enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
49,3384
EURO
55,3295
ALTIN
6.669,76
BIST
12.265,98
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
24°C
İstanbul
24°C
Az Bulutlu
Salı Hafif Yağmurlu
20°C
Çarşamba Yağmurlu
18°C
Perşembe Yağmurlu
16°C
Cuma Az Bulutlu
16°C

Kürt Sorununda Kalıcı Çözüm Arayışları: Hukuki ve Siyasi Yol Haritası

Kürt Sorununda Kalıcı Çözüm Arayışları: Hukuki ve Siyasi Yol Haritası
12 Ekim 2026 08:41
A+
A-

Kürt sorununda silahlar devreden çıkarken, kalıcı çözüm için hangi adımların atılacağı merak konusu. Abdullah Öcalan’ın konumu, TMK reformu, KHK iadeleri, AİHM kararları, kayyım rejimi ve Kürt liderlerinin mezar yerleri gibi kritik başlıklar, netleşmeyen yol haritasının en önemli virajları olarak masada duruyor.

Kaynağını eşitsizlik, zayıf demokrasi, inkar, asimilasyon, tehcir ve tebdil politikalarından alan Kürt sorunu, cumhuriyetin kuruluşundan günümüze yaşamın her alanında yıkıcı etkiler yarattı. Çatışmalı süreçler sadece onbinlerce cana mal olmadı; ekonomik, toplumsal ve siyasal olarak ülke büyük kayıplar yaşadı.

Cumhuriyetin ikinci yüzyılında bu sorunun çözümü noktasında yeni bir kapı aralandı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim 2024’te Meclis’teki çıkışı, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın sürece dair gösterdiği irade ve Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı tarihi çağrı, Kürt sorununun çözümünde yeni bir süreç başlattı.

Kritik Viraj ve Eleştiriler

Abdullah Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” olarak nitelendirdiği süreçte kritik bir virajdan geçiliyor. Bu doğrultuda hazırlanan çerçeve yasa, Meclis’te partilerin büyük bir desteğiyle kabul edildi.

Yasa, silahların devreden çıkarılması ve çatışmalı sürecin sona erdirilmesi noktasında önemli bir adım görülüyor. Ancak bu yasada bazı kavramların kullanılması ve tüm PKK’lileri ile tutsakları kapsamaması nedeniyle eleştirilerin odağında.

Peki Ya Çözüm?

Yasadaki maddeler henüz hayata geçmedi. Bu noktada MGK’den çıkacak karar bekleniyor. Yasadaki maddelerin hayata geçirilmesi sonrası gözler, 50 yıla yakın bir süre varlığını sürdüren PKK’nin ortaya çıkış nedenlerini ortadan kaldıracak yasal düzenlemelerde olacak; birçok açıdan iç içe geçmiş iki ana dinamik olan Kürt sorunu ve demokratikleşme noktalarında ne gibi düzenlemelerin yapılacağı gündeme gelecek.

Peki Kürt sorunu nasıl çözülecek, çözümün hukuki ve siyasi inşası için hangi adımlar gerekiyor, demokrasi ve özgürlük alanları nasıl genişletilecek, İmralı Cezaevi’nde yapılan görüşmelerde tüm bu konular nasıl tartışılıyor?

Dosya dizimizin ilk bölümünde, çözümün kalıcı, kapsamlı ve sürdürülebilirliği noktasında “yol temizliği” niteliği taşıyan hukuki adımları derledik.

Demokratik Entegrasyon ve Özgürlük Yasaları

Abdullah Öcalan, çözüm tartışmalarını dile getirirken, “Kürt olgusunun tüm boyutlarıyla cumhuriyetin yasallığına dahil edilmesine” vurgu yapıyor. Kürt hareketi ve halkının da temel talebi, siyasal ve toplumsal özne olarak tanınmak; eşit, adil, özgür ve demokratik bir siyasi-hukuki sisteme kavuşmak.

Öcalan, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde tüm bunların gerçekleşmesi için “demokratik entegrasyon ve özgürlük yasalarına” ihtiyaç olduğuna görüşmelerde sıkça vurgu yapıyor.

Demokratik entegrasyon, kendini fesheden örgüt nedeniyle soruşturma ve kovuşturma geçirenleri kapsayacak şekilde ceza mevzuatının elden geçirilmesini kapsıyor. Yanı sıra infaz hukukunun gözden geçirilmesi ve infazda eşitliğin sağlanması, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını ilgilendiren yasalarda değişiklik yapılması, ifade özgürlüğünün sağlanması, nefret suçlarının yeniden düzenlenmesini içine alıyor.

Özgürlük yasaları ise, daha çok kültürel haklar alanında atılacak adımları, yerel demokrasinin güçlendirilmesi, ademi merkeziyetçilik noktasında yerel yönetim mevzuatının gözden geçirilmesi, örgütlenme hakkının güvence altına alınması, toplumsal kesimlerin kamu yönetimine katılmasının önündeki yasal engellerin kaldırılması, siyasi partiler ve seçim yasalarının gözden geçirilmesi gibi başlıkları kapsıyor. Bu yasalar aynı zamanda “her türlü tahakküm, sömürü ve zorbalığa karşı durma karakteri, kapsamı ve sigortası” olarak görülüyor.

Gömleğin İlk Düğmesi: Öcalan’ın Özgürlüğü

Çözümün tartışıldığı günden bu yana öne çıkan en temel konu, Abdullah Öcalan’ın özgür yaşar ve çalışır koşullara sahip olması, fiziki özgürlüğünün sağlanması ve hukuki statüsü oldu.

Söz konusu hususların sağlanması, çözüme giden yolda “gömleğin ilk düğmesinin doğru iliklenmesi” olarak değerlendiriliyor. Abdullah Öcalan’ın hukuki ve siyasi haklarının tanınmasıyla çözümün de doğru bir zeminde tartışılmaya başlanacağı vurgulanıyor.

Kürt siyaseti ve hareketi, bu noktada Abdullah Öcalan’ın “umut ilkesi” olarak nitelendirdiği ve tüm tutsaklar için uygulanmasını istediği “umut hakkı”na işaret ediyor.

“Umut hakkı”, ömür boyu hapis cezası alan tutsakların cezalarının belirli bir süreden sonra gözden geçirilmesini ve yeniden serbest kalma ihtimaline erişmelerini güvence altına alan evrensel bir hukuki ilkedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 2014 yılında Abdullah Öcalan’ın “umut hakkı”nın ihlal edildiğine karar verdi, ancak 12 yıl geçmesine rağmen henüz bir düzenleme yapılmadı.

Yol Temizliğine Nereden Başlamalı?

Türkiye’deki mevcut kanunlar, Kürt sorununun demokratik çözümünün önündeki en büyük engellerden. Kanunlar, siyaset ve ifade kanallarını daraltmanın yanı sıra, Kürt sorununda demokratik çözüm zeminini de zayıflatıyor. Bu nedenle DEM Parti başta olmak üzere demokratik kitle örgütleri, çözümün “yol temizliğinde” bu kanunların reforme edilmesini istiyor.

5275 Sayılı İnfaz Kanunu ve Öneriler

Mahkemelerce verilen cezalar ile “güvenlik” tedbirlerinin hangi usul ve esaslara göre yerine getirileceğini düzenleyen temel infaz kanunu olan 5275 Sayılı İnfaz Kanunu bunlardan biri. İnfaz Kanunu kabul edilip yürürlüğe girdikten sonra 33 kez değişikliğe uğradı. Bu kanun özellikle koşullu salıverme süreleri ve denetimli serbestlik ile ilgili düzenlemelerde “eşitlik, ölçülülük, kanunilik, meşru amaç, korunması gereken hukuki yarar ilkesi ve ihlal edilen hak önceliği” gibi birçok temel infaz ilkesini ihlal etmekle eleştiriliyor.

DEM Parti, İnfaz Kanunu’nun Birleşmiş Milletler Nelson Mandela Kuralları ile uyumlu hale getirilmesini istiyor ve şu önerileri sıralıyor:

Sağlık hakkı ihlallerine son verilmesi ve ağır hasta mahpusların tahliyesini engelleyen düzenlemelerin kaldırılması,

Keyfi disiplin cezalarına son verilmesi, disiplin cezalarına karşı etkili denetim ve yargı yolunun işletilmesi,

İdare ve Gözlem Kurulu kararı ile infaz yakmalara son verilmesi ve bu kurulun bu yetkisinin kaldırılması,

İfade ve kültürel hak ihlallerine engel olan düzenlemelerin kaldırılması,

İletişim hakkı ihlaline neden olan düzenlemelerin kaldırılması,

Hapishanelerde keyfi ve hukuka aykırı aramalara imkân veren düzenlemelerin değiştirilmesi,

Sosyal ve kültürel hakların kullanımını kısıtlayan düzenlemelerin değiştirilmesi,

Aşırı kapasitenin yarattığı sorunların giderilmesi, barınma ve fiziksel koşulların insanileştirilmesi,

Yeterli beslenme hakkı için düzenleme yapılması,

Kadın ve çocuk mahpusların durumuna uygun uluslararası standartlara göre değişiklik yapılması,

Tecrit ve psikolojik baskıyı önleyecek düzenlemelerin yapılması,

Umut hakkının hayata geçirileceği düzenlemelerin yapılması.

TMK, CMK, TCK…

Demokratik standartlara dönüş amacıyla reforme edilmesi ya da tümden kaldırılması istenilen diğer kanunlar şunlar:

3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu (TMK)

6415 Sayılı Terörün Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK)

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK)

HSK kararlarıyla kurulan Özel Yetkili ve Görevli Ağır Ceza Mahkemeler

TCK ve TMK ile yasal ve barışçı eylemler dahi “yasadışı” gösterilmekte. Özellikle TMK’deki “Örgüt üyeliği”, “Örgüt propagandası” ve “Örgüt adına suç işleme” maddeleri kapsamında barışçıl gösteriler, siyasi konuşmalar, akademik çalışmalar veya gazetecilik faaliyetleri dahi suçlama konusu olabiliyor.

KHK Mağduriyetleri ve Barış Akademisyenleri

15 Temmuz 2016 tarihindeki askeri kalkışmanın ardından aynı yılın 20 Temmuz’unda Olağanüstü Hal (OHAL) ilan edildi ve bu durum 18 Temmuz 2018’e kadar devam etti. OHAL döneminde 32 Kanun Hükmünde Kararname (KHK) yayımlandı. KHK’lerle Anayasa devre dışı bırakıldı, toplumun tüm muhalifleri hedef haline geldi.

Askeri kalkışmayla hiçbir ilgisi bulunmamasına rağmen insan hakları, hukuk, Kürtçe ve Kürt dili üzerine çalışma yürütülen birçok dernek ve vakfın kapısına mühür vuruldu. Yine Özgür Basın kurumları bir bir kapatıldı.

“Bu suça ortak olmayacağız” bildirisiyle savaş politikalarının karşısında duran yüzlerce Barış Akademisyeni işten atıldı. Diğerleri hakkında da dava açıldı. KESK’e bağlı sendika üyelerinden 4 bin 257’si KHK’ler ile ihraç edildi. Bu kişilerden bin 420’si OHAL Komisyonu kararı ile iade edildi, 2 bin 407’nin başvurusu ise reddedildi.

Barış Akademisyenleri ve işlerine son verilen kamu emekçilerinin maddi ve manevi hak kayıplarının telafi edilmesi, yine KHK’lerle mağdur edilen dernek, vakıf ve STÖ’lerin mağduriyetlerinin giderilmesi de bu süreçte temel taleplerden.

AİHM ve AYM Kararlarının Uygulanması

Abdullah Öcalan’ın yanı sıra çok sayıda tutsak hakkında verilen “ihlal” kararları uygulanmıyor. AİHM ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarında yargıda bir direnç söz konusu. Bu nedenle Türk yargısına duyulan güven tarihsel olarak en düşük seviyelerde.

“Kavala Grubu”, “Gurban Grubu”, “Oya Ataman Grubu”, “2 No’lu Selahattin Demirtaş Grubu” gibi birçok başvuruya dair AİHM kararlarının gereği yerine getirilmiyor. Bu durumun ortadan kalkmasıyla birçok yapısal yargı sorununun da ortadan kalkacağı belirtiliyor.

Cezasızlık Politikasının Son Bulması

Barışın toplumsallaşması ve barış zeminin güçlendirilmesi noktasında atılması gereken birçok adım bulunuyor. Tansu Çiller’in Başbakan, Doğan Güreş’in Genelkurmay Başkanı ve Mehmet Ağar’ın İçişleri Bakanı olduğu 1990’lı yıllarda binlerce faili meçhul cinayet, gözaltında kaybetme, yargısız infaz ve köy yakmaları yaşandı. Yine AKP döneminde de benzer birçok suç işlendi.

Kamuoyunun baskısıyla açılan davalar ise AKP döneminde tek tek kapatıldı. Birçok davada beraat kararı verilirken, bazı davalar zaman aşımı gerekçesiyle düşürüldü.

Dargeçit JİTEM, Cizre JİTEM, Kızıltepe JİTEM, Yüksekova JİTEM, Görümlü, Sivas, Varto, Musa Anter, Nezir Tekçi, JİTEM Ana davaları, Tahir Elçi, Ceylan Önkol, Cemile Çağırga, Cizre bodrumları, Kemal Kurkut… cezasızlıkla sonuçlanan davalardan sadece birkaçı.

Cezasızlıkla mücadele kapsamında TMK’nin yanı sıra Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ve Jandarma Kanunu’nda silah kullanma yetkisinin sınırlandırılması; Birleşmiş Milletler İstanbul Protokolü eğitimlerinin kesintisiz biçimde sürdürülmesi ve adli muayenelerde bu protokolün uygulanmasının güvence altına alınması gerektiği vurgulanıyor.

Boşaltılan 3 Bin 428 Yerleşim Yerine Dönüş

90’lı yıllarda yakılan ya da boşaltılan köylerden göç etmek zorunda kalan yurttaşlar geri dönme beklentisi içerisinde. Aynı zamanda tazminatlarının güncel değerler üzerinden ödenmesi talebi bulunuyor.

Meclis’in geçmiş dönemlerde yaptığı Boşaltılan Köyler Araştırma Komisyonu Raporu’na göre; 20 ilde toplam 905 köy ve 2 bin 523 mezra, yani 3 bin 428 yerleşim yeri zorla boşaltıldı.

İçişleri Bakanlığı verilerine göre 378 bin 335 kişi yerinden edildi. Sivil toplum örgütlerine göre ise bu sayı 1 ila 3 milyon arasında. Göç eden onbinlerce kişi şu an Mexmûr Kampı’nda yaşıyor.

Yine 2015-2016 yılları arasında 11 il ve en az 51 ilçede en az 381 sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Bu süreçte 2 milyona yakın insanın özgürlük ve güvenlik gibi birçok hakkı ihlal edildi.

AİHM’e yapılan başvurular sonrası boşaltılan köylere dair Türkiye’de tazminat komisyonları kuruldu. Ancak ödenen tazminatların güncel ekonomik koşullar dikkate alınarak güncellenmesi, yeni bir başvuru hakkı tanınması, boşaltılan köylere geri dönüşlerin teşvik edilmesi ve bu kapsamda kapsamlı bir kırsal kalkınma programının oluşturulması sürecin gereklilikleri arasında sıralanıyor.

Cenazeler, Faili Meçhul Cinayetler, Kayıplar

Hakikat ve Adalet Komisyonları, çatışma çözüm süreçlerinde gündeme gelen bir diğer konu. Bu komisyon, çatışmalı süreçte yaşanan gözaltına kaybettirilenlerin akıbetlerinin açıklanması, faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması, bulunamayan cenazelerin bulunması, kimsesiz mezarlığındaki cenazelerin kimliklendirme çalışması, toplu mezarların açılması noktasında zorunlu bir adım görülüyor.

90’lı yıllardan günümüze gözaltında kaybettirilen ve çatışmalı süreçte hayatını kaybeden binlerce kişinin akıbeti halen açıklanmadı. Birçok aile halen yakınlarının akıbetini arıyor. Cumartesi Anneleri ve kayıp yakınları yıllardır her hafta yakınlarının akıbetlerinin açıklanması ve faillerin bulunması için mücadele veriyor. Zorla kaybedilenlere ilişkin gerçeklerin ortaya çıkarılması, tüm kayıpların akıbetinin açıklığa kavuşturulması, etkili soruşturma ve kovuşturma yürütülmesi suretiyle adaletin sağlanması talep ediliyor.

Şêx Seîd, Seyit Rıza, Seîdê Kurdî…

Diyarbakır 5 No’lu Askeri Cezaevi, 12 Eylül 1980 askerî darbesinden sonra en ağır işkence uygulamalarının yaşandığı merkezlerden biri olarak hafızalara kazındı. Burada bir restorasyon çalışması yürütülüyor olsa da özel bir sivil komisyon kurulması ve burada işlenen suçlarla yüzleşilmesi talebi bulunuyor.

Yine Kürt halkının en önemli taleplerinden biri de önderlerinin mezar yerlerinin açıklanması. Şêx Seîd, Seyit Rıza ve Seîdê Kurdî ile mücadele arkadaşlarının mezar yerleri uzun yıllardır sır gibi saklanıyor.

Koruculuk Sistemi

Koruculuk sistemi, 1980’lerin ortasında çatışmaların şiddetlenmesiyle “güvenlik” politikalarının bir parçası olarak hayata geçirildi. Koruculuk dayatmasını kabul etmeyen birçok köy boşaltıldı ve yakıldı. Binlerce kişi de koruculuğa zorlandı.

Bu sisteme dahil olanlar birçok ihlalin ortağı oldu. Koruculara verilen silahlar kişisel husumetlerde dahi kullanıldı. 2009 yılında Mardin’de yaşanan ve 44 kişinin hayatını kaybettiği Bilge Köyü Katliamı bunlardan sadece birisi. Yine kadınlara ve çocuklara yönelik birçok cinsel taciz ve tecavüz olayında da korucuların adı geçti.

PKK’nin kendini feshederek silahsızlanmasıyla birlikte köy koruculuğu sistemine duyulan “ihtiyaç” da ortadan kalktı. Bu nedenle köy koruculuğu sisteminin lağvedilmesi ve korucuların geçiş sürecinde değerlendirilmesi gerektiği görüşü hakim.

Gasp Edilen Belediyelerin İadesi

2016 yılından ilan edilen OHAL sonrası seçilmiş belediye eşbaşkanları ile yerel yöneticiler görevden alınmaya başlandı. Yerlerine ise kayyım atandı.

2016 yılında DBP’li 3’ü büyükşehir toplam 94 belediyeye kayyım atandı ve 93 belediye eşbaşkanı tutuklandı. Bu isimlerden biri olan Van Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Bekir Kaya halen tutuklu.

2019 yerel seçimlerinde HDP’li 3’ü toplam 47 belediyeye yeniden kayyım atandı, 18 belediye eşbaşkanı tutuklandı. 2024 yerel seçimlerinden sonra da kayyım atamaları sürdü. Bu süreçte kayyım atamaları sadece HDP’li belediyelerle sınırlı kalmadı. CHP’li birçok belediye başkanının yerine de kayyım atandı. Halen birçok belediye kayyımla yönetiliyor.

Yerel demokrasiye vurulmuş ağır bir darbe olarak değerlendirilen kayyım uygulamalarının da tamamen kaldırılması bu sürecin ilk adımlarından biri olarak duruyor.

Uluslararası Sözleşmeler

Türkiye’nin birçok uluslararası sözleşmede çekincesi bulunuyor. Yine temel hak ve özgürlükleri ilgilendiren birçok sözleşmede onayı yok.

Özellikle dil ve kültür hakları, inanç özgürlüğü ve ayrımcılığa karşı mücadele gibi konularda konulan çekincelerin kaldırılması, yine hak ve özgürlükleri esas alan sözleşmelerin yürürlüğe girmesinin Kürt sorununda çözüme önemli katkılar sunabilir.

Türkiye, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisini halen onaylayıp yürürlüğe koymadı. Yine 8 Haziran 1977 tarihli Uluslararası Silahlı Çatışmaların Kurbanlarının Korunmasına İlişkin 1 No’lu Protokol, 8 Haziran 1977 tarihli Uluslararası Olmayan Silahlı Çatışmaların Kurbanlarının Korunmasına İlişkin 2 No’lu Protokol ile Birleşmiş Milletler Zorla Kaybetmelere Karşı Sözleşmesi, yürürlüğe konulmayan sözleşmelerden.

Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin azınlıkların korunmasını düzenleyen 27. Maddesi, Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin eğitim hakkını düzenleyen 13. Maddesi, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 17, 29/1 ve 30. Maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ek 1 No’lu Protokol’ün eğitim hakkını düzenleyen 2. Maddesi, çekince konulan maddelerden.

Bu durum Kürt çocukları başta olmak üzere farklı etnik gruplara mensup çocukların kendi ana dillerinde eğitim ve öğretim görme hakkını engelliyor. Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na koyduğu çekinceler de yerel yönetimler reformu önündeki en büyük engellerden.

Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.