Elazığ’ın Palu ilçesinde, Murat Nehri üzerinde yükselen tarihi Palu Köprüsü, sadece bir mimari yapı olmanın ötesinde, halkların kanlı tarihinin canlı bir hafızası olarak ayakta duruyor. İpek Yolu güzergahında yer alması sebebiyle bir dönem “İstanbul’u Bağdat’a bağlayan köprü” olarak da anılan bu tarihi yapı, mimarisiyle dikkat çekiyor. Romalılar döneminde inşa edildiği ve Bizans, Artuklu, Selçuklu medeniyetleri tarafından onarıldığı düşünülen köprü, Palu Kalesi’nin eteklerinde bulunuyor. Günümüzde eski işlevini yitirmiş olsa da, her yıl çok sayıda ziyaretçiyi ağırlıyor. Ancak bu tarihi mirası çevreleyen çöpler ve üzerindeki tahribatlar, köprünün estetik bütünlüğüne zarar veriyor.
Tarihi Palu Köprüsü, aynı zamanda 1895 ve 1915 yıllarında yaşanan Ermeni katliamlarının hüzünlü tanığı olarak belleklere kazınmıştır. Kaynaklar, 1895 yılının Ekim ayında binden fazla Ermeni’nin bu köprü üzerinde katledildiğini belirtiyor. Köprü, 1915 yılında da Ermenilere yönelik vahşet ve kitlesel ölümlerin yaşandığı önemli bir merkez olmuştur. Dönemin Palu kazası nüfusunun neredeyse yarısını oluşturan Ermeniler, 1915 yılının Nisan ayında başlatılan tehcir ve soykırım politikalarından derinden etkilenmiştir.
O dönemde gerçekleştirilen operasyonlarda ilk olarak Eczacı Karekin Küreciyan, ardından Hınçak Partili kardeşler Hampartsum ve Mıgırdiç Kozigyanlar tutuklandı. En büyük Ermeni köylerinden Havav’a düzenlenen operasyonla 69 kişi daha gözaltına alındı. Palu genelinde tutuklanan yaklaşık 200 kişiyle birlikte Palu Köprüsü’ne götürülen bu kişiler, burada katledilerek Murat Nehri’ne atıldı. Yüzlerce Ermeni’nin aynı yöntemle hayatını kaybettiği bu olayların ardından, katliamdan sağ kurtulanlar ülkenin farklı bölgelerine sürgün edildi.
1915 Ermeni Katliamı’ndan sağ kurtulan Ermeni yazar Mesrop Grayyan, Palu’da yaşananları kaleme aldığı kitabında bu köprü için “Kanlı Köprü” ifadesini kullanmıştır. Grayyan, o döneme dair tanıklıklarını şu çarpıcı sözlerle aktarır: “Ben bu asırlık köprüye ‘Kanlı Köprü’ adını verdim. 1915’in korkunç felaketinden sağ çıkan biri olarak şehitlerimizin gece vakti bu mezbahaya götürülmelerine tanık olmuş ve yürek paralayan seslerini duymuşum. Bu köprünün ortasında koyun gibi kesilen Ermenilerin kanları kurumuş ve taşlaşıp kalmıştı uzunca zaman… O korku ve dehşet günlerinde yüzlerce kişiyle sığındığımız Surp Krikor Lusavoriç kilisesinden akşamları bitişik yolu izlerdik. Oradan beş dakika ötedeki köprüye indirilen ikişer ikişer birbirine bağlanmış mahkumlar çok geçmeden aşağıda boğazlanmaya başlanır ve bağırtıları gece sessizliğinde bize ulaşırdı.”
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.