Anayasa Mahkemesi (AYM), Muğla’da 12 Mayıs 2010 tarihinde polis Gültekin Şahin tarafından açılan ateş sonucu hayatını kaybeden üniversite öğrencisi Şerzan Kurt’un dosyasında yapılan bireysel başvuruyu karara bağladı. AYM, yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasını oy birliğiyle kabul edilebilir bulmasına karşın, yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edilmediğine 3’e karşı 2 oyla karar verdi. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ise oy çokluğuyla karar verildi. Ancak esas yönünden ihlal kararı çıkmadığı için usul yönünden verilen ihlal kararına rağmen yeniden yargılama yapılmayacak.
AYM, 2021 ve 2026 tarihlerinde yapılan iki ayrı bireysel başvuruyu birleştirme kararı alarak, manevi tazminatın müştereken ödenmesine hükmetti; tazminata ilişkin diğer talepler ise reddedildi.
Karara karşı oy kullanan mahkeme üyeleri, iddianamede yer alan güvenlik kamerası görüntülerinin sanık polisin göstericilere doğru ateş ettiğini açıkça ortaya koyduğunu belirtti. Karşı oyda, ilk derece mahkemesi ve Yargıtay’ın önceki kararlarında da eylemin “kasten öldürme” veya en azından neticesi sebebiyle “ağırlaşmış yaralama” kapsamında değerlendirilmesi gerektiği hatırlatılarak, “Dosyanın uzun yıllar boyunca farklı suç vasıfları arasında gidip gelmiş olması dahi olayın basit bir dikkatsizlik vakası olarak değerlendirilemeyeceğini göstermektedir” ifadelerine yer verildi.
Karşı oyda ayrıca, polisin kaçmakta olan gruba doğru koşarken silahını ateşlemeye devam etmesinin ve atışlardan birinin Kurt’a isabet ederek ölümüne neden olmasının Anayasa’nın 17’nci maddesinde öngörülen “zorunluluk” şartını karşılamadığı vurgulandı. Olay sırasında göstericilerin dağılmaya başladığı, ancak polisin bu aşamada dahi ateş etmeyi sürdürdüğü belirtilerek, “Kaçan kişilere yönelik gerçek mermi kullanılması, kamu düzeninin sağlanması bakımından başvurulabilecek son çare niteliğinde değerlendirilemez. Kolluğun elinde göz yaşartıcı gaz, cop, kalkan, fiziki müdahale ve benzeri daha hafif araçlar mevcutken doğrudan ateşli silaha başvurulması, yaşam hakkının korunmasına ilişkin anayasal güvencelerle bağdaşmamaktadır” denildi.
Karşı oy kullanan üyeler, ceza yargılaması sürecinde olayın hukuki niteliğinin sürekli olarak değişmesine de dikkat çekerek, bunun devletin ölümcül güç kullanımına ilişkin açık ve tutarlı bir değerlendirme ortaya koyamadığını gösterdiğini ifade etti. Bu durumun, yaşam hakkının korunmasına ilişkin anayasal güvenceleri zayıflattığı ve ölümcül güç kullanımına ilişkin caydırıcılığı önemli ölçüde azalttığı belirtildi. Karşı oyda şu ifadeler yer aldı: “Somut olayda polis memurunun başvurduğu ateşli silah kullanımının mutlak zorunlu olduğu ve ulaşılmak istenen meşru amaçla sıkı bir orantı içinde bulunduğu ortaya konulamamıştır. Aksine, olayın tüm koşulları birlikte değerlendirildiğinde, ölümcül sonuca yol açan güç kullanımının Anayasa’nın 17. maddesinin öngördüğü anayasal sınırları aştığı anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle, başvurucuların yakınının yaşamını yitirmesine yol açan güç kullanımının Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının maddi boyutunu ihlal ettiği kanaatiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.”
AYM kararını değerlendiren dava avukatı Erkan Şenses, Şerzan Kurt’un Muğla’daki öğrenci olayları sırasında polis tarafından açılan ateş sonucu hayatını kaybettiğini hatırlattı. Davayı Eskişehir, İzmir ve Ankara’daki meslektaşlarıyla birlikte yürüttüklerini belirten Şenses, yargılama sürecinin Yargıtay tarafından Eskişehir’e nakledildiğini ifade etti. 15 yılı aşan bir süredir devam eden davayı “zamana yayılan bir cezasızlık pratiği” olarak nitelendiren Şenses, “15 yıla yayılan bir dava süreci tamamen aileyi davadan uzaklaştırmaya ve cezasızlığı uzun bir yargılama üzerinden sürdürmeye çalışan bir pratik var. Her aşamada davayı takip ettik ve Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay’ın da kararları sonrası sanık polis memuru hakkında 4 ayrı mahkumiyet hükmü kurdu” şeklinde konuştu.
Şenses, dava sürecini şu sözlerle özetledi: “Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi 2012’de sanık polise ‘insan öldürme suçuna yardım’ suçundan 8 yıl hapis cezası verdi. Yargıtay bu kararı bozarak ‘kasten öldürme’ suçundan cezalandırılması gerektiğine hükmetti. Bunun üzerine mahkeme 2014’te ‘kasten öldürme’ suçundan 16 yıl hapis cezası verdi, ancak Yargıtay yine bozdu. Üçüncü mahkumiyet ise ‘yaralama kastıyla ateş edildiği, Şerzan’ın kastı aşması suretiyle hayatını kaybettiği’ gerekçesiyle 7 yıl 6 ay oldu. Bu karar 2021’de Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından onandı. Ancak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başvurusuyla Yargıtay Ceza Genel Kurulu, oy çokluğuyla sanık polisin ‘bilinçli taksirle’ yani kazara vurduğunu kabul etti. Bu kabul üzerine, Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi 2024’te ‘taksirle insan öldürme’ suçundan 5 yıl 2 ay 15 gün mahkumiyet hükmü verdi. Yargıtay 1. Ceza Dairesi bu kararı 2025’te onadı.”
Şenses, 2026 Ocak ayında AYM’ye yaptıkları başvurunun sonucunda AYM’nin, Şerzan Kurt’un yaşamını yitirmesiyle ilgili olarak “yaşam hakkını esastan ihlal etmediğine” karar verdiğini ifade etti. AYM’nin, davanın uzun sürmesi nedeniyle usulden ihlal kararı vererek aileye tazminat ödenmesine hükmettiğini söyleyen Şenses, karara karşı oy kullanan iki yargıcın “yaşam hakkının esastan da ihlal edildiği ve esastan ihlale karar verilmesi gerektiği” yönündeki görüşüne dikkat çekti. Şenses, “Usulden karar çıktığı için Eskişehir’deki yargılama yeniden görülmeyecek. Esastan karar çıksaydı sanık polis memuru yeniden yargılanacaktı. Bunun çıkmaması, polis üzerindeki cezasızlık zırhının halen devam ettiğini göstermektedir” dedi.
Avukat Şenses, önümüzdeki günlerde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) “yaşam hakkının esastan da ihlal edildiği” gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunacaklarını belirtti. Şenses, “Şerzan Kurt davasının cezasızlıkla örtülmemesi için hukuki zeminde elimizden gelen her çabayı göstereceğiz” diyerek kararlılıklarını dile getirdi.
Muğla Üniversitesi öğrencisi 21 yaşındaki Şerzan Kurt, 12 Mayıs 2010 tarihinde ırkçı bir grubun saldırısına uğradıktan sonra olay yerine gelen polislerin açtığı ateş sonucu ağır yaralandı ve 19 Mayıs’ta İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yaşamını yitirdi.
Fail polis Gültekin Şahin hakkında açılan dava, “güvenlik” gerekçesiyle Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşındı. Şahin’e 2012 yılında “Olası kastla nitelikli öldürme suçuna yardım” suçlamasıyla 8 yıl hapis cezası verildi. Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2014’te kararı “haksız tahrik altında kasten öldürme” gerekçesiyle bozdu ve mahkeme sanık polisi 16 yıl hapse mahkum etti.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazı üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2016’da kararı usulden bozdu. Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2018’de görüş değiştirerek eylemi “neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama” olarak nitelendirdi ve haksız tahrik ile iyi hal indirimi uygulanmasını isteyerek sanık polisin tahliyesine karar verdi.
2019’da yeniden başlayan yargılamada, Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi, sanığı “haksız tahrik altında kasten yaralama sonucu ölüme neden olma” suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı. Bu karar, 2021 yılında Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından onandı.
Ancak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 2021’de bir kez daha itiraz ederek polisin eyleminin “bilinçli taksirle ölüme neden olma” olduğunu savundu. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, kesinleşen 7 yıl 6 ay hapis cezasını da bozarak, sanık polisin eylemini “bilinçli taksirle ölüme neden olma” olarak nitelendirdi. Bu kararla, polis Gültekin Şahin’in daha düşük bir ceza almasının önü açıldı. Yeniden yapılan yargılamada sanık polise 22 Kasım 2024’te 5 yıl 2 ay 15 gün ceza verildi.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 28 Ekim 2025’te kararı onaylamasının ardından, Kurt’un ailesi Nejla ve Ömer Kurt, “kolluğun güç kullanımına bağlı olarak bir öğrencinin ölmesi ve etkili bir soruşturma yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği” gerekçesiyle AYM’ye bireysel başvuruda bulundu.
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.