enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
49,3408
EURO
55,2705
ALTIN
6.658,68
BIST
12.265,98
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
24°C
İstanbul
24°C
Açık
Cumartesi Açık
26°C
Pazar Parçalı Bulutlu
24°C
Pazartesi Az Bulutlu
24°C
Salı Yağmurlu
19°C

JMO İzmir Şube Başkanı Önalan: Enerji politikaları ekolojik dengeler gözetilerek halkla birlikte planlanmalı

JMO İzmir Şube Başkanı Önalan: Enerji politikaları ekolojik dengeler gözetilerek halkla birlikte planlanmalı
25 Ağustos 2026 08:12
A+
A-

Türkiye’nin önemli jeotermal potansiyeline sahip olmasına rağmen bu kaynakların halk yararına ve ekolojik dengeler gözetilerek kullanılmadığına dikkat çeken Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO) İzmir Şubesi Başkanı Koray Çetin Önalan, ülkenin geleceği için enerji politikalarının toplumla birlikte geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Türkiye’de 2007 yılında çıkarılan jeotermal enerji kanununun ardından 2008 yılından itibaren özellikle özel sektör eliyle yoğun şekilde jeotermal enerji santralleri (JES) kurulmaya başlandı. Ancak söz konusu santraller, kuruldukları hemen her bölgede ciddi ekolojik zararlara yol açtı. Uzmanlara göre bu zararların temelinde, santrallerin işletim faaliyetlerinin çevre ve insan sağlığı standartlarına uygun yürütülmemesi yatıyor.

JMO İzmir Şubesi Başkanı Koray Çetin Önalan, Türkiye’nin jeotermal enerji açısından Ortadoğu ve Avrupa’nın en zengin ülkelerinden biri olduğunu belirtti. Türkiye’nin jeolojik yapısının bu kaynaklara son derece uygun olduğunu ifade eden Önalan, “Türkiye sadece jeotermal değil, yenilenebilir enerji kaynakları açısından da zengin bir ülke. Ancak geldiğimiz noktada jeotermal kaynakların sadece elektrik enerjisi üretimine odaklanarak kullanılması ciddi sorunlar barındırıyor” dedi.

Yetersiz denetim çevresel sorunları derinleştiriyor

“Geçmişte yapılan hatalar, sürecin en başından yanlış kurgulanması nedeniyle jeotermal kaynakların kullanımında ciddi çevresel sorunlarla karşılaştık” diyen Önalan, bu durumun en büyük nedeninin denetim yetersizliği olduğuna işaret etti. Denetim sorununun halen sürdüğünü belirten Önalan, şunları dile getirdi: “Jeotermal, doğru denetlendiği takdirde son derece temiz bir enerji kaynağıdır. Batı Anadolu başta olmak üzere bu kaynaklar yönünden zengin bölgelerimizde, süreç tamamen elektrik üretimine odaklanarak planlandı ve baştan itibaren gerekli çevresel önlemler alınmadı. Oysa etkin bir denetimle bu kaynaklar enerji ihtiyacının önemli bir kısmını güvenli şekilde karşılayabilir.”

Jeotermal kaynaklar tarımda ve ısınmada değerlendirilmeli

Jeotermal kaynakların sadece elektrik üretimiyle sınırlandırılmasını eleştiren Önalan, “Bu kaynakların özellikle modern tarımda ve seracılıkta kullanılması büyük önem taşıyor. Aynı zamanda konutların ısıtılması ve soğutulmasında da kullanılabilir. Örneğin jeotermal açıdan en zengin bölgelerden biri olan Aydın’ın 17 ilçesi bulunuyor ve bunların büyük kısmı kaynakların üzerinde yer alıyor. Ancak Aydın merkez de dahil olmak üzere hiçbir yerleşim yerinin jeotermal ile ısıtılması düşünülmemiş. Şehir bugün doğal gazla ısınıyor. Bu durum büyük bir planlama eksikliğini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Ekoloji örgütlerinin mücadelesi yıkımı engelledi

Bölge genelinde de ciddi bir jeotermal potansiyel olduğunu ancak doğru politikalarla değerlendirilmediğini ifade eden Önalan, kış koşullarının sert geçtiği Doğu Anadolu gibi bölgelerde bu kaynakların tarımsal seracılıkta ve ısınmada kullanılabileceğini aktardı. Geçmişteki yanlış uygulamalar nedeniyle halkta haklı bir tepki oluştuğunu belirten Önalan, “Ekoloji derneklerinin ve sivil toplum kuruluşlarının çevre kirliliğine karşı gösterdiği bu tepkiler son derece değerlidir. Kamusal denetim yetersiz olduğu için, eğer bu toplumsal muhalefet olmasaydı işletmeler hiçbir önlem alma gereği duymazdı. Bu tepkiler sayesinde belirli adımlar atılmak zorunda kalındı” dedi.

Kamusal ve etkin denetim hayati önemde

Bölgedeki denetim mekanizmalarının yetersizliğine de değinen Önalan, “Bugün denetim yapan personelin sayısını ve yetkinliğini sorgulamamız gerekiyor. Koskoca bir havzayı birkaç kişiyle denetleyemezsiniz. Denetimi aktif ve efektif hale getirmeliyiz” çağrısında bulundu.

Jeotermal akışkanların doğrudan doğaya bırakıldığında tarıma ve insan sağlığına zararlı elementler barındırdığını vurgulayan Önalan, “Yerin derinliklerinden gelen bu kaynağın doğrudan doğaya salınması kuşkusuz zararlıdır. Burada kritik olan, kaynağın nasıl yönetildiği, nasıl denetlendiği ve toplum yararına kullanılıp kullanılmadığıdır. Biz bu kaynakları kamusal bir bakış açısıyla yönetmiyoruz. Sadece elektrik üretip satmaya odaklanırsanız, halk bundan doğrudan faydalanamaz. Ancak kentlerin ısıtılmasında ve tarımda değerlendirirseniz, bu doğrudan toplumsal bir faydaya dönüşür” diye konuştu.

Dışa bağımlılık ve yerel kaynakların yönetimi

Türkiye’nin enerji alanında dışa bağımlı bir politika izlediğini hatırlatan Önalan, “Enerjinin büyük kısmını ithal doğalgaz çevrim santrallerinden sağlıyoruz. Kendi ulusal ve yerel kaynaklarımızı ekolojik standartlara uygun şekilde değerlendirmezsek dışa bağımlılıktan kurtulamayız. Geçmişteki kötü uygulamalar nedeniyle bu temiz kaynaklara tamamen sırtımızı dönmemeliyiz, aksine onları doğru yöntemlerle yönetmeliyiz” değerlendirmesinde bulundu.

Nükleer santrallere karşı yenilenebilir enerji

Türkiye’nin nükleer enerji yönelimini ve Akkuyu Nükleer Santrali projesini de eleştiren Önalan, şunları söyledi: “Nükleer enerjide yakıtı da teknolojiyi de dışarıdan alacaksınız. Ortadoğu gibi hareketli ve istikrarsız bir coğrafyada nükleer santral işletmek, jeotermal kaynaklara kıyasla çok daha büyük güvenlik ve çevre riskleri barındırır. Bizlerin rüzgar, güneş ve jeotermal gibi yenilenebilir kaynakları entegre ederek hem nükleer tehdidinden hem de doğalgaz bağımlılığından kurtulacak bir enerji politikası geliştirmemiz gerekiyor.”

Enerji politikaları halk katılımıyla oluşturulmalı

Jeotermal kaynaklar konusunda ciddi bir bilgi kirliliği ve güvensizlik olduğunu ifade eden Önalan, kamunun geleceğe dönük kararları halkla birlikte alması gerektiğinin altını çizdi. Önalan, “Enerji politikaları halkı ikna ederek ve sürece dahil ederek geliştirilmeli. Bugüne kadar ne kamu ne de özel şirketler halkı bilgilendirme konusunda samimi davrandı. Birkaç kötü örnek tüm sisteme olan güveni sarstı. Ekoloji örgütlerinin ve yerel halkın katılımı bu yüzden kritiktir. Sorunları konuşarak, yerel halkın endişelerini dinleyerek ve doğru bilgiyi paylaşarak ortak bir akıl oluşturmalıyız” sözleriyle konuşmasını sonlandırdı.

Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.