Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), “Mirasımız direniş, sözümüz mücadele” şiarıyla düzenlediği 3’üncü Kadın Konferansı’nın sonuç bildirgesini kamuoyuyla paylaştı. Bildirgede, kadınların barışın toplumsallaşması sürecinde kurucu özne olarak yer almasının elzem olduğu belirtilirken, emek, beden, kimlik, doğa, kültür, örgütlenme ve yaşam hakkı üzerindeki tahakküme karşı mücadelenin devam edeceği vurgulandı.
Bildirgede, kadınların bakım sorumluluğuna mahkum edilmesine karşı çıkılarak, çocuk, yaşlı, hasta ve engelli bakımının ücretsiz, nitelikli, anadilinde, erişilebilir ve yaygın bir kamusal hak olarak örgütlenmesi gerektiği ifade edildi. Vardiyalı ve gece çalışanların ihtiyaçlarını karşılayacak 7/24 kreş ve bakım hizmetlerinin oluşturulması için mücadelenin sürdürüleceği kaydedildi. KESK’in, kadınları bakım sorumluluğuna iten esnek ve yarı zamanlı çalışma politikalarına karşı güvenceli çalışma hakkını savunmaya devam edeceği belirtildi.
Kadın meclisleri ve komisyonlarının güçlendirilmesi gerektiği vurgulanan bildirgede, kadınların iş yerlerinde ve sendikalarda söz ve karar sahibi olmalarının sağlanacağı ifade edildi. Kadınların sendikal faaliyetlere ve iş kolları toplantılarına katılımlarının artırılması gerektiği belirtilirken, kadınların bakım yükü ve zaman yoksulluğunun göz önüne alınarak, katılımlarını artıracak planlamaların yapılması gerektiği kaydedildi.
Emeğin, yaşamın ve ekolojik dengenin sermayenin kâr politikalarına peşkeş çekildiği belirtilen bildirgede, bu yıkım politikalarına karşı mücadele hattının oluşturulacağı ve KESK’in aktif bir özne olarak yer alacağı ifade edildi. Konfederasyonun, eğitimin herkes için eşit, parasız, laik, demokratik, bilimsel, anadilinde ve cinsiyet eşitlikçi biçimde örgütlenmesi için çalışmalarını sürdürmesinin önemi vurgulandı.
Kadına yönelik şiddetin ataerkil toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanan yapısal bir sorun olduğu belirtilen bildirgede, şiddetle mücadelede İstanbul Sözleşmesi’nin tüm hükümlerinin hayata geçirilmesi, 6284 sayılı Kanun’un etkin ve tavizsiz uygulanması ve ILO’nun 190 sayılı Sözleşmesi’nin onaylanarak yürürlüğe konulması gerektiği dile getirildi. KESK’in, şiddet ve istismar vakalarında cezasızlığa ve zorunlu arabuluculuğa son verilmesi, kadınların anadilinde adalete erişiminin güvence altına alınması, işleyen ve etkili hukuki ve psikososyal destek mekanizmalarının oluşturulması için mücadelesini sürdüreceği belirtildi.
Kadınların bedenleri ve doğurganlıkları üzerinde söz ve karar sahibi olması gerektiği kaydedilen bildirgede, kürtaj hakkı, HPV aşısı, gebelikten korunma yöntemleri, cinsel sağlık ve üreme sağlığı hizmetlerinin ücretsiz kamusal hizmet olarak örgütlenmesinin önemine dikkat çekildi. KESK’in, kadınları “makbul kadın” ve “makbul aile” kalıplarına sıkıştıran politikalara karşı, kadınları merkeze alan politikalar ile toplumsal yaşam alanları ve çalışma hakları savunmasını sürdüreceği ifade edildi.
Bildirgenin devamında, konferans atölye çalışmalarının, kalıcı barışın yalnızca silahların susması olmadığını, aynı zamanda eşitsizliklerin ve tahakküm ilişkilerinin dönüştürülmesini, demokratik katılımı, toplumsal eşitliği, hakikat ve adaleti gerektirdiğini ortaya koyduğu belirtildi. Bu nedenle, kadınların barışın kurumsallaşması ve toplumsallaşması sürecinde söz ve kararlarıyla kurucu özneler olarak yer almasını sağlamaya dönük çalışmaların sürdürülmesi gerektiği vurgulandı.
Bildirge, kadınların emek, beden, kimlik, doğa, kültür, örgütlenme ve yaşam hakkı üzerinde kurulan her türlü eşitsizlik, şiddet ve tahakküme karşı mücadelenin birbirinden koparılamayacağını ortaya koymaktadır. Bu mücadelenin, kadınların iş yerlerinden sendikalara, yerel yönetimlerden barış süreçlerine, kültür-sanattan ekoloji ve afet politikalarına kadar yaşamın bütün alanlarında eşitlik, özgürlük ve örgütlü kadın mücadelesini esas alan bir hatta güçlendirilmesi çağrısıyla son buldu.
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.