Kadın katliamlarının erkek egemen sistemin ve cezasızlık politikalarının sonucu olduğunu belirten kadınlar, yaşam hakkının korunması için etkin mekanizmaların işletilmesi ve örgütlü mücadelenin büyütülmesi gerektiğini vurguladı.
Türkiye genelinde kadın katliamları artarak sürüyor. JINNEWS’in şiddet çetelesine göre, sadece Eylül ayında 27 kadın katledildi, 10 kadın şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi. Yargı kararlarının bu katliamları cesaretlendirdiği bir ortamda, Türkiye’nin birçok kentinden yükselen tepkilerde ortak mücadele vurgusu öne çıkıyor.
Dêrsim Milletvekili Ayten Kordu, İnsan Hakları Derneği (İHD) Dêrsim Şube Eşbaşkanı Nurşad Yeşil ile Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dêrsim İl Eşbaşkanı Hümeyra Tusun Yeğin, kadın katliamlarının önlenmesi için erkek egemen zihniyetle mücadele edilmesi gerektiğinin altını çizdi.
Kadın katliamlarının her gün gündeme gelmesinin bu coğrafyada kurulan erkek egemen düzenle bağlantılı olduğunu söyleyen Ayten Kordu, sistemin kendisini inanç, kimlik ve cinsiyet üzerinden kurduğu ayrımcılıklarla sürdürdüğünü belirtti. Kadınların bu ayrımcılığın en temel hedeflerinden biri olduğuna dikkat çeken Kordu, kadın katliamlarına karşı uzun yıllardır kadın hareketlerinin mücadelesinin sürdüğünü ifade etti. Kordu, “Bu mücadele yalnızca kadın katliamlarına karşı değil; kadına yönelik ayrımcılık, şiddet ve kadının yaşamda söz ve irade sahibi olması için de yürütülüyor. Kadınlar hem patriyarkaya hem erkek egemen düzene hem de tekçi zihniyete karşı mücadele ediyor” diye konuştu.
Kadın katliamlarının önemli nedenlerinden birinin cezasızlık politikası olduğunu dile getiren Ayten Kordu, “Ancak sorun yalnızca cezasızlıktan ibaret değil. Eğitimden hukuka, ekonomiden siyasete kadar birçok alanda cinsiyet ayrımcılığı devam ediyor. Son yıllarda kadınların kazanılmış haklarına yönelik ciddi saldırılar yaşanıyor. Kadına yönelik şiddete karşı sürekli ‘sıfır tolerans’ deniliyor. Ancak uygulamada bunun karşılığını yeterince göremiyoruz. Kadınların ölümlerinin nasıl soruşturulduğu, delillerin nasıl değerlendirildiği ve dosyalardaki bilgilerin nasıl ele alındığı konusunda ciddi sorunlar var” dedi.
“Kadın katliamlarıyla mücadele yalnızca cezaların artırılması üzerinden yürütülemez” diyen Ayten Kordu, aynı zamanda bu zihniyetin değiştirilmesi gerektiğini söyledi. En temel güçlerinin örgütlenme olduğunu vurgulayan Kordu, “Kadınlar örgütlü olduğu ve birlikte hareket ettiği sürece erkek egemen zihniyeti geriletme gücüne sahip. Bu nedenle kadın örgütlenmelerini güçlendirmek, kadınların ekonomik ve sosyal yaşamda daha fazla söz sahibi olmasını sağlamak gerekiyor. Kadın mücadelesinin yalnızca parlamentoya veya belirli kurumlara sıkışmaması gerekiyor. Mahallede, işyerinde, sokakta ve yaşamın her alanında örgütlenmeliyiz” ifadelerini kullandı. Kordu ayrıca kadına yönelik şiddetin yalnızca kadınların sorunu olmadığını da dile getirerek, bu mücadelenin toplumun tamamının sorumluluğu olduğunu belirtti.
İHD Dêrsim Şube Eşbaşkanı Nurşad Yeşil ise İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi ve Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) nafaka hakkına ilişkin verdiği kararları hatırlatarak, bunların kadınları güvencesiz bırakan kararlar olduğunu söyledi. Diğer önemli bir sorunun kadın katliamlarındaki cezasızlık politikası olduğunu belirten Yeşil, bu durumun kadına yönelik şiddetin ve kadın katliamlarının artmasındaki önemli etkenler arasında olduğunu kaydetti. Bütün bunların arkasında, 2002’den bu yana AKP iktidarının kadını aile kavramı içine hapsetmeye çalışan politikaları bulunduğunu dile getiren Yeşil, kadını aile içinde erkeğe muhtaç hale getiren anlayışın yıllar içinde güçlendirildiğine dikkati çekti. Faillerin çoğunlukla kadınların en yakınındaki erkekler olduğuna dikkat çeken Nurşad Yeşil, konuşmasına şöyle devam etti: “Kadınları katleden ve onlara şiddet uygulayanlar çoğu zaman aile içindeki erkekler olmasına rağmen mevcut iktidarın yaklaşımı kadınları şiddetin içine daha fazla itiyor. Bu nedenle kadına yönelik şiddetin ve kadın katliamlarının giderek arttığına tanıklık ediyoruz. AKP’nin iktidara gelmesiyle kadın katliamlarında yüzde 300-400 oranında artış yaşandı. Yıllardır ‘Kadın katliamları politiktir’ diyoruz. Bu meseleyi yalnızca bireysel nedenlerle açıklamak doğru değil. Kadınları ötekileştiren, eve mahkum etmeye çalışan ve yalnızca annelik rolü üzerinden tanımlayan politikaların bugüne yansımasını görüyoruz.”
Özel savaş politikalarına da dikkat çeken Nurşad Yeşil, “Bölgedeki kadın katliamlarına baktığımızda Rojin Kabaiş ve Gülistan Doku dosyaları üzerinden de tartışılması gereken sorunlar bulunuyor. Kadınların itibarsızlaştırılması ve hedef haline getirilmesiyle sonuçlanan uygulamalar ile devletin özel savaş politikaları arasındaki ilişkiyi de değerlendirmek gerekiyor” dedi.
DEM Parti Dêrsim İl Eşbaşkanı Hümeyra Tusun Yeğin ise kadınlara yönelik şiddetin önlenebilir olduğuna dikkat çekerek, bunun devlet politikası haline getirilmesi gerektiğini kaydetti. Kadınların şiddete maruz kaldıklarında sistemin erkeklerden yana tavır aldığına tanıklık ettiklerini ifade eden Yeğin, “Kamuoyu baskısı olmadığında failler serbest bırakılabiliyor. Kadınlar güçlü bir kamuoyu oluşturduğunda failler hakkında tutuklama kararları verilebiliyor” diye belirtti. Kadınlara yönelik şiddet konusunda kesin ve tutarlı bir tutum sergilenmediğini, cezalandırma politikalarının etkili biçimde uygulanmadığını sözlerine ekleyen Hümeyra Tusun Yeğin, bu nedenle faillerin kendilerini güvende hissettiğini belirtti. Yeğin, son olarak kadına yönelik şiddetin önlenmesi için etkili mekanizmaların işletilmesi, koruyucu tedbirlerin zamanında uygulanması ve faillerin işledikleri suçların karşılığında gerekli yaptırımlarla karşılaşması gerektiğinin altını çizdi.
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.