İzmir’in Aliağa ilçesinde faaliyet gösteren İzdemir-II Termik Santrali’ne verilen “ÇED olumlu” kararının iptali istemiyle açılan davanın duruşması görüldü. Yaşam savunucuları ve bölge sakinleri, tesisin çevre ve insan sağlığını tehdit ettiğini belirterek kapatılmasını talep etti.
Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) daha önce verdiği “ihlal” kararı sonrası Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci iptal edilen santral için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yeniden “olumlu” raporu vermesi üzerine Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) ve yurttaşlar konuyu yeniden yargıya taşıdı. İzmir 5. İdare Mahkemesi’nde görülen duruşmaya çok sayıda çevre örgütü temsilcisi ve mahalle sakini katıldı.
Duruşmada söz alan EGEÇEP avukatlarından Arif Ali Cangı, bölgedeki sanayi baskısının 30 yılı aşkın süredir devam ettiğini belirtti. Santralin 2014’ten bu yana faaliyet yürüttüğünü ve bugüne kadar verilen ÇED kararlarının büyük kısmının yargı tarafından iptal edildiğini hatırlatan Cangı, AYM kararının zeytinliklerin korunması noktasında hayati önemde olduğunu vurguladı. Cangı, tesisin kül ve cüruf depolama alanlarının zeytinliklerin içinde yer almasının özel hayata müdahale niteliği taşıdığını ifade etti.
Santralin uzun süre gayrisıhhi müessese ruhsatı olmadan çalıştığını dile getiren Cangı, yerel yönetimlerin bu konudaki sorumluluğuna da değindi. Belediye mühürleme girişimlerinin merkezi idare tarafından etkisiz hale getirildiğini belirten Cangı, enerji politikalarının yerel yetkileri daralttığını söyledi. Cangı, mahkeme heyetinin keşif yaparak sahayı yerinde görmesinin sağlıklı bir karar için zorunlu olduğunu ekledi.
Yaşam alanlarının ciddi bir kirlilik tehdidi altında olduğunu belirten davacılardan Mevlüt Ülgen, bölgedeki sağlık verilerine dikkat çekti. Horozgediği, Gencelli, Yeni Foça ve Aliağa çevresinde kanser vakalarının çok yüksek olduğunu ifade eden Ülgen, “Yağmur suları bu atıkları tarım alanlarına taşıyor. 30 kilometre ötede oturmama rağmen kirliliği hissedebiliyorum. Kuruyan ağaçları ve insanların sağlığını görmezden gelemeyiz” dedi. Mahalle sakinlerinden Ramis Sağlam da tarım ve hayvancılığın bittiğini vurgulayarak yaşam hakkının ihlal edildiğini belirtti.
Avukat İpek Sarıca ise mahkemeye sunulan bilirkişi raporunun kirliliği bütüncül bir şekilde ele almadığını savundu. Bölgedeki ağır metal kirliliğinin bilimsel analizlerle kanıtlandığını söyleyen Sarıca, yerleşim yerlerine yayılan kirliliğin ve kötü kokuların yaşam kalitesini bitirdiğini ifade etti. Şirket avukatları tesisin mevzuata uygun olduğunu savunurken, mahkeme heyeti kararını yazılı olarak tebliğ edeceğini duyurdu.
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.