşama bakmak ve sorumluluk almaktı. Ama bunu daha titiz yapan, daha fazla özveriyle çalışan tabii ki arkadaşlarımız oldu. Nagihan aslında böyleydi” şeklinde konuştu.
Nagihan Akarsel’in yazmayı ve araştırmayı çok sevdiğini, bu tutkusunu çalışma arkadaşlarına da aktarmaya çabaladığını söyleyen Aslan, “Sürekli kafasında kitap yazmak, yazı yazmak vardı. O dönemde de gazeteye analizler, kadınlara dair yazılar yazardı. Bir de yaşamda olduğu gibi ayrıntıcıydı, dikkat ederdi, süzgeçten geçirirdi. Ben Nagihan’a hep ‘Sen normalde muhabir değil, araştırmacı olmalısın’ derdim. Rutin habere de giderdi ama asıl araştırma, yazı, dosya haberi yapmalıyız derdi. ‘Her gün yapılan açıklamaya gidiyoruz, bunları yapmamız gerekiyor ama bizim işimiz bu olmamalı. Fark yaratmamız ve yaptığımız işin tarihe mal olması için araştırmacı gazeteciliğe odaklanalım. Dosya haberi yapabilecek, iyi röportajlar yapabilecek arkadaşlar yetiştirelim’ derdi” ifadelerini kullandı.
Akarsel’in kadın haberciliğinde kullanılan dili sürekli sorguladığını ve bu konuda çalışma arkadaşlarıyla tartışmalar yürüttüğünü belirten Aslan, şunları aktardı: “Kadın haberciliğine dair yaklaşım bugünkü kadar değildi ama Nagihan bizi ikna etmek için ciddi tartışmalar yürütürdü. Kadın meselesi ve diğer kimliklere dair bir kelimeyi bile, ‘Bu böyle değil, böyle olmalı’ diye tartışırdı. Haberciliğini kadın haberciliği üzerine oturturdu. Bizim haberde alışkanlıklarımız vardı, bazı kelimeleri düşünmeden kullanırdık. Bunun yanlış olduğunu söyleyen arkadaşların başında Nagihan gelirdi. Kadın ya da öteki kimlikler olunca, ‘Bu bizim dilimiz olmamalı, bunu değiştirmeliyiz’ derdi. Bir haber olduğunda, kadın haberi ise bir kadın arkadaşın kontrolüne geçmesini isterdi. Ben haber müdürü olduğumda bile ‘Nagihan, buna bir sen bak’ derdim. Çünkü bu konuda onun bilgisine ve duyarlılığına güveniyorduk.”
Aslan, Nagihan Akarsel’in kadın meselesine yaklaşımının toplumsal cinsiyet rollerinin bütününü sorguladığını, bu arayışın jineoloji çalışmalarına taşındığını da ekledi. “Kadında da erkek yaklaşımlarının güçlü olduğunu söylüyordu. Bunun sadece ‘Kadındır, kadın bakış açısı vardır’ meselesi olmadığını, bunun toptan değişmesi gerektiğini düşünüyordu. Toplumsal cinsiyet rollerini hem kadına hem erkeğe dönük çok ciddi sorguluyordu. Bulunduğu her alanda bunun tartışmasını yürütüyordu. O tartışma ve arayış aslında onun jineoloji çalışmalarını da çok öne çıkardı” dedi.
Nagihan Akarsel’in Güney Kürdistan’a gidişinin uzun süredir devam eden arayışının bir parçası olduğunu belirten Aslan, onun kadın, Mezopotamya ve tarih üzerine çalışmalar yapmak istediğini söyledi. Aslan, “Nagihan’ın geçmiş politik yaşamından dolayı daha önce de bunları konuşurduk. ‘Benim için tamamlanmamış bir şey var’ derdi. Kadın meselesi üzerine, Ortadoğu ve Mezopotamya’da çok önemli araştırmalar yapmak gerektiğini söylerdi. Rojava’dayken de görüşüyorduk. Bölgeyi geziyor, taşlar, anıtlar, kadın figürleri buluyordu. ‘Ben burada çok önemli şeyler buldum’ diyordu. O dönem dosya haberlerini yaptı, yazdı, çizdi. Çok mutlu olmuştu. Yani arayışını tamamlamaya çalışıyordu” diye konuştu.
Nagihan Akarsel’in katledilmesini sıradan bir suikast olarak görmediğini belirten Aslan, cinayetin kadın özgürlük mücadelesi ve jineoloji çalışmaları bağlamında ele alınması gerektiğini ifade etti. Aslan, “Nagihan’ın katledilme meselesini erkek egemen yapıyla, devlet mantığıyla ilişkilendirmek gerekiyor. Basit bir suikast ya da katledilme meselesi değil. Kadın bakış açısına, jineoloji çalışmalarına dönük bir saldırı olarak görmek gerekiyor. Tam da İran’da kadınların ayağa kalktığı, bütün dünyada ‘Jin, Jiyan, Azadî’ sloganlarının atıldığı bir dönemde Nagihan’ı katletmeleri basit ele alınamaz. O nedenle yüzleşilmesi ve hesabının verilmesi gereken bir durum” ifadelerini kullandı.
Nagihan Akarsel ile 2013 yılında DİHA’da stajyer olarak çalışmaya başladığında tanışan Deniz Nazlım ise, Akarsel’in kendisi için özgür basına başlangıç anlamına geldiğini söyledi. Nazlım, “Ajansa stajyer olarak girdiğimde, ajansta bir kişi vardı. O da Nagihan’dı. Beni karşılamıştı. Yeni bir insanla tanıştığında duyduğu bir heyecanı vardı. İnanılmaz bir enerji yayardı etrafına. O gün oturduk, ne yapmak istediğimi, ne zamandır gazetecilik yaptığımı konuştuk. Dünya tarihinden, kadınlardan, teorik konulardan, sosyalizmden, memleketimden ve onun Konyalı olmasından konuştuk. Nagihan benim özgür basına başlangıcımdı. Her anlamda başlangıcımdı” dedi.
Akarsel’in, gazeteciliği sadece bir meslek olarak görmediğini, asıl olarak bunu yaparken nasıl anlamlandırmak gerektiği ile ilgilendiğini kaydeden Nazlım, şunları aktardı: “Mesela bizde gelenektir. Bir kişi başladığında 10 parmak çalışır. F klavye mi, Q klavye mi seçer. Nagihan benim klavye çalışmam gerektiğini söylediğinde şöyle yapardı mesela, ‘Sen klavye çalışmalısın ve hızlı yazmayı öğrenmelisin’ değil, ‘Deniz bu hani çok teknik bir şey anlama çok odaklanmaz ama aynı zamanda bir şeyi hızlı yazmak da senin zamanı daha tasarruflu kullanmana yarar’ derdi. Yani her zaman nedeni sonucu anlatabilirdi. Teknik olanı hep tali olan, anlama yönelik olanı da hep asli olan olarak anlattı ve bu benim aklıma çok kazındı.”
Nagihan Akarsel’in kadın haberciliğine yaklaşımının da kendisini çok etkilediğini kaydeden Nazlım, “Sadece mağduriyet, şiddet ve olumsuz haberciliğin üzerinden değil, kadın haberciliğinde daha çok pozitif, inşa eden bir haberciliğin olması gerektiği yönünde her zaman itirazlarını ve telkinlerini yapardı. Kadının özne olduğu noktaya odaklanmak gerektiğini söylerdi. Edilgen, öldürülen, yok edilmek istenen, baskıyı gören, bir özne tarafından nesneleştirilmiş kadından ziyade; kadının kendi savunması kendi inşası, kadının verdiği anlamlar üzerine bir habercilikte durmak istediğini her zaman ifade ederdi ve bana tabii ki etkileri oldu” dedi.
Nagihan Akarsel’in kadın-erkek ilişkilerine yaklaşımının da kendisini etkilediğini belirten Nazlım, onun meseleyi biyolojik farklılıklarla sınırlamadığını ifade etti. Nazlım, “Kadın ve erkeğin bir arada nasıl yaşayabileceğini, çalışma yaşamında, bir evde, kardeş olarak, anne-oğul olarak nasıl yaşayabileceğini ve hangi koşullara ihtiyaç olduğunu düşünmek gerektiğini anlatırdı. Benim öğrendiğim temel mesele buydu. Nagihan’ın en büyük özelliklerinden biri anlam yaratmaydı. Bir taş parçası bile onun için çok önemli hale gelebilirdi. Her şeye anlam verilmesi gerektiğine inanıyordu” diye konuştu.
Nagihan Akarsel’in katledilmesinin ardından, geride bıraktığı değerleri aktarmanın kendisi açısından bir sorumluluğa dönüştüğünü belirten Nazlım, şu ifadeleri kullandı: “Nagihan’ın katledilmesinden sonra bendeki en temel duygu, ‘Nagihan bana hangi değerleri bıraktı ve ben bunları nasıl aktarmalıyım’ oldu. Böyle bir değeri aldığında bunu başkasına verme ihtiyacı duyuyorsun. Onun arkadaşlarını gördüğümde işte belki bu röportajın içerisinde İbrahim olacak. İbrahim’le konuştuğumuzda her zaman gelir aklımıza. Onun boşluğu bu tarafımızda sol yanımızı çok acıtıyor. Eksikliği de etkisi kadar tabii büyük oldu. Halâ bizim için bir şekilde etkisi sürüyor.”
Nagihan Akarsel’i katledenlerin ortaya çıkarılması ve cezasız bırakılmaması gerektiğini belirten Nazlım, “O bir gazeteciydi. Süleymaniye’de 11 el kurşun sıkılarak katledildi. Nagihan’ı katleden tetikçinin ve arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılmasını istiyoruz. Eğer bugün bir süreç görüyorsak bu tür katliamların ortaya çıkarılması ve bunlarla yüzleşmemizin önünü açmalı. Nagihan’ı öldüren güçler ortaya çıkana kadar biz arkadaşları olarak bunu yapmaya çalışacağız” dedi.Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.