İstanbul’da başlatılan “Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza” kampanyasına destek veren dernek ve kongre temsilcileri, ‘umut hakkı’nın bir an önce uygulanması gerektiğini belirterek, müzakere eden tarafların eşit haklara sahip olması gerektiğini vurguladı.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne sivil alandan destek sunmayı hedefleyen “1001 İmza” deklarasyonunun imzacılarından Doğu Güneydoğu Dernekleri Konfederasyonu (DGD KON) Başkanı Abdulhakim Daş, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Halklar ve İnançlar Eş Sözcüsü Ayhan Ergenç, yazar-şair Xembar Farqîn ile Silvanlılar Derneği Başkanı ve Diyarbakır Dernekleri Federasyonu Başkanvekili İhsan Çevik, kampanyaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İmza metninin amacına değinen DGD KON Başkanı Abdulhakim Daş, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin kamuoyunda daha görünür kılınmasını ve toplumun farklı kesimlerinin sürece katılımının artırılmasını hedeflediklerini belirtti. Daş, ‘Gelinen aşamada yasanın pratiğe geçilmesi gerekiyor. Toplum, iktidardan ve müzakereyi sürdürenlerden somut adım bekliyordu. Yapılacak şeylerin pratikte, gözle görülür bir şekilde hayata geçirilmesini ve halkın da bunu görmesini istiyoruz. Aynı zamanda bu süreci halkla daha fazla buluşturmak ve sürece verilen desteği çoğaltmak amacıyla bu imza metni hazırlandı’ dedi.
Daş, Kürtlerin taleplerinin Türkiye’nin demokratikleşmesi olduğunu ifade ederek, bu demokratikleşmenin belirli özgürlüklerle Kürtlerin haklarının ertelenmesi anlamına gelmemesi gerektiğini vurguladı. Daş, Kürtlerin eşit yurttaşlık temelinde haklara sahip olması, varlıklarının tanınması ve anadilde eğitim hakkının sağlanması gerektiğini dile getirdi.
Metinde yer alan Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanması gerektiğine dikkat çeken Daş, “AİHM’in verdiği kararlar var. Özellikle Kobanê davasıyla ilgili yargılamanın ve verilen cezaların usulsüz olduğunu düşünüyoruz. Selahattin Demirtaş, Osman Kavala ve benzeri isimler hakkında verilen kararların uygulanması gerekiyor. Kayyımlarla ilgili kararların hayata geçirilmesi, haksız yere tutuklanan siyasi tutukluların serbest bırakılması, örgütlenme ve ifade özgürlüğünün sağlanması gerekiyor. Kürtlerin varlığının tanınması, anadilde eğitim ve öğretimin bir statüye kavuşturulması ve bunun Türkiye anayasasında yer alması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Müzakere yürüten tarafların durumunun eşit olması gerektiğini belirten Daş, Abdullah Öcalan’a yönelik ‘umut hakkı’nın uygulanması gerektiğinin altını çizdi. Daş, “‘Umut hakkı’ sadece Abdullah Öcalan’la ilgili değil, bu kapsamda olan birçok siyasi tutuklu var. Müzakereleri yürütecekse, müzakereyi yürüten kişinin hem fiziken hem hukuken özgür olması gerekiyor. Müzakere edenlerin eşit haklara sahip olması gerekir. Eğer eşit haklara sahip değilse, müzakereyi yürütenler hala bir sistem çerçevesinde baskı altındaysa eşit koşullarda bir müzakerenin ortaya çıkması mümkün değildir. İki yılı geçen bir süredir bunların hiçbiri yerine getirilmedi. Eğer bu süreçte adımlar atılmıyorsa Kürt sorununun çözümü konusunda bir isteksizlik olduğu toplum tarafından algılanıyor. Topluma yeterince bilgi verilmediği için süreçle ilgili güvensizlik artıyor. Verilen sözlerin ve çerçeve yasasındaki sözlerin en kısa zamanda hayata geçirilmesi gerekiyor ki diğer sorunlarla ilgili adımlar atılabilsin” diye belirtti.
Daş, sürecin toplumsallaşması için siyasi partilerin ve sivil toplum örgütlerinin sorumluluk alması gerektiğini söyleyerek, “Toplumun örgütlü olması, bir arada durması ve birlikte mücadeleyi güçlendirmesi gerekiyor” dedi.
Silvanlılar Derneği Başkanı ve Diyarbakır Dernekleri Federasyonu Başkanvekili İhsan Çevik, imza metninin temel amaçlarından birinin Kürtçenin statü kazanması olduğunu söyledi. Süreç kapsamında anadil hakkının tanınması gerektiğini söyleyen Çevik, “Eşit yurttaşlık talebinde bulunuyoruz” dedi. Hasta tutukluların serbest bırakılması ve AİHM kararlarının uygulanması gerektiğini ifade eden Çevik, “Suçsuz yere yatan insanların en azından serbest bırakılması gerekiyor. Ancak henüz bunları görmedik. AİHM kararlarının eksiksiz uygulanması gerekir. Bu talebimizi her yerde vurguluyoruz. Abdullah Öcalan bu çözüm sürecinin baş aktörlerinden bir tanesi. Onun da siyaset yapabilmesinin önünün açılması gerekir. Bu yüzden Abdullah Öcalan’ın haklarının iade edilmesini istiyoruz. Kürt toplumu bu sürece hazırdır. Kürtler hiçbir zaman aksi bir karar veya başka bir şey istemediler. Kürtler sadece kendi topraklarında özgür bir şekilde yaşamak istiyorlar. Fazla bir şey istemiyorlar. Biz barış istiyoruz. Ağzımızda dilimizde tüy bitti. En kötü barış, en kötü savaştan daha iyidir. Türkiye’ye barış, dünyaya barış diyoruz” ifadelerini kullandı.
HDK Halklar ve İnançlar Eş Sözcüsü Ayhan Ergenç, her imzanın bir irade olduğunu belirterek, “Her imza, bir insanın iradesini, talebini ve değişim sürecine ortak olma isteğini temsil ediyor. Bu imza, kişilerin isminden çok yaşadığımız coğrafyada güzel, demokratik, insancıl, adaletli ve hukuka dayalı bir yaşam için atılmıştır. Barışlar her zaman çok zor olur, savaşlar çok kolay olur. Barışların zor olması nedeniyle sürecin ağır işlemesi insanlarda tereddüt yaratmış olabilir. Ancak ben kendim ve bağlı bulunduğum kurum olarak bu barıştan büyük umut sahibiyiz. Barışın demokratik şekilde ilerleyeceğine inanıyorum. Metinde geçen AİHM kararlarının uygulanması demokratikleşmenin önünde önemli bir belgedir. AİHM kararlarının ertelenmesi ve uygulanmaması, bu süreçte yaşanan zararların daha fazla ortaya çıkmasına neden olur. Türkiye, AİHM’in şartlarını kabul etmiş bir ülkedir. Bu kararlara uymamak, gerçeklerle bağdaşmıyor” dedi.
1001 imza deklarasyonunun kalıcı barış için yeni bir başlangıç amacı taşıdığını söyleyen yazar-şair Xembar Farqîn, Ortadoğu’da halklar arasında yıllardır süren savaşın sona ermesi için bu tür girişimlerin önemli olduğunu belirtti. Farqîn, “Doğrusu çok iyi bir adım olduğunu düşünüyorum ve bu yüzden metne imza attım. Burada Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin ilerleyebilmesi için Abdullah Öcalan’ın sürecin muhataplarından biri olarak kabul edilmesi gerekiyor. Abdullah Öcalan’ın baş müzakereci olduğu kabul edilmeli ve tüm kesimlerle konuşmasının önü açılmalıdır. Abdullah Öcalan konuşursa barış sürecinin daha da hızlanacağını söyleyebiliriz. Abdullah Öcalan’ı; Kürt halkı, partisi ve çevresi üzerinde önemli bir etkisi olduğunu görüyoruz. Bu nedenle Abdullah Öcalan’ın önündeki engeller kaldırılmalıdır” ifadelerini kullandı.
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.