enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
49,5246
EURO
55,5981
ALTIN
6.647,53
BIST
12.070,17
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
14°C
İstanbul
14°C
Hafif Yağmurlu
Cumartesi Hafif Yağmurlu
14°C
Pazar Az Bulutlu
17°C
Pazartesi Az Bulutlu
18°C
Salı Az Bulutlu
19°C

Av Turizmi ve Hayvan Katliamları Toplumsal Şiddeti Besliyor: ‘Ekoloji Mücadelesi Bütün Canlıları Kapsamalı’

Av Turizmi ve Hayvan Katliamları Toplumsal Şiddeti Besliyor: ‘Ekoloji Mücadelesi Bütün Canlıları Kapsamalı’
16 Ekim 2026 08:20
A+
A-

Hayvan hakları savunucusu Zafer Sarıca, “av turizmi” adı altında hayvanların katledilmesinin toplumsal şiddeti beslediğini vurgulayarak, “Şiddet mekanizmaları birbirini besler. Hayvanların zevk uğruna öldürüldüğü bir düzende toplum şiddetsiz bir geleceğe ilerleyemez” açıklamasını yaptı.

Van, Hakkari, Bitlis ve Siirt’in sarp dağlarında yaşayan dağ keçileri, av turizmi kapsamında belirlenen av kotaları tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) 14. Bölge Müdürlüğü’ne bağlı il müdürlükleri tarafından 2026-2027 Av Yılı Av Turizmi Uygulama Talimatı kapsamında acente kotalarının avlatılması için 7 Ağustos 2026 tarihinde açık teklif usulüyle ihale düzenlendi.

Her bir yaban keçisi kotası için 1 milyon 650 bin TL muhammen bedel, 49 bin 500 TL geçici teminat bedeli belirlendi. Tarım ve Orman Bakanlığı eliyle yürütülen bu uygulamanın, bölgede nesli tükenme tehlikesindeki dağ keçilerini yok edeceği belirtiliyor. Bu ihaleye tepki gösteren hayvan hakları savunucusu Zafer Sarıca, avlanmanın yaratacağı tehlikelere dikkat çekti.

Sokak Hayvanlarının Toplatılması Tartışmaları

Sarıca, iktidarın tahakkümle doğa başta olmak üzere her şeyi yok etmeye çalıştığını belirterek, “Açıkçası iktidar, mutlak bir hakimiyet ve tam bir kontrol istiyor. Dağlar, taşlar, sular, canlılar ya da kendisi gibi olmayan her şey üzerinde hakimiyet kurmak istiyor. Bunun için de iktidardakiler ve sermaye sahipleri bir düzen kurmuş durumda. Kendileri dışındaki her şeyi kontrol altına almak, zapt etmek ve hükmetmek istiyorlar. Bunu da yasalar aracılığıyla yapıyorlar. Merkezden gelen yasaların uygulanması ise daha çok yerel yönetimlerle ilgili bir mesele. Özellikle bizim ‘soykırım yasası’ ya da ‘ölüm yasası’ dediğimiz, sokak hayvanlarının toplanmasına ilişkin yasa gündeme geldiğinde, iktidardan zaten hayvanları korumasını ya da onlara sahip çıkmasını beklemiyorduk. Ancak muhalefet belediyelerinin ve bölgedeki yerel yönetimlerin bu konudaki ilk açıklamaları bizi sevindirmişti. Çünkü bu yasaya uymayacaklarını, yaşamdan yana tavır alacaklarını ve sokak dostlarımızla birlikte ortak bir yaşam kurabileceğimizi söylediler. Bu konuda asla geri adım atmayacaklarını da ifade ettiler” dedi.

Hayvanların Toplanması ve Doğanın Talanı Arasındaki Bağlantı

Sarıca, “Bölgedeki dağların, taşların, ormanların ve suların talan edilmesiyle sokak hayvanlarının toplanması, birbirinden bağımsız meseleler değil” diyerek, bu durumun beraberinde büyük tehlikeler getirdiğini vurguladı. Sarıca, “Ortak bir yaşam kültürü kurmaya çalışmamız gereken bir dönemde, iktidarın çıkardığı yasalar ya da başka baskılar nedeniyle köpekleri toplamaya başlarsak bunun sonunun nereye varacağını kestiremeyiz. Çünkü sokaktaki bir köpeği toplayan, bir kediyi de toplayabilir; bir ağacı da kesebilir. Maalesef bu tür uygulamalarla karşılaşıyoruz. Bir konuda geri adım attığımızda, başka bir konuda direnmek veya daha güçlü bir şekilde karşılık vermek çok daha zor hale gelebiliyor. Bölgedeki dağların, taşların, ormanların ve suların talan edilmesiyle sokak hayvanlarının toplanması, bence birbirinden bağımsız meseleler değil. Bunlar, birbirini besleyen uygulamalarla ve direniş pratikleriyle bağlantılıdır. Bir yerde geri adım atmak, başka bir yerdeki mücadeleyi de zayıflatabilir. İktidarın çıkardığı bir yasayı uygularsanız başka bir yerde iktidara veya sermayeye karşı çıkılan uygulamalara direnmeye çalıştığınızda, bu kez insanların desteğini yanınızda bulamayabilirsiniz. Maalesef böyle bir tehlike var” değerlendirmesinde bulundu.

Av İhalelerine Yönelik Tepkinin Yetersizliği

Dağ keçileri için çıkartılan av ihalesinin kabul edilemez olduğuna dikkat çeken Sarıca, bu duruma karşı geliştirilen tepkinin yetersizliğini dile getirdi. Sarıca, “Ekoloji örgütlerinden yerel yönetimlere kadar uzanan alanda, bir ağaca sahip çıkıldığı kadar bir hayvana sahip çıkılmıyor. Hayvanlar ekolojinin bir parçası olarak yeterince görülmüyor. Bu durum, belli konfor alanlarımızdan ve yararlandığımız imkanlardan da kaynaklanıyor olabilir. İçinde bulunduğumuz yüzyılda hala bunları konuşuyor olmamız düşündürücü. Dünyada iklim krizinden hak mücadelelerine kadar pek çok konu tartışılırken, ihale yoluyla, zevk uğruna öldürülmek üzere hayvanların satışa çıkarılmasını kabul edemeyiz. İktidardan zaten farklı bir tutum beklemiyoruz. Buradaki asıl mesele, yerel ekoloji örgütlerinin ve toplumsal bileşenlerin bu duruma nasıl tepki verdiğidir. Biz nasıl ki madenlere ve orman kıyımlarına güçlü tepki gösterilmesi gerektiğini düşünüyorsak, aynı şekilde dağlarımızda ve ovalarımızda yaşayan hayvanların öldürülmesine de tepki göstermeliyiz. Açıkçası, bu duruma yeterince tepki göstermediğimizi düşünüyorum. Başta ekoloji örgütleri olmak üzere hepimizin bu konuda daha duyarlı olması gerekiyor” şeklinde konuştu.

Şiddet Mekanizmalarının Birbirini Beslemesi

Ekonomik kazanç karşılığında canlıların yaşamının satışa sunulamayacağını belirten Sarıca, Hakkari ve Dersim’de nesli tükenme tehlikesi altında olduğu belirtilen hayvanların av ihaleleri aracılığıyla katledilmesinin yalnızca ekolojik bir sorun olmadığını ifade etti. Sarıca, “Bir hayvanın yaşamı para karşılığında satılığa çıkarılamaz. Bölgede, Hakkari ve Dersim’de nesli tükenme tehlikesi altında olan hayvanlar ihaleye çıkarılıyor. İnsanlar bu ihaleler aracılığıyla söz konusu hayvanları öldürebiliyor. Burada dikkat etmemiz gereken bir başka mesele daha var. Bu uygulamalar aynı zamanda bir şiddet üretim mekanizmasıdır. Silah kullanımından başlayarak zevk uğruna bir varlığa, bir canlıya ve bir yaşama yönelik dayatmalarla, işkenceyle ve öldürmeyle onun beden bütünlüğüne ve haklarına saldırılıyor. Bir hayvanı öldüren, üstelik bunu keyif uğruna yapan bir insandan ertesi gün çocukların ya da kadınların haklarına saygı duymasını bekleyemeyiz. Çünkü şiddet mekanizmaları birbirini besler. Bir yerde şiddet üreten bir mekanizma varsa ve özellikle silahların kullanıldığı, keyif uğruna uygulanan, sistematik biçimde sürdürülen, onaylanan ve yasal bir çerçeveye oturtulan bir şiddet düzeni bulunuyorsa toplum şiddetsiz bir geleceğe doğru ilerleyemez” şeklinde konuştu.

Medyada Hayvan Hakları Dili

Medyanın hayvanlara yönelik kullandığı dili eleştiren Sarıca, “Örneğin medyaya bir kuduz köpek vakasıyla ilgili haber düştüğünde insanlar tedirgin oluyor ve korkuyor. Ancak bir köpeğin ısırma vakasının kayıtlara geçmesi, tek başına o köpeğin kuduz olduğu anlamına gelmez. Maalesef medyanın dili insanların korkularını besleyebiliyor. Belediyeler de bu konuda yeterince bilgilendirme yapmadığında korku yayılıyor ve hayvanlara karşı olumsuz duygular gelişiyor. Bu nedenle belediyelerin bilgilendirme çalışmaları yürütmesi, eğitimler düzenlemesi ve açıklayıcı afişler hazırlaması gerekiyor. Tahrip olan insan-hayvan ilişkisini yeniden kurmalı; bu ilişkiyi sevgi, hak ve eşitlik temelinde örgütlemeliyiz” ifadelerini kullandı.

Alternatif Çözüm Yolları ve Ekosistem Yaklaşımı

Sarıca, “Özellikle belediyelerimizin barınaklarla ilgili ciddi sorunları bulunuyor. Bir barınak inşa etmek ve sokak hayvanlarını sokaklardan toplamak, soruşturma tehditleri nedeniyle başvurulması gereken bir yöntem haline gelmemelidir. Bu konuda başka çözümler geliştirilmesi gerekiyor. Çözüm, hayvanların bir yerde toplanması değildir. Hayvanların yaşamlarını bulundukları yerde sürdürebilmeleri, hareket edebilmeleri ve ihtiyaçlarının karşılanması gerekir. Zayıf hayvanların daha güçlü hayvanlarla aynı ortamda tutulması gibi sorunlar da gözetilmelidir. Ekolojiyle ilgili bir proje geliştirildiğinde halkın yararına olacak çalışmalar yapılmasında elbette bir sakınca yoktur. Ancak bu çalışmalar yalnızca insanın yararını gözeterek yürütülmemelidir. Bütün ekosistemi kapsayan bir yaklaşım benimsenmelidir” diye ekledi.

Ekoloji Örgütlerine Birlik Çağrısı

Hayvan hakları savunucuları, ekoloji örgütleri, belediyeler ve ilgili kurumlara çağrıda bulunan Sarıca, “Biz hayvanların toplanmasından ve katledilmesinden değil, bulundukları yerde yaşatılmasından yanayız. Bunun örnekleri ve çözüm modelleri de vardır. Ekoloji kurumlarıyla konuşulduğunda bu konuda çeşitli fikirler geliştirilebilir. Hayvanları bir barınağa kapatmak, özellikle çok yüksek sıcaklıklarda, örneğin 50 dereceye ulaşan sıcaklıklarda, onların yaşam koşullarını ciddi biçimde olumsuz etkileyebilir. Böyle bir ortamda köpeklerin içinde bulunduğu durum ne ekolojik paradigma ne de hak kavramı çerçevesinde açıklanabilir. Eşitlik temelinde kurulan ilişkilerde, ezilen ya da mağdur edilen kim olursa olsun, sorunların ancak birleşik bir mücadeleyle aşılabileceğini düşünüyoruz. Bu nedenle bütün hak savunucusu kurumların, kişilerin ve belediyelerin bir çatı altında buluşması gerektiğine inanıyoruz. Ekoloji meselesi son derece önemlidir. Ekoloji gruplarının bir çatı örgütü kurması ve belediyelerle ortak karar alma mekanizmaları geliştirmek için temas hâlinde olması gerekiyor. Hayvan hakları savunucuları olarak çağrımızı bir kez daha yineliyoruz: Hayvanlar, ekolojinin en temel bileşenlerinden biridir. Hayvanların haklarını korumadan yürütülen bir ekoloji mücadelesi, yalnızca teoride ve sözde kalan bir mücadele olur. Hayvanları toplayıp bir yere kapatmak, onları barınaklarda hapsetmek, biz bunlara ölüm kampları diyoruz bir çözüm değildir. Bu uygulama hak kavramıyla da açıklanamaz” şeklinde konuştu.

Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.