Bakanlıkların okullara yönelik benimsediği güvenlikçi politikalar, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) İstanbul 1 No’lu Şube Başkanı Barış Uluocak tarafından sert bir dille eleştirildi. Uluocak, bu yaklaşımın çözüm üretmekten uzak olduğunu belirterek, asıl yapılması gerekenin okulların demokratik yönünün geliştirilmesi olduğunu vurguladı.
Son dönemde okullarda yaşanan saldırıların ardından, İçişleri ve Milli Eğitim Bakanlıklarının da aralarında bulunduğu yedi bakanlık, “Çocukların Eğitim Süreçlerinin Güvenliğine İlişkin Koruyucu ve Önleyici Hizmet ve Tedbirlerin Artırılmasına Yönelik İş Birliği Protokolü” imzaladı. Protokol kapsamında, İçişleri Bakanlığı’nın belirlediği standartlara göre okullar “risk” düzeylerine göre sınıflandırılıyor. Bu derecelendirmeyi Emniyet Genel Müdürlüğü yapıyor ve okulların isimleri açıklanmıyor. Emniyet’e göre, 1 en yüksek, 4 ise en düşük risk seviyesini ifade ediyor. Risk değerlendirmesinde okulun bulunduğu mahalledeki uyuşturucu ticareti veya asayiş olaylarının yoğunluğu, metruk binaların, denetimsiz parkların, internet kafelerin varlığı ve geçmiş adli olayların sıklığı gibi kriterler dikkate alınıyor.
Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Eğitim Sen İstanbul 1 No’lu Şube Başkanı Barış Uluocak, güvenlik önlemlerinin okul saldırılarını engellemekte yetersiz kalacağını ifade etti. Uluocak, “Her çocuğun kendini değerli hissettiği bir ortam olmalı” diyerek, okullardaki şiddetin toplumsal koşullardan, ekonomik sıkıntılardan ve enflasyondan bağımsız düşünülemeyeceğini belirtti. Uluocak, okul saldırganlığının kökeninde çocukların okulla kurdukları bağdaki sorunların yattığına dikkat çekerek, bu noktada yapılması gerekenin okulların demokratik yönünü güçlendirmek olduğunu söyledi. Uluocak, her çocuğun ülkeye, dünyaya ve topluma katkı sunabileceği vasıflara, kabiliyet ve yeteneklere sahip bir eğitim sisteminin oluşturulması gerektiğini vurguladı.
Emniyet’in “risk” derecelendirmesini de değerlendiren Uluocak, son yaşanan şiddet olaylarının bazılarının birinci derecede riskli olarak tanımlanmış okullarda meydana geldiğini anımsattı. Uluocak, sosyoekonomik açıdan dezavantajlı bölgelerde yer alan bu okullarda dahi şiddetin önüne geçilemediğini ve vahim olayların yaşandığını belirtti. Güvenlikçi politikaların okulları bir süreliğine korunaklı hale getirebileceğini kabul eden Uluocak, ancak bakanlığın okul şiddeti sorununu derinlikli bir yaklaşımla ele alması gerektiğini ifade etti. Bu konuda toplumun diğer kesimlerini, bilim insanlarını, sendikaları, veli derneklerini ve özellikle öğrencileri ciddiye alarak, onların taleplerini ve yaşadıkları sıkıntıları gözeten bir sosyal politika izlenmesinin önemini vurguladı.
İktidarın ve mevcut eğitim sisteminin kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Uluocak, Manisa’da yaşanan saldırıda okul kapısında güvenlik görevlileri bulunmasına rağmen olayın engellenemediğini hatırlattı. Kapılara X-ray cihazları koymanın okul güvenliğini sağlamayacağını belirten Uluocak, bakanlığın saldırı sonrası öğretmenlerin öncülük meselesi veya çocukların kılık kıyafeti gibi konulara odaklanmasını eleştirdi. Uluocak, şiddeti önleyici acil ve uzun erimli önlemlerin konuşulmadığı bir yaklaşımla karşı karşıya kalındığını ifade etti. Çocuklarda oluşan öfkenin sosyal ve ekonomik sebeplerini önceleyen, derinlikli ve tarihsel bir bakış açısıyla meseleye yaklaşılması ve gerekli önlemlerin bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi.
Uluocak, ayrıca okul girişlerine konulan X-ray cihazlarının ücretlerinin öğrencilerden alındığını ve okulların birer ticaret alanına dönüştüğünü de belirtti. Şiddetin küçük vakalarla her gün okullarda yaşandığını dile getiren Uluocak, öğretmenlerin de eğitim sisteminin yarattığı olumsuzlukların faili olarak görüldüğü ve itibarsızlaştırıldığı için şiddetin bir parçası haline geldiğini vurguladı.
Okullardaki güvenlik önlemlerinin pedagojik ilkelere dayanması ve bu konuda eğitimli personelin görevlendirilmesi gerektiğini belirten Uluocak, taleplerini sıraladı: Eğitime yeterli bütçe ayrılması, eğitimin kamusal ve bilimsel niteliğinin güçlendirilmesi, her pozisyonda kadrolu istihdamın artırılması. Uluocak, son olarak Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu konuda gerekli kamusal sorumluluğu üstlenmesini talep ettiklerini belirtti.
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.