Akademisyen Şebnem Oğuz, devletin sunduğu sınırlı barış alanına razı olmak yerine bu alanı genişletmenin elzem olduğunu belirterek, “Artık ezilenlerin kendi sözünü kurmasına ihtiyaç var. Gelin birlikte tartışalım” çağrısında bulundu.
Farklı siyasi birikim ve mücadele deneyimine sahip çok sayıda kadının bir araya gelerek ülke gündemine dair tartışmalar yürüteceği “Kadınlar yan yana geleceği konuşuyor” konferansı, 31 Ekim-1 Kasım tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek. Konferans imzacılarından Prof. Dr. Şebnem Oğuz, etkinlik öncesinde emek, barış, demokrasi mücadelesi ve kadın gündemine dair değerlendirmelerde bulundu.
Son 20 yıldır, Türkiye’de ise özellikle 2015’ten bu yana sürekli bir krizin içinde yaşandığını belirten Oğuz, bu krizlerin başında demokrasi ve özgürlükler, ekonomik kriz ve geçim sıkıntısı, kadınların ve LGBTİ+’ların hayatı ile doğa açısından yaşanan krizler olduğunu ifade etti. Tüm bu başlıkların birbirinden bağımsız olmadığını ve aynı düzenin farklı sonuçları olduğunu dile getirdi.
Oğuz, Türkiye’nin dışarıda savaşçı, yayılmacı bir çizgide hareket etmesiyle içerideki otoriterleşmenin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini söyledi. Uzun yıllardır Kürtlere karşı uygulanan güvenlik politikalarının, zamanla ülkedeki demokratik mücadeleleri, muhalif kesimleri, kadınları ve LGBTİ+’ları da hedef aldığını ifade eden Oğuz, bir yerde savaş olarak görünen devletin, başka bir yerde kayyım atamaları, tutuklamalar, soruşturmalar ve yasaklamalar şeklinde ortaya çıktığını vurguladı. Bu baskı araçlarının tüm toplumsal siyasal yaşamı belirlemeye başladığına dikkat çekerek, “Faşizmi de yalnızca bir liderde, bir partide ya da seçim sonucunda değil; bu savaş ve güvenlik mantığının toplumsal hayatın her alanına yayılmasında aramak gerektiğini düşünüyorum” dedi.
İki yılı aşkın süredir devam eden Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde önemli bir çelişkiyle karşı karşıya olduklarını belirten Oğuz, “Bir yanda Kürt meselesinde silahlı çatışmayı sona erdirme ve çatışmasızlık zemini oluşturma çabası gösteren bir devlet varken, diğer yanda aynı devletin muhalefete, basına ve demokratik örgütlenmelere karşı sertleştiğini görüyoruz” dedi. Bu çelişkinin farkında olduklarını ve otoriter yapıyı bildiklerini vurgulayan Oğuz, çatışmasızlık ihtimalini küçümsemek yerine onu demokratik ve toplumsal bir imkana doğru zorlama gerektiğini savundu. Oğuz, çatışmanın sona ermesiyle demokrasinin kendiliğinden gelmeyeceğini bildiklerini de sözlerine ekledi.
Şebnem Oğuz, çatışmanın sona ermesinin açabileceği alanı toplumun, kadınların, emekçilerin, ezilen halkların ve bütün demokratik güçlerin kendi sözleriyle doldurmasının mümkün olabileceğinin altını çizdi. Devletin açtığı kadar bir barış alanına razı olmak yerine, açılabilecek küçücük alanı aşağıdan genişletebilmenin önemine vurgu yapan Oğuz, aydınların ve akademisyenlerin rolünün değiştiğini belirtti. Oğuz, “Bugün artık ezilenlerin kendi sözünü kurmasına ihtiyacımız var. Hem de ayrı ayrı değil, birbirini dinleyerek, birbirinin sözünü büyüterek, en altta kalanların birbirini yukarı çektiği bir ilişki içinde” ifadelerini kullandı. Oğuz, birilerinin gelip kurtarmasını beklemek yerine birbirlerini yukarı çekmeleri gerektiğini vurguladı.
Yaşanan haksızlık ve hukuksuzluklara karşı insanları susturan şeyin yalnızca polis, mahkeme, tutuklama ya da yasaklama olmadığını dile getiren Şebnem Oğuz, derin yoksulluk krizine paralel olarak ücretli emeğin de insanları susturabileceğine işaret etti. Oğuz, “Kapitalizm yalnızca emeğimizi almıyor; düşünmek, konuşmak, örgütlenmek, ortak hayat hakkında söz söylemek için gereken zamanı ve enerjiyi de elimizden alıyor. O yüzden burada kimsenin yerine konuşmak istemiyorum. Tam tersine, sözü bastırılanların da konuşabileceği bir alan açalım istiyorum” dedi.
Akademisyen kimliğinin ötesinde dünyanın en eski ve en güçlü ezme-ezilme ilişkilerinden biri olan patriyarka karşısında bir kadın olduğunu dile getiren Şebnem Oğuz, “Kadınlar yan yana geleceği konuşuyor” konferansının önemine dair değerlendirmelerde bulundu. Oğuz, “Mesele ezilenlerin kendi bulundukları yerden söz kurması ve bu sözlerin birbirine değmesi, birbirini güçlendirmesi. Bu kez biz bunu kadınlar olarak yapacağız” dedi. Ekonomik krizin yanı sıra kadınlar, LGBTİ+’lar, ezilen halklar ve doğa açısından da “bıçağın kemiğe dayandığını” belirten Oğuz, kapitalizm, patriyarka, faşizm, militarizm, emperyalizm, sömürgecilik ve ekolojik yıkımın ayrı ayrı işleyen şeyler olmadığını, birbirlerini beslediklerini vurguladı. Tüm bunların ortasında barışa gerçek bir ihtiyaç olduğunu söyleyen Oğuz, “Çünkü savaş sadece cephede olan bir şey değil. Kaynakların nereye aktarılacağını, devletin nasıl örgütleneceğini, milliyetçiliğin ve erkekliğin nasıl yeniden üretileceğini de savaş belirliyor. Kadınların yan yana gelmesini tam da bu yüzden çok önemsiyorum” şeklinde konuştu.
Şebnem Oğuz, kadınların yüzyıllardır bakım vermek, dinlemek, başkasını gözetmek gibi ağır yüklere maruz bırakıldığını, ancak bu deneyimlerden başka bir siyaset çıkarılabileceğini belirtti. Bu siyaset biçimini ise “Birbirini gerçekten dinleyen, farklılıkları yok etmeden yan yana duran, birbirinin sözünü ezmeden ortak söz kuran bir siyaset” olarak tanımladı.
“Biraz da cesarete ihtiyacımız var” diyen Şebnem Oğuz, bu cesaretin güçlü olmaktan veya korkusuz görünmekten değil, ezilmişliği birbirimizden saklamamaktan, kırılganlıkları bilmekten ve ince dayanışmayı kurmaktan geldiğini söyledi. Oğuz, “Tek başımıza bulamadığımız cesareti yan yana geldiğimizde birbirimize verebiliriz. Artık geleceğe ilişkin sözün yalnızca akademisyenler, aydınlar, siyasetçiler ya da devletler tarafından kurulmasını bekleyemeyiz. Ezilenlerin kendi sözünü kurması gerekiyor. Birbirini aşağıda bırakmadan, birbirini yukarı çekerek, birlikte kurması gerekiyor” diyerek, “Gelin birlikte tartışalım” çağrısında bulunarak konferansa katılımın önemini vurguladı.
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.