3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü, Türkiye’de gazetecilerin ağır baskı, yargı kıskacı ve sansürle karşı karşıya olduğu bir atmosferde karşılanıyor. Birleşmiş Milletler tarafından 1993 yılında ilan edilen bu günün yıl dönümünde, Türkiye basın özgürlüğü endeksinde gerilemeye devam ediyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) tarafından hazırlanan 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre Türkiye, 180 ülke arasında 163’üncü sırada yer alarak basın özgürlüğünün en çok kısıtlandığı ülkelerden biri olma özelliğini korudu.
Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) Eş Direktörü Veysel Ok, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmelerde, Türkiye’de basın özgürlüğüne yönelik baskıların sistematik bir hal aldığını vurguladı. Ok, özellikle iktidarın belirlediği “kırmızı çizgileri” aşan gazetecilerin doğrudan yargı eliyle hedef alındığını ifade etti.
MLSA verilerine göre şu an Türkiye’de 28 gazetecinin cezaevinde bulunduğunu hatırlatan Veysel Ok, gazeteciliğin bir suçmuş gibi yargılandığına dikkat çekti. Ok, “Aslında hem toplum hem de gazeteciler açısından oldukça zor bir yılı geride bıraktık. MLSA olarak hukuki desteğe ihtiyacı olan meslektaşlarımıza savunma desteği sağlıyoruz. Türkiye’deki mahkemelerde gazetecilerin hangi maddelerden yargılandığını ve ne kadar ceza aldığını takip ederek raporlaştırıyoruz. Maalesef baskının dozu her geçen gün artıyor” dedi.
Gazetecilere yönelik açılan davaların içeriğine değinen Ok, “Halkın yoksulluğu, yolsuzluklar ve Kürt sorunu gibi temel meselelerde haber yapanlar hedef alınıyor. İktidar, halkın tek bir elden bilgi almasını istediği için farklı sesleri susturmaya çalışıyor. Bu kapsamda gazetecilere ‘örgüt üyeliği’, ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ veya yeni ‘dezenformasyon yasası’ gibi gerekçelerle davalar açılıyor” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de basın özgürlüğünün önündeki en büyük engelin yasaların kendisinden ziyade uygulamadaki hukuksuzluklar olduğunu belirten Veysel Ok, mevcut Anayasa’nın aslında basın özgürlüğünü güçlü bir şekilde koruduğunu söyledi. Ok, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden bile daha güçlü korumalar içeriyor. Ancak temel sorun, yargı bürokrasisinin Anayasa’yı uygulamamasıdır. Eğer bugün Anayasa uygulansaydı, cezaevindeki gazetecilerin çoğu, Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala gibi isimler şu an özgür olmalıydı. Terörle Mücadele Kanunu gazetecilerin üzerinde bir kılıç gibi sallandırılıyor.”
Kürt basınına yönelik baskıların özel bir boyutu olduğunu ifade eden Ok, bu baskıların 1990’lı yıllardan beri kesintisiz sürdüğünü kaydetti. Kürt meselesinin demokratik ve hukuki bir zeminde çözülmemesinin basın üzerindeki baskıyı tetiklediğini belirten Ok, şunları söyledi:
“Kürt meselesine dair haber yapan, bu konuda iktidarı eleştiren veya sahadan bilgi aktaran gazeteciler yargı sopasıyla karşılaşıyor. Bu durum, iktidarın ve yargının meseleye sadece güvenlikçi bir pencereden bakmasıyla ilgilidir.”
Son olarak toplumsal dayanışmanın önemine vurgu yapan Veysel Ok, basın özgürlüğünün genel demokratik ortamdan bağımsız olmadığını belirtti. Ok, “1 Mayıs’ta gördüğümüz gibi insanların toplantı ve gösteri hakları engelleniyor. Basın özgürlüğü de bu bütünün bir parçasıdır. Tüm siyasi ve ideolojik farklılıkları bir kenara bırakarak haberi ve haberciliği savunmak için dayanışma içinde olmalıyız” dedi.
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.