ABD-İran gerilimi ekseninde Hürmüz Boğazı’nın alternatifi olarak Kızıldeniz’in stratejik önemi artarken, gerilimin Yemen cephesine taşınmasıyla bölgede çatışmalar şiddetleniyor. Bu durum, küresel petrol piyasasının geleceği üzerindeki belirsizliği derinleştiriyor.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı ve İran’ın nükleer kapasitesini yok etme iddiasına dayanan operasyonlar yedinci ayına girdi. Hava saldırılarıyla başlayan bu süreçte yeni cepheler açılıyor, yeni silahlar deneniyor ve yeni taktikler sahneleniyor. Savaşın ilk altı ayı, ABD’nin İran’ın altyapısına ve askeri hedeflerine yönelik hava saldırıları, İran’ın Körfez ülkelerindeki ABD üslerine misilleme saldırıları ile geçti. Bu süreç aynı zamanda müzakere denemeleri ve uygulanmayan ateşkes kararlarıyla da iz bıraktı. ABD’nin her hava saldırısının ardından yapılan İran misillemelerinde yeni füze türleri de ortaya çıktı.
Küresel petrol piyasasının yüzde 20’sinden fazlasının geçtiği Hürmüz Boğazı’nın stratejik konumunun İran tarafından fark edilmesi, İran açısından önemli bir kazanım oldu. İran’ın bölgedeki etkisiyle gemi trafiğinde yaşanan aksaklıklar ve ABD’nin uyguladığı abluka nedeniyle, bazı günlerde gemi trafiği neredeyse durma noktasına geldi.
ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı’nın ABD kontrolünde olduğuna dair açıklamalarına karşın, gemi trafiği verileri farklı bir tablo çiziyor. ABD’nin İran’a yönelik “ekonomik tecrit” adımları ve yaptırımları, İran’da yüksek enflasyona ve alım gücünde düşüşe yol açarken, bu yaptırımların ucu açık bırakılması küresel piyasalarda yeni belirsizlikler doğurdu.
Küresel petrol fiyatlarındaki artışın iç ve dış politikada yarattığı baskı nedeniyle ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) petrol ihracatını Kızıldeniz’e, yani Bab el-Mendep Boğazı’na yönlendirme arayışına girdi. Bu yolla, Hürmüz Boğazı’ndaki potansiyel ihracat kayıplarının Bab el-Mendep Boğazı üzerinden telafi edilmesi hedeflendi.
Ancak 2023’ten bu yana nispeten sakin seyreden Yemen cephesinde, ABD-İran gerilimiyle birlikte başlayan küçük çaplı olaylar, önce Suudi Arabistan gemilerine yönelik kısıtlamalara, ardından da hedef alınan saldırılara dönüştü.
BAE ve Suudi Arabistan’ın, Husi Yönetimi’ne (Ensarullah) karşı desteklediği Yemen Hükümetine bağlı güçlere savaş uçakları sağlamasıyla bölge, yoğun çatışmaların yaşandığı bir cepheye dönüştü. Son üç gündür şiddetli çatışmaların sürdüğü Yemen’de yüzlerce asker ve sivil yaşamını yitirirken, binlerce insan yerinden edildi. Birleşmiş Milletler (BM), ülkede “insani kriz” uyarısı yaptı.
Bu çatışmaların temelinde, Bab el-Mendep Boğazı’nın da Hürmüz Boğazı gibi stratejik öneminin kavranması yatıyor. Bölgedeki aktörler Bab el-Mendep Boğazı’nın tamamını kontrol etme çabasına girerken, Husi Yönetimi Mocha Limanı’nı hedef alarak saldırılarını bu yönde yoğunlaştırdı.
Suudi Arabistan ve BAE ise desteklediği Yemen Hükümet güçleriyle birlikte, Husilerin kontrolündeki stratejik tepeleri ele geçirme mücadelesi veriyor.
Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimin çözümünde kilit bir rol oynayan Kızıldeniz’deki suyolunun geleceğini, bölgedeki çatışmalar belirleyecek. Bab el-Mendep’in Suudi Arabistan ve BAE’nin tam kontrolüne geçmesi durumunda, küresel petrol maliyetine doğrudan büyük bir etkisi olmasa da Hürmüz Boğazı’ndan kaynaklanan maliyetleri önemli ölçüde telafi edebileceği öngörülüyor.
Bu durumun aynı zamanda ABD’nin İran’a yönelik operasyonel planlarını daha rahat hayata geçirmesinin önünü açması hedefleniyor. Ancak bu gelişmelerin Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimi çözüp çözmeyeceği ve İran’ın stratejik elindeki gücün alınıp alınamayacağı hala belirsizliğini koruyor.
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.