Gazeteci Yıldız Tar, son dönemde sivil topluma yönelik artan gözaltı ve tutuklamalara dikkat çekerek, gerçek anlamda barışın toplumun farklı kesimlerinin bir araya gelebildiği ve örgütlenebildiği bir zeminde mümkün olabileceğini ifade etti. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 5 kent merkezli yürütülen “Ailem Güvende” soruşturması kapsamında 12-13 Eylül tarihlerinde 15 kentte 162 kişi hakkında gözaltı kararı çıkarıldı. Operasyonlar sonucunda İzmir’de 16 kişi tutuklanırken, diğer kişilerin adli süreçleri devam ediyor. Kaos GL Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar, yaşanan bu gözaltı, tutuklama ve derneklerin kapatılması süreçlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Tar, soruşturma kapsamındaki derneklere gelen fon bilgilerinin kamuya açık ve şeffaf olduğunu vurguladı. “Operasyon yapılan derneklere yurt dışından gelen destekler, İçişleri Bakanlığı’na düzenli olarak bildiriliyor. Bu bilgiler zaten devlet kayıtlarında mevcut ve dernekler her yıl en az üç kez denetleniyor. Eğer yurt dışından, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler’den fon almak suç teşkil ediyorsa, en çok fonu bakanlıklar almaktadır. Yapay zeka ile hazırlandığı iddia edilen MASAK raporlarında bağış yapmanın suç olarak gösterilmesi kabul edilemez. Bağış neden suç olsun?” diyerek tepkisini dile getirdi.
Derneklerine, bir diziden alınan görselin sitelerinde yayınlanması gerekçesiyle “müstehcenlik” suçlaması yöneltildiğini belirten Tar, bir yandan barışın konuşulduğu bir dönemde, diğer yandan toplumun belirli kesimlerinin devlet eliyle ve mevcut yasalarla kriminalize edildiğine dikkat çekti. Tar sözlerine şöyle devam etti: “Şu an barışın konuşulması çok önemli bir aşama. Türkiye’de uzun süredir devam eden, ciddi can kayıplarına neden olan bir sürecin durması, silahların susması ve bir ihtimal de olsa demokrasi eşiğine gelinmiş olması çok kıymetlidir. Ancak böyle bir süreç yürütülürken, bir taraftan da bunun demokratikleşmeye varmaması için işletilen bir süreç mevcut. Gözaltına alınanlar arasında anneler, babalar, evlatlar, kardeşler, dostlar olduğu sürece barış sürecinin demokrasi ile taçlanması mümkün değildir. Bu tür hamlelerle, yürütülen sürece yönelik bir provokasyon zemini hazırlandığını görüyoruz.”
Tar, günümüzde ailelerin ekonomik kriz, yoksulluk, çocuk işçi cinayetleri ve savaş politikaları nedeniyle tehdit altında olduğunu vurguladı. “Ailenin gerçek anlamda güvende olabilmesi için öncelikle bu sorunların çözülmesi gerekmektedir. Ancak bunun yerine, belirli kesimlerin düşman ilan edildiği ve her şeyin bu düşmanlaştırmanın arkasına saklanmaya çalışıldığı bir tablo görüyoruz. İktidarın LGBTİ+ hareketlerini kriminalize etme politikalarına karşı dayanışmak bir insanlık sınavıdır.” dedi.
Gerçek anlamda demokrasi ve barışın, toplumun çeşitli kesimlerinin bir araya gelebildiği, kendilerini ifade edebildikleri, örgütlenebildikleri ve bunu anayasal güvenceyle pratikte hayata geçirebildiği bir zeminde mümkün olacağını belirten Tar, “Konuşabilmeli ve birbirimizi anlayabilmeliyiz. Ancak daha önemlisi, konuştuğumuzda başımıza bir iş gelmeyeceğinden emin olabilmeliyiz. Kadınlar, Kürtler, LGBTİ+ hareketleri ve toplumun diğer tüm kesimleri açısından ortak noktada buluştuğumuz sorun, ifade ve örgütlenme özgürlüğüdür. Gerçek anlamda barışı bize getirecek olan da budur. Böyle bir mekanizma sağlandığında, gelecek barış bizi gerçek demokrasiye ve demokratik topluma ulaştıracaktır.” ifadelerini kullandı.
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.