Irak Kürdistan Bölgesi’nde ardı ardına hayata geçirilen baraj projeleri, geniş bir coğrafyada ekolojik dengeyi bozarken ciddi bir krize davetiye çıkarıyor. Zap, Metîna ve Avaşîn hattı başta olmak üzere bölgedeki su kaynaklarının politik bir araca dönüştürülmesi, tarımsal üretimin gerilemesine ve köylerin insansızlaştırılmasına neden oluyor.
Duhok, Erbil, Süleymaniye ve Halepçe gibi merkezlerde yoğunlaşan barajlaşma politikaları, bölgenin hem idari hem de ekonomik yapısını doğrudan etkiliyor. Uzun yıllardır süren çatışmalı sürecin yarattığı tahribat, hız kazanan altyapı projeleriyle birleşerek çok katmanlı bir ekolojik baskı oluşturuyor.
Özellikle Zap, Metîna ve Avaşîn bölgelerinde yaşanan askeri hareketlilik, doğal yaşam alanlarını her geçen gün daha fazla daraltıyor. Yoğun bombardımanlar, ormanlık alanların sistematik biçimde tahrip edilmesi ve yaban hayatının yaşam alanlarından sürülmesi, ekosistem üzerinde kalıcı hasarlar bırakmış durumda. Bu süreçte biyolojik çeşitlilik hızla azalırken, bölgenin ekosistem bütünlüğü de ciddi biçimde zayıflıyor.
Bölge genelindeki barajlaşma politikaları, bu olumsuz tabloyu daha da ağırlaştırıyor. Dukan, Derbendihan ve Duhok barajlarının yanı sıra son dönemde inşa edilen Gomaspan ve Bestora gibi projeler, su havzalarındaki doğal dengeyi temelinden sarsıyor. 70 metre yüksekliğindeki Gomaspan Barajı bölgenin en büyük su yapısı olarak dikkat çekerken, bu devasa projeler nehir sistemlerinde yaygın bir tahribata yol açıyor.
Küçük ve orta ölçekli barajların sayısındaki artış da suyun doğal akış rejimini bozarak sulak alanların daralmasına ve yeraltı su dengelerinin değişmesine neden oluyor. Suyun akışının kesilmesi, ekolojik döngüleri sekteye uğratarak doğanın kendini yenileme kapasitesini yok ediyor.
Tarım alanında ise baraj projelerinin sonuçları doğrudan ve yıkıcı oluyor. Alüvyon taşınımının kesilmesi toprakların doğal beslenme döngüsünü durdururken, verimlilik hızla düşüyor ve artan tuzlanma oranı üretim kapasitesini sınırlandırıyor. Toprak kaybı ve suya bağımlılığın artması, bölgedeki tarımsal yaşamı sürdürülemez hale getiriyor.
Bu projelerin en ağır bedelini ise kırsal nüfus ödüyor. Çok sayıda köy baraj suları altında kalarak haritadan silinirken, güvenlik ve altyapı gerekçeleriyle boşaltılan yerleşim yerleri büyük bir göç dalgasını tetikliyor. Köylerinden koparılan binlerce insan, kent merkezlerine göç etmek zorunda kalarak toplumsal ve ekonomik bir belirsizliğe sürükleniyor.
Su kaynakları, enerji üretimi ya da sulama amacı taşıyan altyapı projeleri olmaktan çıkarak giderek daha belirgin bir stratejik koz haline geliyor. Irak merkezi yönetimi ile Bölgesel Yönetim arasında su paylaşımı konusunda yaşanan gerilimler, özellikle aşağı havzalarda su miktarının azalmasıyla birlikte derinleşiyor. Mandawa, Pişdar ve Taqtaq gibi yeni projelerle birlikte, suyun bir politik araç olarak kullanılması bölgesel ölçekte yeni krizlerin habercisi olarak değerlendiriliyor.
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.