enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
49,5755
EURO
55,7087
ALTIN
6.599,24
BIST
11.430,14
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
18°C
İstanbul
18°C
Az Bulutlu
Salı Çok Bulutlu
20°C
Çarşamba Açık
20°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
21°C
Cuma Çok Bulutlu
22°C

İran’daki İdamlar İnsanlık Suçu: Uluslararası Komite’den Küresel Direniş Çağrısı

İran’daki İdamlar İnsanlık Suçu: Uluslararası Komite’den Küresel Direniş Çağrısı
19 Ekim 2026 08:13
A+
A-

İdamlara Karşı Uluslararası Komite Sözcüsü Hasan Salehi, İran’da her yıl yüzlerce kişinin idam edilmesine dikkat çekerek, bu infazları durdurmanın tek yolunun ortak ve topyekûn bir mücadele olduğunu vurguladı. Salehi, idamların adli veya siyasi olarak ayrılmaksızın ele alınması gerektiğini belirtti.

İran’da her yıl farklı gerekçelerle yüzlerce kişi idam ediliyor. Uluslararası Af Örgütü’nün raporlarına göre, İran, Çin’in ardından en fazla idam gerçekleştiren ikinci ülke konumunda. Örgütün 2025 yılı verileri, ülkede en az 2 bin 159 kişinin infaz edildiğini gösteriyor ki bu, 1981’den bu yana kaydedilen en yüksek rakam.

İdamlara Karşı Uluslararası Komite, 2004 yılından bu yana İran’daki idamların durdurulması için mücadele ediyor. Komite Sözcüsü Hasan Salehi, Mezopotamya Ajansı’na yaptığı değerlendirmede, artan infazları ve buna karşı yürütülen direnişi detaylandırdı.

Salehi, idam cezalarına karşı hukuki veya siyasi ayrım gözetmeksizin topyekûn bir mücadelenin şart olduğunu vurguladı. Toplumsal direnişin, idamların yasal olarak kaldırılmasa bile fiilen durdurulmasını sağlayabileceğini belirten Salehi, “Uluslararası Recm Karşıtı Komite’nin çalışmaları bu konuda önemli bir örnektir. Komite, recm cezasının yasalarda kalmasına rağmen, fiilen uygulanmasını durdurmayı başardı. 2010 yılında Sakine Muhammedi Aştiyani’ye verilen recm cezasına karşı örgütlenen güçlü uluslararası kampanya, bu uygulamanın fiilen sona ermesinde etkili oldu” ifadelerini kullandı.

İdam Cezası Alanlar İstatistik Değil, İnsandır

Komitenin çalışmalarına ilişkin bilgi veren Salehi, “İdamlara karşı protestolar ve sokak gösterileri düzenlenmesinden kamuoyunun bilinçlendirilmesine; hükümet yetkilileri, parlamento temsilcileri, Avrupa Birliği kurumları ve Birleşmiş Milletler yetkilileriyle yapılan görüşmelere kadar geniş bir yelpazede çalışmalar yürütüyoruz. Bu kampanyalarda, idama mahkûm edilen kişilerin fotoğraflarını ve kimlik bilgilerini yayımlayarak onları sadece istatistiksel birer sayı olmaktan çıkarıyor, her birine bir yüz, bir isim ve bir kimlik kazandırıyoruz. Toplumun, idam cezası alan her bireyin bir yaşamı, hayalleri ve kendisini bekleyen sevdikleri olan bir insan olduğunu anlamasını istiyoruz” şeklinde konuştu.

Yürütülen çabalar sonucunda birçok kişinin idam cezasının uygulanmasının önüne geçildiğini belirten Salehi, “Siyasi ve adli suçlar nedeniyle idam cezası alan herkes için çalışıyoruz. Bizim için insan hayatları arasında hiçbir ayrım yapılamaz. İdam cezasına istisnasız karşı çıkmak, mücadelemizin temel ilkesidir” ifadelerini kullandı.

Halkın Direnişi Alanlara Yansıdı

İran’da yaygınlaşan tutuklama ve baskı politikalarına değinen Salehi, “Sivil ve toplumsal aktivistlerin ve protestocuların gözaltına alınması, baskı ve şiddet uygulamaları, idamlarla birlikte İran İslam Cumhuriyeti’nin halkla ilişkilerinde sürekli bir unsur olmuştur. Rejim, bu baskı ve idam politikalarıyla toplumu sindirmeyi ve insanları talepleri için mücadele etmekten alıkoymayı hedefliyor. Ancak İran halkları, son yıllarda insani taleplerini dile getirmek için defalarca sokaklara çıktı. Dahası, cezaevleri de birer direniş merkezine dönüştü” dedi.

Cezaevlerinde Kaygı Verici Koşullar

Rejimin halkın iradesini kırmak amacıyla pek çok uygulamaya başvurduğunu belirten Salehi, “Cezaevlerinden gelen haberler son derece kaygı verici. İşkence, işkence altında zorla itiraf alınması ve tutsakların fiziksel ve ruhsal sağlıklarının ciddi tehlikeye girmesi, düzenli olarak bilgi aldığımız ihlaller arasında yer alıyor. Rejim, tutsaklara hiçbir hakları yokmuş gibi davranıyor; onların yaşam ve sağlıkları yönetim için hiçbir önem taşımıyor gibi hareket ediyor. Ocak 2026’daki geniş çaplı gözaltıların ardından birçok aile, yakınlarının akıbetinden uzun süre haber alamadı” şeklinde konuştu.

Hasta tutsaklar Dr. Hamid Kareh Hasanlu ve eşi Farzaneh Kareh Hasanlu’nun durumuna dikkat çeken Salehi, her ikisinin de acilen serbest bırakılması ve tıbbi müdahale görmesi gerektiğini ifade etti.

Mezar Yerleri Bilgisi Ailelerden Gizleniyor

Rejimin, ailelerin yas tutma hakkına dahi müdahale ettiğini belirten Salehi, “Güvenlik güçleri tarafından, idam edilen kişilerin ailelerinin yas törenleri düzenlemesine yönelik geniş kapsamlı kısıtlamalar uygulanıyor. İran yönetiminin, idam edilenlerin gömüldüğü yerleri ailelerine bildirmeyi dahi reddettiğine dair çok sayıda vaka bize ulaştı. Bu durum, ailelerin yalnızca yakınları için özgürce yas tutma ve anma törenleri düzenleme haklarından mahrum bırakılmasına yol açmıyor, aynı zamanda sevdiklerinin nerede defnedildiğini bilmemelerine de neden oluyor. Bu yüzden mezarlarını ziyaret edemiyor ve onlarla son kez vedalaşamıyorlar. Bu tutum, ailelerin acısını ve yaşadığı trajediyi ikiye katlayarak, yakınlarının idam edilmesinden sonra bile üzerlerindeki baskı ve eziyetin sürmesine neden oluyor” değerlendirmesinde bulundu.

Adil Yargılama Yerine Önceden Belirlenmiş Kararlar

İran’da yargısal adaletin yokluğunu vurgulayan Salehi, “Adil yargılama yapılmıyor ve davaların incelenmesinde siyasi saikler belirleyici rol oynuyor. Gözaltına alınan toplumsal aktivistlere ve protestoculara karşı verilen kararların çoğu önceden belirlenmiş oluyor; mahkemeler ise büyük ölçüde göstermelik bir işlev görüyor. İran’da adil yargılanma ilkelerinin açıkça ihlal edildiği, uluslararası insan hakları kuruluşlarının raporlarında defalarca belgelenmiş ve kamuoyuna yansıdı. Ceza adaleti bulunmadığında sanıkların uydurma suçlamalarla yargılandığı açıktır. Davalar güvenlik suçlamalarıyla ilişkilendirilerek sanıklar damgalanıyor; haklarında ağır hapis cezaları, hatta idam cezaları veriliyor. Örneğin, Ocak 2026 protestolarında gözaltına alınan kişilerin davaları hakkında Uluslararası Af Örgütü, bazı tutsakların gözaltına alınmalarından yalnızca birkaç hafta sonra, aceleyle yapılmış ve adil olmayan yargılamalar sonucunda idama mahkûm edildiklerini bildirdi. İşkence altında alınan itiraflar, sorgulama aşamasında avukata erişimin engellenmesi ve muğlak güvenlik suçlamalarının kullanılması, örgütün belgelediği ihlaller arasında yer alıyor” ifadelerini kullandı.

İdamların Gerçek Sayısı Gizleniyor

İran’daki idamların gerçek sayılarına ulaşmanın imkânsız olduğunu belirten Salehi, “Verilere göre 2025 yılında en az 2 bin 159 kişi idam edildi. ‘En az’ ifadesini kullanıyorum; çünkü İran’daki gerçek idam sayısı, kayıtlara geçen rakamların çok üzerinde. Rejim, gerçek idam sayısını gizleyerek devlet eliyle gerçekleştirilen infazların boyutlarını kamuoyundan saklamayı ve bu suçlara karşı uluslararası protestoların büyümesini engellemeyi amaçlıyor. İdamların bir kısmı yönetimin resmi kaynakları tarafından duyuruluyor. Ancak çok sayıda idam, insan hakları kuruluşlarının ve gruplarının yürüttüğü çalışmalar, araştırmalar ve bağımsız raporların derlenmesi sayesinde ortaya çıkarılıyor. Bu nedenle insan hakları kuruluşlarının yayımladığı istatistikler, belgeleme açısından önemli ve değerli olmakla birlikte, İran’daki idamların tüm boyutlarını yansıtmıyor. Buna rağmen bu veriler, İran’da idamların ne kadar yaygın olduğunu ve sistematik biçimde uygulandığını açıkça ortaya koyuyor” dedi.

Cezasızlık Duvarı Yıkılmalı, Sorumlular Hesap Vermeli

İdamların insanlığa karşı suç olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Salehi, “İnsanlığa karşı suç işlendiğinde, bu suçların emirlerini verenler ve uygulayanlar, aralarında sorumlu devlet yetkililerinin de bulunduğu kişiler, soruşturulmalı ve yargılanmalı; yetkili mahkemeler önünde hesap vermelidir. Ancak, bazı güçlü devletlerin siyasi ve ekonomik çıkarlarının, İran İslam Cumhuriyeti yetkililerinin cezasız kalmasına fiilen katkıda bulunduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bunun sonucu, idamların ve bu suçların tekrar etmesi; sorumluların ise işledikleri suçların boyutuyla orantılı bir kovuşturmayla karşılaşmamasıdır. Bu döngüyü sona erdirmek için cezasızlık duvarı yıkılmalı, suçların emirlerini verenler ve uygulayanlar hakkında hukuki süreçler yürütülmeli ve yönetim idamları derhal durdurmaya zorlanmalıdır” şeklinde konuştu.

İdam Cezası İnsan Hayatını Değersizleştiriyor

İdam cezasıyla devletlere, insanları yasal ve açık biçimde öldürme yetkisi verildiğini vurgulayan Salehi, “Bu suç, bir yandan insan hayatını değersizleştiriyor ve öldürme eyleminin toplum nezdindeki ağırlığını azaltıyor; diğer yandan egemen sınıfın mutlak hâkimiyetini ve gücünü, yurttaşların ise bu güç karşısındaki çaresizliğini gözler önüne seriyor. Kamuya açık idamlar ve insanların sokaklarda ya da şehir meydanlarında asılması, bu politikanın daha çıplak bir biçimidir. Bu, toplumda korku ve dehşet yaratmayı ve insanları sindirmeyi amaçlayan bir devlet şiddeti gösterisidir. Yönetim, insanların öldürülmesini kamusal alanlarda sergileyerek yurttaşları korkutmayı ve onlara egemen düzene karşı gelecek olurlarsa aynı akıbetle karşılaşabilecekleri mesajını vermeyi amaçlıyor” dedi.

Kamusal alanda yapılan idamlarla halka mesaj verildiğini belirten Salehi, “Yönetim, idamı toplumun tamamını korkutmak ve insanlara ‘ibret vermek’ için bir araç olarak kullanmak istiyor. Ancak bu şiddet gösterisi, her şeyden önce, iktidarını korumak için insan öldürmeyi bir yönetim aracına dönüştüren rejimin gerçek yüzünü ortaya çıkarıyor” ifadelerini kullandı.

İdamlar konusunda herkese sorumluluk düştüğünü ifade eden Salehi, “İdam, en temel insan hakkı olan yaşam hakkının ihlali anlamına gelir. Bu hak, her yerde ve bütün insanlar için tanınmalı ve korunmalıdır. İran’da idam cezasına karşı geniş bir hareket bulunuyor ve tutsaklar bu hareketin en önemli bileşenlerinden birini oluşturuyor. ‘İdama Hayır Salıları’ kampanyasına katılan tutsaklar, İran’da idamların genellikle gerçekleştirildiği günlerden bir gün önce, her salı günü açlık grevine giriyor. Bu kampanya 142 haftadır devam ediyor ve İran’daki 66 cezaevinden mahpuslar kampanyaya katılmış durumda. Cezaevlerinin içinden sürdürülen bu kesintisiz mücadele, mahpusların direnişinin ve onlarla dayanışma içinde olmanın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Bu kampanyaya dünya çapında destek verilmesi acil ve son derece önemlidir. Uluslararası dayanışmanın kapsamı ne kadar genişlerse mahpusların ve ailelerinin sesi o kadar fazla duyulur ve idamların durdurulması yönündeki baskı artar” dedi.

Hiçbir Anne Çocuğunun İdam Korkusuyla Yaşamamalı

İran’ın batı bölgelerindeki Barış Anneleri’nin “İdama Hayır Salıları” kampanyasına katıldıklarını hatırlatan Salehi, “Anneler, siyasi mahpusların yaşamlarının korunmasını ve zorla kaybedilen kişilerin akıbetinin açıklığa kavuşturulmasını talep etti. Barış Anneleri, bildirilerinde yaşam, özgürlük ve insan onuruna vurgu yaparak, ‘Hiçbir anne, çocuğunun idam edilmesi korkusuyla yaşamak zorunda kalmamalıdır’ dedi. İran’ın batı bölgelerindeki Barış Anneleri ayrıca idamın yalnızca bir insanın hayatını almakla kalmadığını, ailesini de yıllarca sürecek acı ve yasla baş başa bıraktığını hatırlattı” ifadelerini kullandı.

İdamlara Karşı Küresel Dayanışma Çağrısı

İdam karşıtı mücadelenin genişleyerek uluslararası bir harekete dönüşmesi gerektiğini vurgulayan Salehi, “Dünyanın her yerindeki halklar, sivil toplum kuruluşları, toplumsal örgütlenmeler, işçi sendikaları, siyasi partiler ve insan hakları örgütleri; tutsaklara destek vererek, idamları protesto ederek ve İran İslam Cumhuriyeti üzerinde baskı kurarak bu ölüm mekanizmasının durdurulmasında etkili bir rol oynayabilir. Uluslararası toplum, İran’daki idamları kınamakla yetinmemelidir. Uluslararası toplumu, İran İslam Cumhuriyeti’ni siyasi açıdan boykot etmeye, bu yönetim üzerindeki baskıyı artırmaya ve İran halkının yanında durmaya çağırıyoruz. Amaç, somut adımlar ve küresel dayanışma yoluyla bu ölümcül silahı İran İslam Cumhuriyeti’nin elinden almak ve İran’daki idamlara son vermek olmalıdır” dedi.

Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.