Cumhurbaşkanı danışmanlarından Mehmet Uçum’un sürece ilişkin son yazısı, yazar Dr. Hayri Hazargöl tarafından değerlendirildi. Hazargöl, Uçum’un hala Türkiye’yi otoriter temelde yönetmek isteyenlerin düşüncelerini dile getirdiğini belirterek, “Böylece o cenahın ne düşündüğünü de anlamış oluyoruz” dedi.
Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısıyla başlayan süreç kapsamında, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “umut hakkı”na dair açıklamaları ile Abdullah Öcalan’ın çalışma koşullarının düzeltilmesi gibi söylemlerin geçen iki yıllık sürece rağmen hayata geçirilmediği gözlemleniyor. Bu duruma yönelik tepkiler devam ederken, Mehmet Uçum ise kaleme aldığı yazılarla kendi kamuoyunu yönlendirme ve farklı algılar oluşturma çabasında.
Uçum, son yazısında mevcut süreci bir “çözüm süreci” değil, “geçiş süreci” olarak tanımlayarak, çerçeve yasanın uygulama aşamasına geçildiğini iddia etti. Ayrıca, Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması gibi başlıkların öne çıkarılmasını, süreci aksatabilecek “yapay tartışmalar” olarak nitelendirdi.
Yeni Yaşam Gazetesi yazarı Dr. Hayri Hazargöl, Uçum’un makalesine dair eleştirilerini dile getirdi. Hazargöl, Uçum’un Türkiye’yi otoriter temelde yönetmek isteyenlerin görüşlerini yansıttığını ifade etti ve ekledi: “Böylece o cenahın ne düşündüğünü de anlamış oluyoruz.”
Hazargöl, Uçum’un ifadelerinin süreci bozmak isteyen bir ekibin sözcüsü gibi olduğunu savundu. “Sözde diyalogdan söz ediyor ama Kürt Özgürlük Hareketi’ne ayar vermeye çalışıyor” diyen Hazargöl, Uçum’un yazısının süreç karşıtı olduğunu belirtti. Hazargöl, eğer bu düşünceler Cumhurbaşkanı’nın görüşlerini yansıtıyorsa, durumun daha ciddi ve düşündürücü olduğunu, iktidarın süreci bozmanın fikri yapısını oluşturmaya çalıştığını öne sürdü. Erdoğan’ın süreç iyi gidiyor demesine rağmen, Uçum’un saraydan tüyo alarak yazdığı varsayılırsa, sürecin iyi gitmediği anlamına geleceğini ifade etti.
Hazargöl, 18 Ağustos’ta onaylanan yasa çıkmadan önce hükümet yetkililerinin Abdullah Öcalan’ın konumunun değişeceğini, birçok çevreyle görüşeceğini, hatta İmralı’ya gideceklerin olacağını söylediğini hatırlattı. Yasa çıktıktan sonra da AKP grup başkan vekilinin televizyonlarda İmralı’ya gazetecilerin ve birçok kişinin gidebileceğini belirttiğini aktardı. Ancak Hazargöl, yasanın iki aydan fazla süredir yürürlükte olmasına rağmen Abdullah Öcalan’ın konumunda bir değişiklik olmadığını vurguladı.
Hazargöl, Mehmet Uçum’un Abdullah Öcalan’ın sadece “negatif barış” için rol oynayabileceği, “gerçek barış” yani “pozitif barış” için bir rolünün olamayacağı yönündeki görüşünü eleştirdi. Uçum’un Abdullah Öcalan için özgürlük istenemeyeceği yönündeki iddiasını da sorgulayan Hazargöl, sürecin temel aktörü içerde tutularak gerçek barışın sağlanamayacağını ifade etti. Devlet Bahçeli’nin dahi “umut hakkı”ndan söz ettiğini anımsatan Hazargöl, “Umut hakkı zindandan çıkmayı öngörüyor. Abdullah Öcalan için özgürlük istenemez demek, bu sürecin bittiğini ilan etmek anlamına gelmez mi?” diye sordu.
Hazargöl, sürecin en temel muhatabının Abdullah Öcalan olduğunu ancak Kürt Özgürlük Hareketi’nin de sürecin pratikleşmesini sağlayacak temel aktör olduğunu belirtti. Hareketin ısrarla Abdullah Öcalan’ın özgürce çalışabilir olması gerektiğini söylediğini aktaran Hazargöl, Uçum’un bu taleplere “sizin dediğiniz olmaz” diyerek her türlü pratikleşmenin önünü kapattığını savundu. Bir halkın ve hareketin önderliğine yaklaşımın, o halka ve örgütüne yaklaşım olduğunu belirten Hazargöl, Uçum’un bu yaklaşımının Kürt halkına yönelik 100 yıllık yaklaşımın yeni bir versiyonu olduğunu ifade etti.
Demokratik katılımın mevcut yasalarla ve hukukla sağlanamayacağını vurgulayan Hazargöl, mevcut yasaların en küçük muhalif yaklaşımda bile insanları içeri attığını, özellikle Kürt halkının temel demokratik haklarını isteyenlerin hemen tutuklandığını dile getirdi. Demokratik katılım imkanının ancak yeni yasalarla ortaya çıkabileceğini belirten Hazargöl, “Mevcut yasalar bu sorunu yaratmışken, bu yasalar değişmeden gelin demokratik siyasal alana katılın demek hangi aklın ürünüdür?” diye sordu ve bu aklın sürecin özünü anlamadığını ya da farklı bir amaç güttüğünü iddia etti.
Hazargöl, Mehmet Uçum’un Türk devlet yetkililerinin on yıllardır Kürt varlığını ve temel haklarını inkâr etmek için kullandığı “etnik siyaset yapılamaz” kavramını kullandığını belirtti. Kürt halkının var olmasından kaynaklı temel haklarını talep etmenin “etnik siyaset” yapmak olmadığını, asıl etnik siyaseti 100 yıldır bu devletin ve Uçum kafasında olanların yaptığını savundu. Türk devleti ve Uçum gibilerin Kıbrıs’ta veya başka yerlerde Türklerin haklarından söz etmelerine rağmen, sıra Kürtlere gelince bunun “etnik siyaset” olarak görüldüğünü ve en temel suç sayıldığını eleştirdi.
Hazargöl, Uçum’un sadece Kürt Özgürlük Hareketi’ne değil, demokratik siyaset yapanları da tehdit ettiğini, “tedbirler alınır” derken devlet baskısı ve zulmünü kastettiğini belirtti. Bu zihniyetin 100 yıllık bir anlayışın devamı olduğunu söyledi.
Mehmet Uçum’un entegrasyonu kendi anlayışına göre yorumladığını belirten Hazargöl, Abdullah Öcalan’ın ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin entegrasyonu Uçum gibi anlamadığını vurguladı. Abdullah Öcalan’ın demokratik entegrasyondan söz ettiğini hatırlatan Hazargöl, bunun düşünce ve örgütlenme özgürlüğü, demokratik siyaset yapmanın engelsiz tanınması, Kürtlerin dil, kimlik, kültür özgürlüğünün sağlanması ve bu yöndeki örgütlenmelerin önündeki engellerin kalkması gerektiğini ifade etti. Ayrıca yerel demokrasinin kabulü ve yerel yönetimlerin inisiyatifinin tanınmasının demokratik entegrasyonu sağlayacağını belirtti. Eski anlayış ve dayatmaların kopukluğu sürdüreceğini ve Kürtlerin 100 yıldır olduğu gibi direneceğini, bu direnişin önüne artık hiçbir gücün geçemeyeceğini ekledi.
Hazargöl, Mehmet Uçum’un demokrasi anlayışını bir “lütuf” olarak gördüğünü ve demokratik zihniyete sahip olmadığının bu yazısıyla daha da netleştiğini savundu. Uçum’un, kendilerine tam biat edilirse demokratik adımlar atılabileceği yönündeki yaklaşımının, Kürt sorununun yanlış politikalar ve demokratik olmayan bir sistemden kaynaklandığını inkâr ettiğini gösterdiğini ifade etti. Demokrasi istemenin hiçbir zaman şart olarak görülemeyeceğini, demokrat olanların başkalarından talep gelmeden demokratikleşme adımı atacaklarını vurgulayan Hazargöl, demokratikleşme adımlarının sadece Kürtler için değil, tüm Türkiye halkları için olması gerektiğini belirtti. Bu şekilde görmeyenlerin hiçbir süreci yürütemeyeceğini, sadece “süreç bozgunculuğu” yapacaklarını söyledi.
Kürt Hareketi’nin sürecin sağlıklı yürümesi için sürekli Abdullah Öcalan’ın konumunu gündeme getirdiğini hatırlatan Hazargöl, bunun Uçum’un belirttiği gibi bir “ajanda” değil, sürecin ilerlemesi için gösterilen bir hassasiyet olduğunu dile getirdi. Bu hassasiyetten asla vazgeçilmeyeceğini, bu istemi dikkate almayanların ise başka ajandaları olduğunu iddia etti.
Hazargöl, Kürt sorununun çözümünün bir demokratikleşme sorunu olduğunu belirterek, bu anlayışta olmayanların Türkiye’nin hiçbir sorununu çözemeyeceğini yineledi. Mehmet Uçum’un hala Türkiye’yi otoriter temelde yönetmek isteyenlerin düşüncelerini söylediğini ve böylece o cenahın ne düşündüğünün anlaşıldığını sözlerine ekledi.
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.