enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
49,3384
EURO
55,3295
ALTIN
6.669,76
BIST
12.265,98
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
24°C
İstanbul
24°C
Az Bulutlu
Salı Hafif Yağmurlu
20°C
Çarşamba Yağmurlu
18°C
Perşembe Yağmurlu
16°C
Cuma Az Bulutlu
16°C

ABD Sonrası Ortadoğu’da Kürtlerin Geleceği ve Yeni İttifak Arayışları: Doç. Dr. Arzu Yılmaz Analizi

ABD Sonrası Ortadoğu’da Kürtlerin Geleceği ve Yeni İttifak Arayışları: Doç. Dr. Arzu Yılmaz Analizi
12 Ekim 2026 08:24
A+
A-

Doç. Dr. Arzu Yılmaz, Kürtlerin Ortadoğu’daki mevcut sürecin işlememesi durumunda diğer bölgesel aktörler gibi farklı ittifak arayışlarına girebileceğini, buna hakları olduğunu ve bu seçimi yapacak bir akla sahip olduklarını belirtti.

Avrupa ve Ortadoğu coğrafyasındaki kontrollü çatışmalar, ABD-Çin ticari rekabeti, Rusya’nın Avrupa üzerindeki baskısından kaynaklanan ABD-Rusya gerilimi ve ABD-İsrail blokunun İran’a yönelik saldırılarının Yemen-Suudi Arabistan savaşına evrilmesi, öngörülemez bir döneme geçiş riskini barındırıyor. ABD’nin Ortadoğu’dan çekilme adımları ise bölgede yeni çatışmaların tetiklenebileceği endişesini doğuruyor. Türkiye-İsrail, İsrail-Suriye ve İsrail-İran gerilimleri ile diğer çatışmalar, Kürtlerin geleceğini doğrudan etkileyecek gelişmeler olarak değerlendiriliyor. Her gün kurulan ve bozulan ittifaklarla şekillenen güç dengeleri, kendi içlerinde bölünmüş Kürtleri ciddi risklerle karşı karşıya bırakıyor. Ortadoğu’daki gelişmeleri ve bunların bölgeye ve Kürtlere etkisini, bölgeyi yakından takip eden Doç. Dr. Arzu Yılmaz’a sorduk.

Suriye’deki Mücadele: Merkeziyetçilik vs. Ademimerkeziyetçilik

Önceki söyleşilerinde dünyanın düzeninin değiştiğini ve Ortadoğu’nun bu değişimden bağımsız ele alınamayacağını ifade eden Yılmaz, bölgedeki sancıyı ademimerkeziyetçilik yanlısı güçlerle merkezlerin güçlenmesini isteyenler arasındaki gerilim olarak tanımlamıştı. Bu gerilimin sürdüğünü ve Suriye’nin bunun açık bir göstergesi olduğunu belirten Yılmaz, Suriye’de merkezi bir yönetim kurma çabasında olanlarla ademimerkeziyetçi bir yapı inşa etmek isteyenler arasındaki mücadelenin hâlâ devam ettiğini vurguladı.

Yılmaz, Suriye’deki mevcut durumun bir illüzyon olduğunu ifade ederek, “Suriye’de kazanan ve kaybeden muhasebesini yapabileceğimiz bir sonucu henüz elde ettiğimizi söylemek mümkün değil.” dedi. Esad rejiminin yıkılışının bir halk devrimi olmadığını, uluslararası bir komployla bir zorba rejimin düşürülüp yerine başka bir zorba rejim kurulmaya çalışıldığını, ancak bunun halk desteği bulamadığını söyledi. Yılmaz, merkezileşme çabalarının henüz kimin üzerinden sonuçlandırılacağının açık bir soru olarak durduğunu, ABD’nin bu projeyi önerdiğini ancak ekonomik, siyasi veya mali yükünü üstlenmeye niyetli olmadığını, müttefiklerinin ise bunu gerçekleştirme kapasitelerinin olmadığını dile getirdi.

Kürtlerin Suriye’deki Durumu ve Rojava Deneyimi

Kürtlerin Suriye rejimle fiili bir birleşme sağlamış olmasının Kürtleri ve Kürt siyasetini nasıl etkileyeceği sorusuna Yılmaz, Rojava deneyiminin sadece askeri bir güce dayanmadığını, aynı zamanda kendi sivil, siyasi ve idari kurumlarını yaratan bir yönetim modeli geliştirdiğini hatırlattı. Esad’ın devrilmesinden bu yana yaşanan gerilimin ve şiddetin artmasının, entegrasyonun yalnızca Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) tasfiyesiyle sınırlı kalmasından kaynaklandığı kanaatinde olduğunu belirtti. Yılmaz, olağanüstü uluslararası baskı ve sınırlı imkânlara rağmen Rojava’daki siyasi ve sivil kurumların işlevlerini gri bir alanda sürdürdüğünü ve Suriye’deki gerilimin temel nedeninin de bu olduğunu söyledi.

İsrail-Türkiye Gerilimi ve Ortadoğu’nun Yeniden Dizaynı

Ortadoğu’da post-Amerika döneminin yaşandığını ve bu dönemde bölgenin yeniden dizayn edilmesinin yürütücülüğünü üstlenmesi muhtemel Amerikan müttefikleri arasında bir rekabet olduğunu vurgulayan Yılmaz, “İsrail ve Türkiye arasındaki gerilimin temel kaynağı, Amerika sonrası bölgede yeni düzenin yürütücülüğünü üstlenme konusudur.” ifadelerini kullandı. Yılmaz, Amerika’nın Suriye’de rejimin devrilmesi ve düşük maliyetli dönüşümün Türkiye üzerinden kotarılması konusunda Ankara’ya bir ödev verildiğini, İdlib, Heyet Tahrir Şam ve Efrîn işgalinin bunun somut örnekleri olduğunu ifade etti. Türkiye’nin bu ödevi Amerikan yönetimi açısından başarıyla tamamladığını, ancak İsrail’in İran üzerinden verilen ödevi yapamadığını ve ABD’ye yüksek maliyetler doğurduğunu kaydetti.

Mekke Antlaşması ve Bölgesel İttifaklar

İsrail-Türkiye gerilimi sürerken ortaya çıkan Mekke Antlaşması’nın İbrahim Anlaşmaları’nın zorlaştığı bir aşamada açılan bir yan yol izlenimi verdiğini belirten Yılmaz, “Bugün geldiğimiz aşamada Mekke İttifakı’nın İsrail’e karşı bir yapılanma olmadığını söyleyebiliriz.” dedi. Yılmaz, Yemen Savaşı üzerinden ortaya çıkan hizalanmanın, bu ittifakın bir Şii veya İran dominasyonuna karşı, yani İran’a karşı bir yapılanma olduğunu düşündürdüğünü belirtti. Ortadoğu’daki mevcut ittifakların kırılgan olduğunu ve yeni kurulan ittifakların da kalıcılığını iddia etmenin mümkün olmadığını ifade eden Yılmaz, Mekke İttifakı’nı, yakın geçmişin kırılganlıklarını aşmaya dönük yeni bir girişim olarak okumanın daha doğru olduğunu söyledi.

ABD’nin Çekilmesi ve Kürtlerin Güvenlik Şemsiyesi

ABD’nin Suriye, Irak ve Federe Kürdistan’dan çekilmesinin Kürtleri nasıl etkileyeceği sorusuna ilişkin Doç. Dr. Yılmaz, “Amerika’nın askeri varlığının Kürtlere sağladığı bir güvenlik şemsiyesi vardı, artık olmayacak. Bunun ortaya çıkardığı yeni bir risk var; Kürtler için bir güvenlik riski var. Kürtler, henüz bu güvenlik şemsiyesinin yerini yeni bir ittifakla doldurarak bu riski giderme imkânına sahip değiller.” dedi. Yılmaz, Türkiye’deki sürecin, ortadan kalkan bu güvenlik şemsiyesinin yerini doldurmaya dönük bir girişim olduğunu ve Kürtlerin bu sert güç mücadelesi içinde bir hedef olmaktan kendilerini koruduklarını ifade etti.

Irak ve Şengal’deki Durum

Irak’ta devlet dışı silahlı güçlerin entegrasyonu ve Şengal’deki durum hakkında konuşan Yılmaz, Peşmerge yapısının 2005 Anayasası’na göre Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin savunma gücü olduğunu ve Haşdi Şabi üzerinden devlet dışı tüm silahlı yapıların entegrasyonu bağlamına dâhil edilemeyeceğini belirtti. Yılmaz, Şengal’in 2014’te IŞİD’e karşı Peşmerge tarafından terk edildiğini, sonrasında YBŞ’nin oluştuğunu ve 2017 referandumu sonrası Peşmerge’nin tekrar çekilmesiyle Haşdi Şabi’nin bölgeye geldiğini hatırlattı. Şengal’in entegrasyonunun Haşdi Şabi’nin entegrasyonundan bağımsız konuşulamayacağını ve Haşdi Şabi’nin entegrasyonuna dair henüz somut bir sonuç elde edilemediğini söyledi. Yılmaz, entegre olunacak bir Bağdat’ın var olup olmadığı sorusunu sorarak, Bağdat’ta hüküm süren siyasi aktörün İran olduğunu ve Bağdat’a entegre olan her yapının nihayetinde İran’ı güçlendireceğini savundu.

Abdullah Öcalan’ın Süreç Başlatması ve Kürtlerin Rasyonel Seçimi

Abdullah Öcalan’ın silahsızlanma ve demokratikleşme sürecini başlatmasının Kürtlerin gelecekteki kaderini nasıl etkileyeceği sorusu üzerine Yılmaz, Kürtlerin rasyonel bir seçim yaptığını düşündüğünü belirtti. “Kürt siyasal öznesinin bu süreçte aldığı kararları rasyonel seçim olarak tanımlamak çok yerinde görünüyor.” diyen Yılmaz, bu seçimin en erken sonucunun Kürtlerin savaş ortamında bir hedef olmaktan kendilerini korumaları olduğunu ifade etti. Ancak, sürecin yürümediği durumda Kürtlerin de diğer aktörler gibi farklı ittifak arayışlarına girme hakkına sahip olduklarını ve bu seçimi yapacak akla sahip olduklarını vurguladı.

Türkiye’nin Kürt Politikası ve Geleceği

Kürtlerin yaşadıkları bölgelerde özerklik ve federasyon arayışına girmesi durumunda Türkiye’nin tutumunun ne olacağı sorusuna Yılmaz, Türkiye’nin de küresel değişim ve dönüşümden bağımsız düşünülemeyeceğini, ülkenin ciddi bir yapısal ekonomik ve siyasi kriz yaşadığını belirtti. “Türkiye’nin Kürt politikasına ilişkin kararı sadece Kürtlerin kaderini etkilemeyecek, aynı zamanda Türkiye’nin kendi geleceğini de tayin edecek.” dedi. Türkiye’nin bu dönüşümü, Türklükten başka kimlikleri de içerecek daha kapsayıcı yeni bir Türkiye tahayyülüyle mi karşılayacağı yoksa dışlayıcı bir tutumla mı karşılayacağı sorusunun yanıtının henüz net olmadığını ifade etti.

Türkiye’nin Süreçteki Konumu

Sürecin başladığı iki yıl öncesine dönüp bakıldığında Türkiye’nin Ortadoğu’da yeni oluşmakta olan güvenlik mimarisinin, enerji, ticaret ve siyaset alanındaki yeni dengelerin tümüyle dışına atılmış olduğunu hatırlatan Yılmaz, Türkiye’nin birçok Ortadoğu ülkesinde büyükelçiliğinin bile işler durumda olmadığını belirtti. Bu süreçle birlikte Türkiye’nin Kürtlerle barış üzerinden Ortadoğu’da istikrarlı bir ülke hâline geldiğini, maliyeti omuzlayacak bir Amerikan müttefikinin arandığı bir dönemde istikrarlı bir ülke profili çizme imkânına kavuştuğunu söyledi. Yılmaz, Türkiye’nin içeride bu sorununu paranteze almış olmasının, hem Irak hem Suriye’de askeri ve siyasi nüfuz kapasitesini daha geniş alanlara yayma imkânı sağladığını ekledi.

Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.