Neoliberal politikaların eğitimi metalaştırması ve tek tip insan modelini dayatması, toplumsal özgünlükleri ve anadilleri tehdit ediyor. Günümüzde eğitim hizmeti, bireyi ve toplumu dönüştürme gücünden uzaklaştırılarak ticari bir meta haline getirilmiş durumda. Bu süreç, sadece sınıfsal eşitsizliği derinleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda sömürgeci politikaların bir devamı olarak anadiller üzerindeki baskıyı da artırıyor.
Süleymaniye doğumlu olan ve Massachusetts Üniversitesi’nde akademik çalışmalarını sürdüren Aram Ali Ahmed, sömürgeci dil politikaları ve neoliberal eğitim kıskacında Kürtçenin karşı karşıya kaldığı engelleri değerlendirdi.
İngilizcenin küresel piyasada başarı için tek geçerli anahtar olarak sunulmasına dikkat çeken Ahmed, dil ideolojisinin hak, problem ve kaynak boyutlarıyla ele alınması gerektiğini belirtti. Günümüzde İngilizcenin yegane değerli kaynak olarak görüldüğünü, buna karşılık Kürtçenin sadece belirli bir gruba tanınmış sınırlı bir hakka indirgendiğini ifade etti.
Ahmed, Kürtlerin bu dili konuşma hakkı tanınsa da, ideolojik açıdan dile bir değer atfedilmediğini belirterek şunları söyledi: Başarının yalnızca İngilizceyle bağdaştırılması, Kürtçenin arka plana itilmesine yol açıyor. Oysa tarih boyunca yaşanan tüm zorluklar Kürt dilini koruyabilmek adına göğüslenmiştir. Kürtçenin halkı koruduğuna ve Kürt kimliğinin muhafaza edilmesini sağladığına inanıyorum.
Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ndeki eğitim sistemine de değinen Ahmed, bölgedeki 17 özel üniversitenin büyük çoğunluğunun siyasi figürlere ait olduğunun altını çizdi. Neoliberalizmin etkisiyle bireylerin kendilerini sadece yatırım yapılması gereken birer insan sermayesi olarak gördüğünü belirten Ahmed, bu durumun kamusal eğitimi zayıflattığını vurguladı.
Özel eğitimin bir statü göstergesi olarak pazarlanmasının tehlikelerine işaret eden Ahmed, özel üniversiteler sürekli yüceltilirken kamu eğitiminin değersizleştirildiğini ve bu durumun sınıfsal uçurumu daha da derinleştirdiğini ifade etti.
Türkiye’deki dil politikalarına da atıfta bulunan Ahmed, Kürtçe konuşmanın bir varoluş mücadelesi olduğunu belirtti. Frantz Fanon’un Konuşmak, var olmaktır sözünü hatırlatan Ahmed, asimilasyon ve dil kırımına karşı siyasal bir duruş sergilenmesi gerektiğini vurguladı.
Ahmed, Kürtçenin yasaklanması ve anadilde eğitimin önündeki engellere karşı yürütülen her mücadelenin varoluşsal bir direniş olduğunu ifade ederek, dil mücadelesinin sadece kültürel bir hak arayışı değil, aynı zamanda bir özgürlük ve gelecek mücadelesi olduğunu sözlerine ekledi.
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.