Türkiye’de giderek artan okul saldırıları, eğitim camiasında ve kamuoyunda derin endişe yaratıyor. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) İzmir 1 No’lu Şube Başkanı Hamdi Çalık, bu saldırıların ardındaki temel sorunların güvenlikçi yaklaşımlarla değil, toplumdaki eşitsizlik, adaletsizlik ve gelir dengesizliğinin ortadan kaldırılmasıyla çözülebileceğini vurguladı.
2025-2026 eğitim-öğretim yılının sonlarına doğru Kahramanmaraş ve Siverek’te yaşanan okul saldırılarında 11 kişi yaşamını yitirmiş, 26 kişi yaralanmıştı. Yeni eğitim-öğretim yılının başlamasıyla Manisa, Osmaniye ve İstanbul’da yaşanan benzer olaylar da durumun vahametini bir kez daha gözler önüne serdi.
Çalık, eğitimdeki şiddetin kökeninde toplumun kötü yönetiliyor olmasının yattığını belirtti. Bu durumun ekonomik ve sosyal sorunları tetikleyerek, etkilerinin doğrudan okullara yansıdığını ifade etti. Eğitim Bakanı’nın okul saldırılarına ilişkin “münferit” çıkışını eleştiren Çalık, bu tür olayların sürekli yaşandığına dikkat çekti. Çocukları şiddete iten psikososyal ve ekonomik etkenlere değinen Çalık şunları kaydetti: “Çocuklar geleceklerine dair bir güven duyamıyor, kendilerini yalnız ve değersiz hissediyorlar. Kendilerini değerli hissedecekleri bir ortam onlara sunulmuyor. Kullandıkları masalardan sıralara, tuvaletlerin temizliğinden yedikleri yiyeceklere kadar her alan, çocukların kendilerini değersiz hissetmelerine neden olacak kadar özensiz ve yatırımsız bırakılmış durumda. Gelecek kaygısıyla birleşen bu durum, şiddet eylemleri olarak kendini gösteriyor.”
Çözümün iktidarın savunduğu güvenlikçi yaklaşımlarda olmadığını yineleyen Çalık, asıl sorunun ekonomik ve sosyal eşitsizliklerde yattığını ve bu alanlarda acil iyileştirmeler yapılması gerektiğini belirtti. Çalık, “Eğitime yatırım yapmak, okulların fiziki koşullarını düzeltmek şart. Okullar arasında ciddi bir eşitsizlik söz konusu. Bazı okullar ‘nitelikli’, bazıları ‘niteliksiz’ olarak sınıflandırılıyor. Bu durum, çocukların okulların kendilerine bir gelecek sunmadığı düşüncesine kapılmasına neden oluyor. Örneğin; bir kolejde sunulan öğretmen, derslik, sınıf sayısı ve dijital materyallere erişim gibi imkanlar devlet okullarında bulunmuyor. Dolayısıyla sistemdeki en büyük sorun, fırsat eşitliğinin olmamasıdır. İkinci temel sorun ise müfredatın siyasal İslamcı bir ideolojiyle şekillendirilmesidir. Bu durumu şöyle özetleyebiliriz: ‘Zengine, han hamam; yoksula, din iman pazarlayan bir sistem.’” şeklinde konuştu.
Okul saldırılarının 18 yaş altı çocuklar tarafından gerçekleştirilmesindeki nedenlerden biri olarak son dönemde artan “Neonazi” akımına dikkat çeken Çalık, bu tür ideolojilerin kendiliğinden yayılmadığını vurguladı: “Toplumda ‘Nazi’ fikrine zemin hazırlayan bir gidişat varsa, bu tür akımların gençler arasında yayılma riski artar. Toplumdaki adaletsizlik, eşitsizlik ve geleceğe duyulan güvensizlik, gençleri kendi hukuklarını oluşturma ve güçlerini ortaya koyarak bir gelecek veya pozisyon arayışına yönlendirir.”
Okul saldırılarının ardından bazı firmaların bıçak ve silaha dayanıklı çanta pazarlamaya başlamasını sert bir dille eleştiren Çalık, bu duruma tepkisini şöyle dile getirdi: “Çocuklarımızı zırh giydirerek mi okula göndereceğiz? Savaş ortamında mıyız? Çocuklarımıza ‘Okullar güvenli değil, can güvenliğinizi sağlamak için sizi korunaklı çantalar ve zırhlarla okula göndermek zorundayız’ diyeceğiz ve onların sağlıklı bir psikolojiyle derslerinde başarılı olmasını bekleyeceğiz. Bu tür akıl dışı uygulamalarla karşı karşıyayız. Bu absürtlüklerle uğraşmak yerine, şiddetin temelinde yatan toplumdaki kötü yönetim biçimiyle yüzleşilmelidir. Toplumun yaşadığı eşitsizlikler, adaletsizlikler ve gelir dengesizliği giderilmelidir. Okullarda çocukların gelişimine uygun bir öğün yemeği, temiz içme suyu, çağın gerektirdiği dijital materyallere erişim imkanı sağlanmalı ve okullar arasındaki eşitsizlikleri giderecek yatırımlar yapılmalıdır.”
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.