enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
49,0181
EURO
55,6797
ALTIN
6.607,22
BIST
12.290,58
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
21°C
İstanbul
21°C
Az Bulutlu
Perşembe Hafif Yağmurlu
20°C
Cuma Hafif Yağmurlu
19°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
20°C
Pazar Parçalı Bulutlu
20°C

Abdülmecit Baskın Cinayeti İçin Adalet Bakanlığı’na Başvuru: “90’lardaki Cezasızlık Rejimiyle Yüzleşme Çağrısı”

Abdülmecit Baskın Cinayeti İçin Adalet Bakanlığı’na Başvuru: “90’lardaki Cezasızlık Rejimiyle Yüzleşme Çağrısı”
30 Eylül 2026 10:54
A+
A-

Kaçırıldıktan sonra katledilen Abdülmecit Baskın’ın faillerinin bulunması için Adalet Bakanlığı bünyesindeki Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı’na başvuru yapıldı. Avukat Eren Baskın, bu başvurunun sıradan bir adalet arayışının ötesinde, 1990’lardaki cezasızlık rejimiyle yüzleşme çağrısı olduğunu belirtti.

30 Eylül 1993’te gözaltına alındıktan sonra yaşamını yitiren babası Abdülmecit Baskın’ın faillerinin ortaya çıkarılması amacıyla Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı’na başvuran Avukat Eren Baskın, cinayetin bakanlık tarafından yeniden ve bütüncül biçimde incelenmesini talep etti. Dilekçede, dosyada bulunan deliller, kesinleşmiş mahkeme kararları, kamu görevlilerinin beyanları ve sonradan ortaya çıkan değerlendirmelerin birlikte ele alınarak olayın tüm yönleriyle yeniden araştırılması istendi.

90’lı Yılların Cezasızlık Rejimi ve Yüzleşme Çağrısı

Eren Baskın, başvurusunun sadece bir ailenin adalet talebi olmadığını, aynı zamanda 1990’lardaki cezasızlık rejimiyle yüzleşme çağrısı olduğunu vurguladı. Dilekçesinde şu ifadelere yer verdi: “30 Eylül 1993 tarihinde Ankara Altındağ İlçe Nüfus Müdürü olarak görev yapan babam Abdulmecit Baskın, görevinden ayrılmasının ardından gece saatlerinde kaçırılmış; 3 Ekim 1993 tarihinde Ankara-Haymana yolu Gölbaşı mevkiinde, metruk bir yapının yanında ateşli silahla öldürülmüş halde bulunmuştur. Aradan geçen otuz yılı aşkın zamana rağmen, babamın kim veya kimler tarafından, hangi saikle, hangi planlama ve örgütsel ilişki içerisinde, varsa kimlerin bilgisi, yönlendirmesi, koruması veya ihmali altında öldürüldüğü soruları bütünüyle yanıtlanmamıştır. Bu belirsizlik, yalnızca geçmişte sonuçlandırılamamış bir ceza soruşturması değildir. Aynı zamanda yaşam hakkının korunması, yaşam hakkı ihlal edildiğinde maddi gerçeğin açığa çıkarılması ve sorumluların hesap vermesinin sağlanması yönündeki kamusal yükümlülüğün uzun yıllar boyunca gereği gibi yerine getirilmemesidir.”

Kürtlere Yönelik Katliamlardan Ayrı Tutulamaz

Baskın, dilekçesinde babasının öldürülmesinin 1990’lı yıllarda Türkiye’de özellikle Kürtlere, Kürt siyasal alanında veya toplumsal muhalefette yer alan kişilere yönelik katliamlardan ayrı tutulamayacağını belirtti. İnsan hakları savunucularını ve yakınlarını etkileyen zorla kaybetme, yargısız infaz, gözaltında kaybetme ve faili meçhul cinayetler tarihinden bağımsız düşünülemeyeceğini ifade eden Baskın, 1990’lı yılları hukuk dışı uygulamaların, güvenlik politikalarının ve kamu gücüyle bağlantılı olduğu ileri sürülen yapıların denetimden uzaklaştığı; ağır hak ihlalleri bakımından etkili soruşturma mekanizmalarının işletilmediği bir dönem olarak tanımladı. Özellikle Kürt kimliği, Kürt sorunu bağlamındaki siyasal veya toplumsal faaliyetler ve eleştirel kamusal görünürlüğün, çok sayıda kişi bakımından hedef gösterilme, tehdit, kaçırılma, kaybedilme ve öldürülme riski yarattığını vurgulayan Baskın, bu süreçte meydana gelen ağır ihlallerin önemli bir kısmında yalnızca doğrudan faillerin değil, failleri koruyan, teşvik eden, soruşturmaları etkisiz bırakan veya delillerin kaybolmasına göz yuman kamu görevlilerinin ve kurumsal yapıların sorumluluğunun da tartışma konusu olduğunu ekledi.

Susurluk ve JİTEM Bağlantıları

Bu dosyaların “adi vaka”, “münferit cinayet” veya “faili bilinmeyen olay” olarak dar bir çerçevede değerlendirilmesinin, olayların tarihsel ve siyasal bağlamını görünmez kıldığını ve maddi gerçeğe ulaşılmasını engellediğini dile getiren Baskın, etkili bir soruşturmanın sadece olay yerinden elde edilen fiziksel delillerle sınırlı kalmaması gerektiğini belirtti. Soruşturmanın; dönemin güvenlik politikalarını, ilgili kamu kurum ve birimlerindeki personel hareketlerini, olası emir-komuta ilişkilerini, tanık anlatımlarını, iletişim ve görev kayıtlarını, benzer nitelikteki olaylarla bağlantıları, önceki soruşturmalardaki eksiklikleri ve cezasızlığa yol açan idari veya yargısal uygulamaları birlikte incelemesi gerektiğini ifade etti. Baskın, “Bu dosyayı sıradan bir faili meçhul cinayet dosyasından ayıran temel husus da budur. Yıllar içinde ortaya çıkan anlatımlar, tanık ve kamu görevlisi beyanları, yargısal dosyalar, kesinleşmiş mahkeme kararları ve kamuoyuna yansıyan bilgiler; olayın dönemin Emniyet teşkilatındaki özel yapılanmalar, bazı kamu görevlileri ve Susurluk/JİTEM tartışmalarıyla kesişen ilişkiler çerçevesinde yeniden değerlendirilmesini gerektiren ciddi emarelerin bulunduğuna işaret etmektedir” dedi.

Olayın Tüm Bağlantıları Ortaya Çıkarılmalı

Cezasızlığın sadece failin cezalandırılmaması olmadığını vurgulayan Baskın, bunun; soruşturmanın hiç açılmaması, geç açılması, daraltılması, delillerin toplanmaması, tanıkların korunmaması, kamu görevlilerinin etkili biçimde incelenmemesi, olayın örgütsel veya kurumsal bağlantılarının araştırılmaması ve nihayetinde mağdurların hakikate erişiminin engellenmesiyle oluşan süreklilik arz eden bir düzen olduğunu ifade etti. Bu düzenin hem mağdur yakınlarının adalet duygusunu zedelediğini hem de benzer ihlallerin tekrarını önlemesi gereken hukuk devletini işlevsizleştirdiğini belirten Baskın, başvurusunun sadece babası Abdulmecit Baskın’ın ölümünden doğrudan sorumlu olan kişi veya kişilerin tespit edilmesine yönelik olmadığını kaydetti. Talebinin; olayın bütün bağlantılarıyla incelenmesi, varsa kamu görevlilerinin doğrudan veya dolaylı sorumluluklarının araştırılması, önceki soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde eksik bırakılan işlemlerin tamamlanması, yeni bilgi ve delillerin değerlendirilmesi ve hukuken mümkün tüm yargısal yolların işletilmesi olduğunu dile getirdi.

Cezasızlıkla Yüzleşin

Babasının öldürülmesinin aydınlatılmasının, bir ailenin yıllardır taşıdığı hakikat ve adalet talebinin karşılanması bakımından zorunlu olduğunu söyleyen Baskın, bununla birlikte bu soruşturmanın, 1990’ların karanlığında özellikle Kürt yurttaşlar açısından ağırlaşan cezasızlık pratiğiyle yüzleşmenin; yaşam hakkını, eşit yurttaşlığı ve hukuk devleti ilkesini somutlaştırmanın da bir gereği olduğunu ifade etti. Hakikatin ortaya çıkarılması, sorumluların belirlenmesi ve etkili bir yargısal sürecin işletilmesinin devletin takdirine bırakılmış bir tercih değil; Anayasa’dan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden ve hukukun en temel ilkelerinden doğan zorunlu bir yükümlülük olduğunu sözlerine ekledi.

Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.