Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde yaşayan 85 yaşındaki Halit Tekçi, tam 31 yıldır gözaltında kaybedilen oğlu Nezir Tekçi’nin akıbetini ortaya çıkarmak için kararlılıkla mücadele ediyor. Ömrü göçler ve zorluklarla geçen Tekçi, dilinden düşürmediği “kayıp” hikayesini her fırsatta anlatarak, “Bize bu zulmü yapanlar Türklerin de düşmanıydı. Artık demokrasi gelsin, barış sağlansın” çağrısını yineliyor.
Tekçi ailesinin yaşadıkları, Türkiye’deki Kürt sorununun derin izlerini taşıyor. Aile, 1988 yılında askerlerin “PKK köye gelip gidiyor” gerekçesiyle uyguladığı baskılar sonucu Hakkari’nin Yüksekova ilçesine bağlı Midî köyünü terk etmek zorunda kaldı. 1990’lı yılların başında Zêre ve Çemê köylerinden de benzer baskılar nedeniyle göç etmek zorunda kalan aile, zorlu bir yaşam mücadelesi verdi.
Nezir Tekçi, 28 Nisan 1995 tarihinde Yekmal köyünde çobanlık yaparken askerler tarafından gözaltına alındı. O günden bu yana kendisinden bir daha haber alınamadı. Bu olay, ailenin yaşadığı acıları katladı ve uzun soluklu bir adalet arayışının başlangıcı oldu.
2010 yılında, askerlik yaptığı dönemde Nezir Tekçi’nin ölümüne tanık olduğunu belirten Yunus Şahin adlı bir kişi, savcılığa ifade verdi. Şahin’in ifadeleri üzerine, öldürme emrini verdiği iddia edilen emekli Albay Ali Osman Akın ile Yarbay Kemal Alkan hakkında dava açıldı. Ancak dava dosyası, “güvenlik” gerekçesiyle Eskişehir’e nakledildi. 11 Eylül 2015 tarihinde Akın ve Alkan hakkında beraat kararı verildi. Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 27 Mart 2018 tarihinde bu kararı onadı. Ne var ki Anayasa Mahkemesi, 21 Mart 2023 tarihinde dosyada tespit ettiği eksiklikler nedeniyle kararı bozdu. Buna rağmen, 17 Ocak 2025’te yeniden beraat kararı verilmesi, ailenin adalet arayışını daha da zorlaştırdı.
85 yaşındaki Halit Tekçi, oğlunun kaybolduğu günden bu yana geçen 31 yıl boyunca yılmadan mücadele ediyor. Kayıp oğlunun hikayesini bıkmadan anlatan Tekçi, “Sağ ya da ölü, oğlumu istiyorum” sözleriyle kararlılığını ortaya koyuyor.
Yaşadığı haksızlıklara karşı büyük bir öfke duyan baba Tekçi, Nezir’in nasıl gözaltına alındığını şu sözlerle dile getiriyor: “Nezir bir gün ‘Sana iki kere sordum; koyunları satayım mı?’ diye sordu. Ben de ‘Sana izin verdim, git kardeşini ziyaret et, istiyorsan satabilirsin’ dedim. O gün gitmedi. Sonraki gün Yekmal’a gitti. Misafir kaldığı ev ve köyün etrafı askerlerle sarılmış. Askerler köye girip, evlerden herkesi çıkarmış. Asker, Nezir’e ‘Sen kimsin, bu kıyafetle ne yapıyorsun. Nereye gidiyorsun?’ demiş. Nezir de ‘Kardeşimi ziyarete gidiyorum, koyunlarımı getireceğim’ demiş. Asker de ‘Tamam git, ben de Diyarbakırlıyım, Kürt’üm ama Ali Osman binbaşı burada seni bu kıyafetle görürse öldürür’ demiş. Köyden 500 metre uzaklaşmadan yeniden askerlere denk geliyorlar. O köyden 3 genç gerillaya katıldığı için köyden nefret ediyorlardı. Askerler kimliklerini alıyorlar. Nezir’e, kıyafetlerinden dolayı ‘Sen PKK’lisin’ diyorlar. Gözaltına alınıyor, işkence ediliyor. ‘PKK’lilerin yerlerini göster, yoksa seni öldürürüz’ diyorlar.”
Yunus Şahin’in tanıklığının önemine değinen Halit Tekçi, oğlunun akıbetini şöyle öğrendiğini anlatıyor: “Komutan, birliğimdeki Kürtler tüfeklerini kaldırsın demiş. 22-23 Kürt çıkmış. Hepsine ‘Nezir’e ateş edin’ demiş. Oğlum koşarak, askerlerin içerisine gitmiş. Kemal, onu askerlerin içerisinden çıkarıp vurmuş. Mayıncıyı da çağırıp, cesedini mayının üzerine koyup patlatmış. O (Yunus Şahin) anlattıktan sonra oğlumun öldüğünü anladım.”
Baba Tekçi, yaşananların ardından defalarca başvuruda bulunduğunu ancak adalet kapılarının yüzüne kapandığını belirtiyor. Gittiği her yerde hakaretlere maruz kaldığını vurgulayan Tekçi, bir savcının kendisine “Dilekçeyi yüzüme fırlatıp ‘… askere iftira atma, asker kimseyi öldürmez’ dedi” sözlerini aktarıyor. Ayrıca birçok kişinin kendisine “Oğlunun davasını bırak, bir şey olmuyor, hükümet seni öldürür” diyerek tehdit ettiğini belirten Tekçi, bu duruma rağmen “Korkuyorum ama ben oğlumdan iyi değilim. Oğlum 24 yaşındaydı” diyerek mücadelesinden vazgeçmediğini dile getiriyor. Dava sürecinde tanıklar ve kendisi üzerindeki baskılara dikkat çekerek, “Davaya gitmeyeyim diye Eskişehir’e götürdüler. Şahitler korkuyordu. Yunus Şahin de gelmeye korkuyordu” ifadelerini kullanıyor.
Tekçi, Binbaşı Ali Osman’ın kendisini ve çocuğunu koruması gerekirken oğlunu katlettiğini sık sık vurgulayarak, tek arzusunun oğlunun akıbetinin açıklanması, katledilmişse kemiklerinin teslim edilmesi ve faillerin cezalandırılması olduğunu söylüyor. Mahkeme sürecinde yapılan keşiflerde dahi sadece “bir portakal büyüklüğünde bir saç topraktan çıktığını” ve oğlunun yelek zincirini bulabildiğini aktaran Tekçi, “Ne cenaze ne kemik buldum” diyerek yaşadığı derin acıyı dile getiriyor.
Türkiye’deki yargı mercilerine ve cumhurbaşkanına çağrıda bulunan Halit Tekçi, “Barış olsun artık. Biz Kürtler hiçbir zaman Türklere düşman olmadık. Biz Türklerin kardeşliğini kabul ediyoruz, onlar bizi kabul etmiyor. Oğlum katledildi, başkalarının çocukları ölmesin” sözleriyle barış ve adalet talebini yineliyor.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dikkat çeken Tekçi, “Sadece demokrasi istiyoruz. Demokrasi de sadece bizim için değil herkes için iyidir. Bugüne kadar yürütülen savaş ne Kürtlerin ne de Türklerin menfaatinedir. Kürt ve Türk anneleri artık ağlamasın. Barış Türkler için de iyidir. Atatürk olsaydı, bizim kardeşliğimiz şimdiye kabul edilmişti. Bahçeli, bizim düşmanımızdı. Ama bugün artık o da gerçeği gördü. Askerleri, korucuları devreye koydular bir şey elde edemediler. Artık barış sağlanmalı. Çocuğumun katilinin yargılanmasını istiyorum. Sadece benim değil, benim gibi yüzlerce insan mağdur. Hepsinin dosyalarının yeniden açılmasını istiyorum. O zulümleri yapanlar Türklerin de düşmanıydı. Bizim gençlerimizi katledenler hem Türklerin hem de bizim düşmanlarımızdı. Katillerimizin yakalanmasını istiyoruz. Oğlumu ya sağ ya da ölü istiyorum.“
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.