Din alimi Hikmet Güler, barışın sadece toplumun belirli bir kesimi için değil, her canlı için yaşamsal olduğunu belirterek, “Sürecin sağlıklı ilerlemesi için yüzleşme ve helalleşme gerekiyor. Hataların kabul edilmesi ve somut adımların atılması büyük önem taşıyor” dedi.
Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihindeki çağrısıyla başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin gündeme getirdiği temel başlıklardan biri olan yas hakkı ve cenazelerin ailelere teslimi, toplumda barış umutlarını yeniden yeşertmişti.
Mezopotamya İslami Araştırmaları Federasyonu’na (MİA-FED) bağlı Muş Alimleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin (MUAD-DER) üyesi Hikmet Güler, bu süreçte inanç örgütlerinin rolüne dikkat çekerek değerlendirmelerde bulundu.
Muş’ta kanaat önderlerinin barış süreci için bir araya gelmesini önemli bulduğunu ancak yeterli görmediğini dile getiren Güler, din alimlerinin bu sürecin öncüsü olması gerektiğini vurguladı. Hz. Muhammed’in barışa yönelik çok sayıda hadisi olduğunu hatırlatan Güler, farklılıkların barışta rol almasının önemine işaret etti.
“Barış, toplumun sadece bir kesimine hitap eden bir şey değil. Barış, hepimiz için önemli. Yaşayan her canlı için önemli” diyen Güler, İslam’ın barışa bakışının çok açık olduğunu ifade etti. Peygamberin savaştan çok barışı teşvik eden çok sayıda hadisi bulunduğunu anımsatan Güler, esirlerin okuma yazma karşılığında serbest bırakılmasının, insanların barış içinde yaşamasını ne denli önemsediğini gösterdiğini aktardı. Güler, İslam’ın temel şartlarından birinin adalet olduğunu belirterek, Peygamberin Mekke toplumunda maruz kaldığı kötülük, dışlanma ve sürgünün asıl sebeplerinden birinin oradaki eşitsizliğe ve adaletsizliğe baş kaldırması olduğunu dile getirdi. Adil ve eşit bir düzenin, İslam’ın tavsiye ettiği, yaşamın bizzat üstünde durduğu bir değer olarak hadislerde ve kutsal kitaplarda defalarca kez açıkça ifade edildiğini sözlerine ekledi.
İslam’ın kardeşliğe verdiği önemin altını çizen Güler, iktidarların din ve inanç üzerinden toplumu ayrıştırdığını söyledi. Dinin kimi yapıların tekelinden çıkarılması gerektiğini dile getiren Güler, Abdullah Öcalan’ın da sık sık atıfta bulunduğu Medine Sözleşmesi’ne değindi.
“Medine Sözleşmesi, herkesin barış ve huzur içerisinde bir toplum inşa etmesidir. O zamanki toplum inşası şimdikinden daha zordu. Bugün iç içeyiz, aynı okullardayız, aynı camiye gidip namaz kılıyoruz” diyen Güler, şu soruyu sormak gerektiğini belirtti: “Örneğin bugün Cuma. Aynı safta, aynı namazı kılıyorum, aynı Allah’a inanıyorum. Ama namazdan sonra her ne hikmetse o iyi Müslüman ben kötü Müslüman oluyorum. Mesele ne? Farklı halklardan ve partiden olmak. Bunu inşa etmek, kardeşlik bağını kurmak lazım.”
Halkın somut adım beklediğini ifade eden Güler, somut adımlar atılırsa insanların güven duyacağını vurguladı. “Barış diyoruz ama hala kayyımlar geri çekilmedi. Hala barışmak isteyen insanlar cezaevinden çıkarılmıyor. Hala insanların herhangi bir kötü duruma karşı basın açıklamasına müsaade edilmiyor. Bunlardan dolayı halkta güven oluşmuyor” diyerek mevcut durumu eleştirdi.
İslam’da kadınlara, çocuklara, ibadethanelere ve kutsal değerlere zarar verilmemesi gerektiğinin yer aldığını belirten Güler, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir insanın mezar taşına zarar verildiğinde eline ne geçiyor? Herhangi bir dini olguyu bırakıyorum, mezarları kırmak gibi şeyler insani duygularla bağdaşmıyor. Mezarların, ibadethanelerin tahrip edilmesi kötü şeyler. Bu sürecin oluşması için yüzleşme, helalleşme gerekiyor. Hataların kabul edilmesi gerekiyor. Gönüllerin alınması, somut adımların atılması gerekiyor.”
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.