6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından fiziksel yıkımın gölgesinde kalan Antakya’da, kentin binlerce yıllık çok kültürlü kimliği ve yaşayan mirası ciddi bir tektipleşme tehdidiyle karşı karşıya. Afet sonrası yürütülen yeniden inşa süreçlerinde yerel dinamiklerin ve kentin özgün sosyal dokusunun göz ardı edildiği belirtiliyor.
Antropolog Şule Can, deprem sonrası yaşanan göç, mülksüzleşme ve yersiz yurtsuzlaşmanın Antakya’nın sosyal dokusunu derinden etkilediğini ifade etti. Kentin kimliğini oluşturan çok kültürlü yaşamın korunmasının yeniden inşa sürecinin temel unsuru olması gerektiğini vurgulayan Can, Antakya’yı var eden en önemli unsurun tarih boyunca korunan birlikte yaşam kültürü olduğunu hatırlattı. Can, Kent kimliğini var eden en önemli unsur çok kültürlü yaşamdır diyerek, deprem sonrası süreçte bu yaşam biçiminin ciddi risk altına girdiğine dikkat çekti.
Yeniden inşa sürecinde kültürel ve sosyal yaşamı esas alan modeller yerine standart projelerin tercih edilmesini eleştiren Can, kentin hafızasının silinme riskiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. Can, kentleri afet sonrasında yeniden kurarken standart TOKİ projeleri yerine Antakya’nın özgün yaşam biçimini temel alan bir modelin uygulanması gerektiğini vurguladı. Kentin hafızasını geleceğe taşıyabilmek için bu kimliği oluşturan unsurların doğru tanımlanması ve korunması hayati önem taşıyor.
Afet sonrası yapılanma süreçlerinde yerel toplulukların ve tarihsel hafızanın dikkate alınması gerektiğini belirten Can, mevcut uygulamaların büyük ölçüde kâr odaklı ilerlediğini savundu. Dirençli kentler oluşturma konusunda yapısal eksiklikler olduğunu ifade eden Can, kurumsal iş birliği eksikliğinin tektipleşmeyi hızlandırdığı uyarısında bulundu. Dünyadaki örneklerin aksine, yerel ihtiyaçların göz ardı edildiği bir sürecin işletildiğini belirtti.
Kent kimliğinin korunmasının yalnızca fiziki yapılarla sınırlı olmadığını belirten Şule Can, sivil toplumdan akademiye kadar tüm kesimlerin ortak hareket etmesi gerektiğini söyledi. Samandağ’da sürdürülen Evvel Temmuz Festivali gibi etkinliklerin kent hafızasını yaşatma açısından önemli bir direniş olduğunu ifade eden Can, adalet mücadelesi, kadın hakları ve ekolojik yıkıma karşı duruşun yeniden inşa sürecinin ayrılmaz parçaları olduğunu kaydetti. Can, Yolumuz zor ama bu mücadeleyi dayanışmayla sürdürmek zorundayız dedi.
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.