enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
49,0003
EURO
55,6372
ALTIN
6.540,55
BIST
12.456,85
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Yağmurlu
20°C
İstanbul
20°C
Yağmurlu
Çarşamba Çok Bulutlu
21°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
20°C
Cuma Yağmurlu
18°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
20°C

Besê Hozat’tan Kapsamlı Değerlendirmeler: Türkiye’nin Demokratikleşmesi Abdullah Öcalan’ın Özgürlüğünden Bağımsız Değil

Besê Hozat’tan Kapsamlı Değerlendirmeler: Türkiye’nin Demokratikleşmesi Abdullah Öcalan’ın Özgürlüğünden Bağımsız Değil
29 Eylül 2026 08:25
A+
A-

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, Medya Haber Televizyonu’nda Türkiye’nin demokratikleşme süreci, Kürt sorununun çözümü ve bölgesel gelişmeler hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu. Hozat, demokrasi güçlerinin kaygılarının yerinde olduğunu belirterek, Türkiye’nin demokratikleşmesinin Kürt halkının özgürlüğünden bağımsız olmadığını ve ortak mücadelenin önemini vurguladı.

Hozat, “çerçeve yasa” olarak bilinen düzenlemeye ilişkin, yasanın eksik, kendi içinde çelişkili ve paradoks niteliğinde olduğunu ifade etti. Yasanın bu haliyle uygulanmasının pek mümkün olmadığını belirten Hozat, düzenlemenin Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünü, özgür yaşam ve çalışma koşullarını, aynı zamanda hareket yönetimini ve yasa kapsamı dışında tutulan tüm yapıları içermesi gerektiğini vurguladı.

Hozat, yasanın demokratik, siyasi ve hukuki adımların atılacağı yönünde bir yaklaşım ve irade ortaya koyması gerektiğini dile getirdi. “Dünya biliyor ki silah bir sonuçtur, PKK bir sonuçtur” diyen Hozat, Kürt sorununun varlığının PKK’yi ve silahlı mücadeleyi ortaya çıkardığını belirtti. Bu sorunun zeminini oluşturma ve çözüm yolunu açma adına demokratik, siyasi ve hukuki adımlara çok ciddi ihtiyaç olduğunu vurgulayan Hozat, mevcut yasanın bunu bir bütün olarak karşılamadığını ve tam bir ‘kök yasa’ olarak tanımlanamayacağını ifade etti. Hozat, sürecin başlamasından bu yana yaklaşık iki yıldır hareket olarak çok önemli adımlar attıklarını, özellikle Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 Barış ve Demokratik Toplum çağrısından sonra birçok adımın atıldığını sözlerine ekledi.

Tek Taraflı Adımlarla İşleyen Süreç

PKK’nin fesih kongresinin tarihi bir gelişme olduğunu ve bu kongrede Türkiye’ye karşı silahlı mücadelenin durdurulduğunu hatırlatan Hozat, bu sürecin işlemesi için Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması ve özgürce süreci yürütmesinin temel bir gereklilik olarak ortaya konulduğunu belirtti. Hozat, Numan Kurtulmuş’un “süreç tıkır tıkır işliyor” açıklamasına değinerek, “Böyle tıkır tıkır işleyen aslında bir süreç yok. İşin gerçeği bu. Son derece ağır işleyen bir süreç, tek taraflı adımlarla işleyen bir süreç var” dedi. Hozat, devlet tarafından demokratik, siyasi ve hukuki herhangi bir adım atılmadığını, Abdullah Öcalan’ın durumunun ortada olduğunu ve sürecin başarılı yürümesi için Abdullah Öcalan’ın özgür çalışma ve yaşam koşullarının olmazsa olmaz bir gereklilik olduğunu dile getirdi.

Abdullah Öcalan’ın Özgürce Süreci Yürütmesi

Hozat, şimdiye kadar sürecin ağırlıklı olarak tek taraflı adımlarla işlediğini ifade etti. Sürecin işlemesi için temel bir gereklilik olarak Abdullah Öcalan’ın özgür çalışma ve yaşam koşullarının oluşturulması, Abdullah Öcalan’ın resmi ve fiili olarak doğrudan bu süreci yürütür durumda olması gerektiğini vurguladı. Hozat, Abdullah Öcalan’ın ihtiyaç duyduğu her kesimden (siyasetçi, akademisyen, yazar, aydın, gazeteci, örgüt yönetimi, siyasi partiler) insanla rahatça görüşmesi ve Abdullah Öcalan’ın görüşlerini açık, özgür biçimde kamuoyuna yansıtması gerektiğini belirtti. “Bu sürecin başarılı yürümesi bununla mümkün. Tıkır tıkır işleyecekse bu tarzda işlemeli” diyen Hozat, aksi takdirde sürecin ağır işleyen ve tek taraflı kalmaya mahkûm olduğunu söyledi.

Yerel Demokrasiyi Esas Alan Değişim

Atılması gereken adımlara işaret eden Besê Hozat, Türkiye’nin demokratikleşmeden, demokratik, çoğulcu, özgürlükçü, eşitlikçi bir anayasaya kavuşmadan ve yerel demokrasiyi esas alan bir demokratikleşme süreci geliştirmeden sürecin başarıya ulaşmasının mümkün olmadığını dile getirdi. “PKK bir sonuçtur, sorunun bir sonucudur. Bu sorun da Kürt sorunudur” diyen Hozat, Kürt sorununun yerel demokrasi temelinde, Türkiye’nin demokratikleşmesi temelinde çözülmesi gerektiğini vurguladı. Demokratik, özgürlükçü bir anayasayla başta Kürtler olmak üzere tüm halklara ve inançlara özgürlüğün tanınması ve anayasanın bunu kabul etmesi gerektiğini belirtti. Hozat, mevcut 12 Eylül Anayasası’nın “yamalı bohça gibi” olduğunu ve son derece tekçi, merkeziyetçi, inkar ve faşist karakterli olduğunu ifade etti. Bu anayasanın ortadan kaldırılarak demokratik, çoğulcu, kimliklere ve inançlara yer veren yepyeni bir anayasanın yapılması gerektiğini, bunun için de tüm toplumsal dinamiklerin (sivil toplum örgütleri, siyasi partiler, kadınlar, çevre örgütleri) sürece katılımının zaruri olduğunu söyledi.

Hozat, iktidarın anayasayı ihtiyaç duyduğu zamanlarda gündeme getirmesinin bir “demagoji” olduğunu ve ciddi bir anayasa yapma planı olmadığını savundu. Kürt sorununun demokratik, çoğulcu, Kürt kimliğini de tanıyan bir anayasayla güvenceye alınmadan Türkiye’de kalıcı bir barış ve demokrasiden bahsedilemeyeceğini vurguladı. Bu bağlamda, Türkiye’de demokratik, siyasi ve hukuki adımların atılması, Kürt sorununun demokratik çözümüne dönük, yerel demokrasiyi tanıyan ve tekçi, merkeziyetçi devlet sistemini ciddi bir reformdan geçiren bir sürece ihtiyaç olduğunu belirtti. Tartışmaların sadece silahlara indirgenmesinin sığ ve çözüm üretmeyen bir yaklaşım olduğunu ifade etti.

Sürecin Yürütücü Gücü

Abdullah Öcalan’ın koşullarına dair de konuşan Besê Hozat, Abdullah Öcalan’ın koşullarında herhangi bir değişiklik söz konusu olmadığını, tecridin istedikleri zaman gevşetildiği, istedikleri zaman sertleştirildiği bir durumun devam ettiğini dile getirdi. Hozat, “Bu süreç devlet kararı temelinde gelişen bir süreçtir. Kararlıyız bu süreci yürütmede diyorlar. O zaman Abdullah Öcalan’ın ivedilikle koşullarının değiştirilmesi gerekiyor. Abdullah Öcalan’ın özgürce bu süreci yürütmesi gerekiyor” dedi. Abdullah Öcalan’ın barış ve demokratik toplum sürecinin yürütücü gücü ve önderi olduğunu vurgulayan Hozat, bu sürecin başarısında belirleyici rol oynayacak olanın Abdullah Öcalan’ın özgürce çalışması olduğunu ve bunun hukuki güvenceye kavuşturulması gerektiğini söyledi. Hozat, Abdullah Öcalan’ın süreci özgürce yürütmesinin hukuki bir çerçevesi, yasal bir düzenlemesi, bir statüsü ve resmiyeti olması gerektiğini belirtti. Abdullah Öcalan’ın süreci geliştirmede son derece kararlı, ısrarlı ve inançlı olduğunu ancak muhatabından da aynı kararlılığı ve ciddiyeti beklediklerini ifade etti. Devletin süreci geliştirmede ciddi ve iddialıysa, bunun demokratik, siyasi ve hukuki zeminini oluşturması ve hızlı adımlar atması gerektiğini sözlerine ekledi.

Statü Vurgusu

Abdullah Öcalan’ın yer alacağı kurula dair iktidar tarafından yapılan açıklamalara değinen Besê Hozat, “Abdullah Öcalan alt kurulda rol almıyor. Bildiğimiz kadarıyla bu bir algıdır. Abdullah Öcalan Barış ve Demokratik Toplum sürecinin koordinatörüdür. İki yıldır zaten bu koordinatörlüğü yapıyor. Fiili olarak Abdullah Öcalan yaklaşık iki yıldır 27 Şubat çağrısından bu yana Barış ve Demokratik Toplum sürecinin koordinatörlüğünü, liderliğini, yöneticiliğini yapıyor” diye konuştu. Hozat, fiili olarak yürütülen bu çalışmanın hukuki bir çerçeveye, resmi bir prosedüre ve statüye kavuşturulması, adının resmi olarak konulması ve kamuoyuna açıklanması gerektiğini belirtti. Oluşturulan kurulların devletin kendi kurulları olduğunu ve Abdullah Öcalan’ın bu sürecin yönetimi ve önderi olarak bir resmiyete ve statüye kavuşturulmasının önemli olduğunu yineledi.

Antidemokratik Saldırılar

Sürece dair farklı çevrelerin değerlendirmelerine de değinen Besê Hozat, bazı haksız eleştirilerin geliştiğini ancak demokrasi güçlerinin, sol sosyalist hareketlerin kaygı ve endişelerini bir noktaya kadar anlaşılır bulduğunu ifade etti. Hozat, devletin şimdiye kadar demokratik bir adım atmadığını, toplum üzerinde, demokrasi güçleri ve muhalefet üzerinde iktidarın hala çok yoğun bir baskı ve antidemokratik saldırılar geliştirdiğini belirtti. Demokrasinin olmadığı bir yerde, bu sürecin ne kadar başarılı yürüyeceğinin ciddi bir kaygı konusu olduğunu vurgulayan Hozat, “Türkiye demokratikleşmeden, Türkiye yerel demokrasiyi kabul etmeden, demokratik siyasi ve hukuki adımlar atmadan, Türkiye’de Barış ve Demokratik Toplum sürecinin başarıya gitmesi mümkün değil” dedi. İktidarın uygulamalarına bakıldığında güçlerin karamsarlığa düştüğünü ve bunun Abdullah Öcalan’a ve harekete yönelik önyargılara yol açtığını söyledi. “Abdullah Öcalan’ı hiç tanımamaktır, Özgürlük Hareketi’ni tanımamaktır” diyen Hozat, Abdullah Öcalan’ın ilkeli bir demokrasi, özgürlük ve barış mücadelesi verdiğini, bu sürecin başarıya gitmesi halinde Türkiye’nin nefes alacağını ve bambaşka bir sürece gireceğini ifade etti. Türkiye’de demokrasi, barış, özgürlük, eşitlik ve adalet isteniyorsa, tüm bu güçlerin sürece güçlü sahip çıkması, sorumluluk alması ve öncülük yapması gerektiğini belirtti. Hozat, Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünün Kürtlerin ve Türkiye’nin demokrasisinden bağımsız olmadığını vurgulayarak, “Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü demek gerçekten Kürtlerin özgürlüğü demektir. Türkiye’nin demokratikleşme sürecine girmesi demektir” dedi.

Besê Hozat, sürece destek amacıyla yapılan kampanyalara dair de değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin temel çıkmazının, birçok yapının kendi kulvarından mücadele yürütmesi, mücadelenin birleşmemesi, ortaklaşmaması ve bir sinerjiye dönüşmemesi olduğunu dile getirdi. Kadın hareketlerinin, gençlik, ekoloji hareketlerinin, emekçilerin, köylülerin ve demokrasi güçlerinin mücadelelerinin birleşerek ortak bir demokrasi hareketi yaratması gerektiğini belirtti. Aydınların geliştirdiği inisiyatiflerin değerli olduğunu ancak sadece imzalarla sınırlı kalmaması gerektiğini söyledi.

Kadınların Ortak Mücadelesi

Kadınların “Yan Yana” adıyla başlattığı mücadele sürecine dikkat çeken Hozat, kadınların bu mücadelesi ile aydınların imza kampanyaları, emekçilerin, çevre ekoloji hareketlerinin ve Türkiye’deki tüm demokratik dinamiklerin mücadelelerinin bir potada birleşmesi ve ortak bir mücadeleye dönüşmesi halinde güçlü bir demokrasi hareketi ortaya çıkacağını ifade etti. Bu birleşik mücadelenin Barış ve Demokratik Sürecin başarıya gitmesinde çok önemli bir rol oynayacağını ve iktidar üzerinde ciddi bir baskı oluşturarak demokratik, siyasi ve hukuki adımlar atmasını hızlandıracağını belirtti. Hozat, kadınların bu sürecin öznesi, öncü gücü ve temel inşa gücü olduğunu vurgulayarak, kadınların mücadelesini toplumdaki diğer demokratik dinamiklerle buluşturabilmesi gerektiğini söyledi.

Ekoloji Mücadelesi

Doğubayazıt’taki “Toprağımızı ve suyumuzu koruyalım” yürüyüşü gibi ekoloji mücadelelerinin önemine değinen Hozat, her yerde büyük bir doğa talanının yaşandığını belirtti. Güney Kürdistan’da, Türkiye’de ekoloji hareketlerinin geliştiğini ve Karadeniz, Ege köylerinde toprağına, ağacına, zeytinine, ormanına, suyuna sahip çıkan ciddi bir köylü hareketinin de geliştiğini, kadınların buna öncülük ettiğini söyledi. Varto’da, Dersim’de, Şırnak’ta mücadelelerin devam ettiğini, Güney Kürdistan’da bir doğa yıkımı ve ekolojik kırım yaşandığını, bunun soykırım politikasının bir parçası olarak yıllardır sürdürüldüğünü ifade etti. Ayrıca uyuşturucuya karşı başlatılan “Şiyar Be” kampanyasının da önemli bir duyarlılık yarattığını, uyuşturucu, fuhuş ve kadına şiddet üzerinden toplum kırım politikalarının geliştirildiğini belirterek, tüm bu mücadelelerin birleşmesi gerektiğini vurguladı.

Güney Kürdistan’daki Gelişmeler

“Güney Kürdistan’ın durumu önemlidir” diyen Besê Hozat, Peşmergelerin ortak bir bakanlık altında bir araya gelmesini ve birleşmesini olumlu bir gelişme olarak değerlendirdi. Hükümet kurma tartışmalarının da bir sonuca gitmesinin önemli olduğunu belirten Hozat, Güney Kürdistan’da demokratik bir hükümetin kurulmasını çok önemsediklerini söyledi. Hozat, Güney Kürdistan’da parti ve aile iktidarına dayalı dönemin aşılması, tüm halk temsilcilerinin, örgütlü yapılarının içinde olduğu demokratik bir birlik hükümetinin oluşması gerektiğini ifade etti. Bölgedeki federal yapının demokratik federal bir sisteme dönüşmesi gerektiğini belirten Hozat, demokratikleşmiş bir Güney Kürdistan ve yönetiminin Irak’ın ve tüm bölgenin demokratikleşmesinde çok büyük bir rol oynayacağını savundu.

Suriye ve Rojava

Rojava’daki gelişmeler ve entegrasyon sürecine dair de konuşan Besê Hozat, Suriye’de demokratik bir devletten veya hükümetten bahsetmenin mümkün olmadığını, Şam’da merkeziyetçi, tekçi, faşist bir sistemin bulunduğunu söyledi. Hozat, bu tür bir sisteme demokratik bir entegrasyonun pek mümkün olmadığını, Rojava’da yürütülen demokratik entegrasyon çalışmalarının sürecin özüne ve ruhuna uygun ilerlemediğini, demokratik entegrasyonun henüz tam olarak anlaşılmadığını belirtti. Demokratik entegrasyonun ancak demokratik bir devletle mümkün olduğunu, bunun yerel demokrasinin, öz yönetimin, demokratik özerkliğin devlet tarafından kabulü ve devletin kendisini değiştirmesi anlamına geldiğini vurguladı. Şam’daki mevcut zihniyetin bu şartları taşımadığını, dolayısıyla entegrasyondan anlaşılanın demokratik özerk yönetim kurumlarının Şam’a devredilmesi ve Rojava alanının devlet sistemine göre yönetilmesi biçiminde yanlış bir kavrayış olduğunu ifade etti. Hozat, demokratik entegrasyonun devletin demokratikleşmesi ve demokratik bir Suriye inşasıyla paralel gelişecek bir süreç olduğunu, bunun ciddi bir demokrasi mücadelesi gerektirdiğini söyledi.

Anadilde Eğitim İçin Ödenen Bedeller

Şam’daki anlayışın bir sonucu olarak anadilin seçmeli ders olarak haftada 3 saate indirgenmesini eleştiren Hozat, Şam’da demokratik bir sistem olmadıkça anadilde eğitimin kabul edilmeyeceğini belirtti. Rojava’nın 14 yıldır demokratik özerklikle yönetildiğini, demokratik ulus paradigmasının burada beden kazandığını, halkların birlikte özgürce yaşadığını ve Kürtler, Asuri Süryaniler dahil tüm kesimlerin kendi anadillerinde eğitim gördüğünü hatırlattı. Bu çok dilli kimliği görmezden gelen, inkar eden bir yaklaşımın Suriye’ye demokrasi, barış ve özgürlük getirmeyeceğini, bu zihniyet aşılmazsa Suriye’nin savaştan, gerginlikten ve istikrarsızlıktan kurtulamayacağını söyledi. Hozat, “Haftada 3 saat seçmeli ders olarak kimse Kürtçe eğitim göremez, bunu kabul edemez” dedi.

Zihniyet Değişikliğine İhtiyaç Var

Rojava halkının anadil eğitim hakkı için ayakta olduğunu ve ciddi protestoların geliştiğini belirten Hozat, bir halkın dilini ve anadilde eğitimini kabul etmemenin o halkın varlığını kabul etmemek anlamına geldiğini vurguladı. Anadilde eğitimi yasaklamanın, büyük bedeller ödenerek kazanılan özgürce yönetim, öz yönetim ve öz savunma haklarını yok saymak anlamına geldiğini ifade etti. Bu durumun Suriye’nin istikrarsızlığına kapı açacağını belirten Hozat, Şam’da zihniyet değişikliği olmadan sağlıklı bir demokratik entegrasyon sürecinin gelişemeyeceğini dile getirdi.

İran ve Doğu Kürdistan

İran ve Doğu Kürdistan’da yaşanan gelişmelere ilişkin konuşan Besê Hozat, İran’ın büyük bir savaşın içinde olduğunu, ambargoların ve saldırıların sürdüğünü belirtti. Bu süreçte İran’ın ciddi bir zayıflama yaşadığını, toplum üzerinde yoğun baskılar uyguladığını, idam politikalarının artarak devam ettiğini ve katliamların yaygın bir biçimde sürdürüldüğünü söyledi. Hozat, toplumun öfkesinin dinmediğini, taleplerin ortadan kalkmadığını, “Jin Jiyan Azadî” serhildanlarının bunun bir patlaması ve zirvesi olduğunu ifade etti. Bu serhildanlarda sadece yoksul ve orta sınıfın değil, devlet içerisinden birçok bürokratik kesimin de yer aldığını hatırlattı. Hozat, bu hareketin İran’da toplumsal bir devrim yarattığını, geri döndürülemez bir toplumsal değişim ve dönüşüme yol açtığını söyledi. Toplumda demokrasi, özgürlük, eşitlik, adalet taleplerinin çok arttığını ve İran’ın bunlara gözünü kapaması halinde kaybedeceğini belirtti. Mevcut yönetimin meşruiyetini kaybettiğini vurgulayan Hozat, önünde iki seçenek olduğunu söyledi: Ya çok ciddi reformlara gider, demokratik adımlar atar ve İran demokratikleşerek toplumun taleplerine cevap verir; ya da çözülür.

İdam Politikalarıyla Toplum Sindirilemez

Hozat, PJAK’ın yerel demokrasi temelinde İran’ın demokratikleşmesini hedef alan doğru bir strateji izlediğini belirtti. Kürtler başta olmak üzere kimliğini, özgürlüklerini, haklarını tanımak ve yerel demokrasiyi kabul etmenin İran’ı demokratikleştirecek yol olduğunu söyledi. İran’ın tarih boyunca federal bir biçimde yönetildiğini ve demokratik yönetime uygun bir tarihi ve sosyolojisi olduğunu dile getirdi. Hozat, demokratik, federal bir İran’ın, öz yönetimlere dayalı Doğu Kürdistan’ın, İran’da yaşayan tüm kesimlerin kendilerini özgürce ifade etmeleriyle bu durumdan çıkabileceğini ifade etti. Kürtlerin geliştirdiği strateji ve politikanın diğer örgütler ve demokratik dinamikler açısından da bir model olduğunu vurguladı. İran’ın içerisinde de demokratikleşmeden yana olan kesimlerin bir araya gelerek ortak bir mücadele gücü oluşturması halinde önemli bir rol oynayacağını belirtti.

İdamlara Karşı Kampanya

İdamlara karşı başlatılan kampanyanın (KJAR ve PJAK tarafından yürütülen) sadece bu örgütlerle sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Hozat, bu uygulamaların çok vahşi ve kabul edilemez olduğunu söyledi. Dört parça Kürdistan’dan ve ülke dışından, idama ve antidemokratik uygulamalara karşı olan, İran’da demokrasi, özgürlük ve eşitliği savunan tüm kesimlerin bu kampanyaya katılmasının ve seslerini yükseltmesinin çok önemli olduğunu dile getirdi. Son bir hafta içinde İran’da 28 idamın gerçekleştiği haberine dikkat çeken Hozat, “Korkunç bir şeydir bu. Özellikle bu son bir, bir buçuk yıldır çok ciddi bir artış var” dedi. İdam politikalarıyla toplumun sindirilemeyeceğini, bunun daha fazla öfke ve direniş biriktirdiğini belirten Hozat, “Jin Jiyan Azadî” serhildanlarının yılların, on yılların bir sonucu olduğunu ve devam ettiğini ifade etti. Bu nedenle idama karşı çok güçlü bir mücadele yürütülmesi gerektiğini ve Doğu Kürdistan örgütlerinin yanında tüm demokrasi, özgürlük ve eşitlik yanlılarının da yer alması gerektiğini söyledi.

Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.