Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Ekoloji Komisyonu Eşsözcüsü Melis Tantan, Bingöl genelinde yürütülen maden ve enerji projelerine karşı doğayla barış çağrısında bulundu. Tantan, yıkıcı projelerin durdurulmasının toplumsal barışın tesisi için elzem olduğunu vurguladı.
Doğal güzellikleri, el değmemiş vadileri, gür akan akarsuları ve zengin biyoçeşitliliğiyle bilinen Bingöl, son dönemde ağır bir ekolojik tahribat kıskacında bulunuyor. Su kaynaklarının, tarım arazilerinin ve yerel halkın ana yaşam alanlarının merkezine kurulan maden sahaları, Hidroelektrik Santrali (HES) ve Jeotermal Enerji Santrali (JES) projeleri, kent doğasını rant alanına dönüştürürken ciddi bir çevresel tahribatı da beraberinde getiriyor.
1990’lı yıllarda çatışmalı ortam ve zorunlu göçler nedeniyle yerinden edilen bölge halkının barış beklentisiyle topraklarına geri döndüğü bu dönemde, “kalkınma” ve “enerji” adı altında yürütülen projeler, yeni bir göç dalgasını ve fiili bir insansızlaştırma sürecini tetikliyor. Bu yerlerden biri olan Karlıova ilçesine bağlı Lîcik köylülerinin JES projesine karşı başlattığı direniş de aylardır devam ediyor.
Direnişi yerinde takip eden DEM Parti Ekoloji Meclisi Eşsözcüsü Melis Tantan, bölgedeki ekolojik yıkımın boyutlarını ve yürütülen politikaların arka planını değerlendirdi.
Ekolojik bölgeleri tanımlarken resmi ilçe veya il sınırlarını esas almadıklarını belirten Melis Tantan, doğanın gerçek sınırlarının haritalarla çizilemeyeceğini vurguladı. Bir nehrin aktığı ve yer altı sularını depolayan tüm alanın üzerindeki canlı yaşamıyla bir bütün olduğunu belirten Tantan, “Peri Vadisi’ni vurgulamamızın sebebi, vadi boyunca su varlıklarının, havanın ve toprağın yıllar öncesinden itibaren zehirlenmeye başlamış olmasıdır. Dolayısıyla bu eylem ve mücadele de daha önceden başlayan bir sürecin devamıdır” ifadelerini kullandı.
Bölge genelinde ve özelde Peri Vadisi’nde yaşanan ekolojik tahribatın yeni olmadığını kaydeden Melis Tantan, uluslararası bir firmanın iş makineleriyle bölgeye girmesinin bardağı taşıran son damla olduğunu belirtti. Tantan, devam eden hukuki sürece ve halkın net karşı duruşuna rağmen projenin fiilen başlatılmak istendiğine dikkat çekti.
Yaklaşık bir yıl önce Meclis’ten geçen yasal düzenlemelerle Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreçlerindeki bürokratik engellerin şirketler lehine ortadan kaldırıldığını ifade eden Melis Tantan, kanunların şirketlere koruma sağladığını söyledi. Enerji projelerinin halkın ihtiyacı doğrultusunda yapılmadığını dile getiren Tantan, süreci “Burada amaç; yerli ve yabancı sermayenin bu toprakları peşkeş çekerek kâr hesapları doğrultusunda sömürmesidir. Yapılan şey, şirketler eliyle yürütülen bir tür işgaldir” sözleriyle özetledi.
90’lı yıllarda zorunlu göçlerle yürütülen sürecin günümüzde şirketler eliyle sürdürülen bir stratejiye dönüştüğünü belirten Melis Tantan, kalıcı bir barışın ancak doğayla barışarak inşa edilebileceğini vurguladı. Sondajlarla ve kimyasallarla kirletilmiş, yer altı suları çekilmiş bir coğrafyada barışın yaşatılamayacağını belirten Tantan, “Barışın ilk adımlarından biri bölgedeki tüm yıkıcı enerji ve maden projelerinin derhal durdurulmasıdır” dedi.
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.