enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
49,0169
EURO
55,5833
ALTIN
6.542,28
BIST
11.947,18
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
21°C
İstanbul
21°C
Az Bulutlu
Perşembe Hafif Yağmurlu
20°C
Cuma Hafif Yağmurlu
18°C
Cumartesi Az Bulutlu
20°C
Pazar Parçalı Bulutlu
20°C

Antik Çağ’da beslenmenin temeli: Akdeniz diyetinin merkezinde ekmek vardı

Antik Çağ’da beslenmenin temeli: Akdeniz diyetinin merkezinde ekmek vardı
16 Ağustos 2026 16:06
A+
A-

Akademik araştırma portalı The Conversation’da yayınlanan bir makale, Antik Çağ insanlarının beslenme kültürünün günümüzden oldukça farklı olduğunu ortaya koydu. Bugün zeytinyağı, sebze ve balık ağırlıklı olarak bilinen Akdeniz diyetinin aksine, Antik Çağ’da beslenmenin vazgeçilmez temel maddesi ekmekti.

İmparator Julianus’a göre en besleyici yiyecek

Araştırmaya göre, Roma İmparatoru Julianus ekmeği “en besleyici olduğu düşünülen” yiyecek olarak tanımlıyordu. Ekmek ve tahıl temelli diğer gıdalar, antik Akdeniz diyetinin merkezinde yer alıyordu. Bu temel besinler; baklagiller, zeytinyağı, şarap ve mevsimlik ürünlerle tamamlanıyordu. Bu durum, günümüzde zeytinyağlılar ve ızgara balıkla özdeşleşen modern “Akdeniz diyeti” algısıyla büyük oranda çelişiyor.

Ekmek, Roma dünyasında yaşamsal bir gıda maddesi olsa da her toplumda aynı değeri görmüyordu. Hayvancılıkla, et ve sütle geçinen Etiyopyalılar, ekmeğin besleyici olmadığını savunarak onu “kötü bir yiyecek” olarak nitelendiriyordu.

Hekim Galenos’un besin hiyerarşisi

Milattan Sonra 129-216 yılları arasında yaşayan ünlü Hekim Galenos, “Besinlerin Özellikleri Üzerine” adlı eserinde gıdaları belirli bir hiyerarşiye göre ele alıyordu. Önce tahıl ve baklagilleri, ardından bitkileri, son olarak ise hayvansal besinler ile balığı inceleyen Galenos’a göre buğday, en yaygın ve en değerli besin kaynağıydı.

O dönemde ekmek sadece bir yardımcı yemek değil, öğünün kendisiydi. Galenos, en iyi beyaz ekmeği “en besleyici” gıda olarak tanımlarken, kepekli ekmeği listenin en altına koyuyor ancak bağırsakları çalıştırmadaki etkisine dikkat çekiyordu. Galenos’un menüsünde marul, lahana, soğan, kabak, incir, üzüm, elma, armut ve nar yer alsa da bu besinler sağlıklı bir öğünün temeli olarak kabul edilmiyordu.

Sınıfsal farklılıklar ve tek tip olmayan diyet

Makalede, bitki ağırlıklı beslenmenin sağlıklı bir yaşam tercihinden ziyade yoksulluğun bir yansıması olabileceği belirtiliyor. Galenos’un yulafı “insanlar için değil, yük hayvanları için bir besin” olarak görmesi de bu sınıfsal bakışı destekler nitelikte.

Milattan Sonra 200’lü yıllarda yaşayan antik yazar Athenaios’un aktarımları da coğrafi ve sınıfsal farklılıkları gözler önüne seriyor. Athenaios’un yazdıklarına göre, İspanya’da buğday, arpa, şarap, incir ve et son derece ucuzken, yaban av hayvanları o kadar değersizdi ki bazen ücretsiz dağıtılıyordu. Buna karşın başka bölgelerde balık oldukça pahalı bir lüks tüketim maddesiydi.

Araştırma, Antik Çağ’da tek bir “Akdeniz diyeti” olmadığını; kalori ihtiyacının büyük kısmını tahıllardan karşılayan halkın beslenme alışkanlıklarının bölgeye, mevsime ve zenginliğe göre şekillendiğini gösteriyor.

Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.