Boşandıktan sonra nafaka hakkı için yıllarca mücadele veren Reyhan Tüfekçi, yeni yasal düzenleme beklentisine ilişkin önemli uyarılarda bulundu. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), Medeni Kanun’da yoksulluk nafakasına dair “süresiz” ibaresi hakkındaki kararının ardından, dokuz ay içinde yeni bir düzenleme yapılması bekleniyor. Tüfekçi, bu durumun kadınları “boşanmak” ile “haklarından vazgeçmek” arasında sıkıştırarak bağımsızlıklarını ellerinden aldığını belirtti.
Sağlık emekçisi Reyhan Tüfekçi, 21 yıllık evliliğinin ardından boşanma kararı aldığında anlaşmalı bir ayrılık istediğini, ancak boşandıktan sonra üç ay boyunca hiçbir şekilde nafaka alamadığını dile getirdi.
Daha sonraki süreçte iki yıl boyunca nafakanın hiç artırılmadığını ve bunun müşterek iki çocuğunun masraflarını karşılamaya yetmediğini belirten Tüfekçi, “O dönem devletin çeşitli politikalarına maruz kaldık. ‘Nafaka kaldırıldı, kaldırılacak’ gibi söylemler gündeme geldi” dedi. Eski eşinin çocuklara nafaka vermeye devam etse de miktarın yetersiz kaldığını, çocuklarının hiçbir masrafını karşılamadığını ve oğlunun 18 yaşını geçmesi nedeniyle kendisine ayrı bir dava açması gerektiğini anlattı. Tüfekçi, bu süreçte “Mücadele ederek hakkımız olan nafakayı aldık” ifadelerini kullandı.
Devletin kadınların nafaka hakkına karşı “tavşan kaç tazı tut” politikası yürüttüğünü söyleyen Reyhan Tüfekçi, “Bildim bileli durum böyle. Bir yerde okumuştum: ‘10 gün evli kalıyor ömür boyu nafaka ödemek zorunda’ diye. Ödenmeyen nafakalar o kadar çok ki. Yani 10 gün evli kalan biri için belki evet ömür boyu nafaka ödenmeyebilir ama bu ayıklanabilir. Burada devletin denetleyici olması gerekiyor” dedi.
Hem boşanma hem de nafaka hakkı sürecinde verdiği hukuki mücadeleye değinen Tüfekçi, anlaşmalı boşanma isteğinin çekişmeli bir hal aldığını belirtti. Nafakalarının ödenmediği için avukatlar aracılığıyla yeniden başvurmak zorunda kaldıklarını, bu sayede nafakanın biraz artırıldığını ve kurs ücretlerini de avukatlar aracılığıyla aldıklarını ifade etti. Nafaka mağduru kadınların kendilerini anlatacak alanlar bulamadığını ve çok sayıda kadının hakkını alamadığını vurgulayan Tüfekçi, “Tanıdığım pek çok kadına nafaka verilmiyor. Eski eşleri mal kaçırıp başkalarının üzerine yapıyor” diye ekledi.
İktidarın “Aile Yılı” politikalarını hatırlatan Reyhan Tüfekçi, bu politikaların aslında ekonomik krizi ve nafaka gündemini örtbas etmek için kullanıldığını savundu. “Aileye LGBTİ+’lar değil, İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçenler zarar veriyor” diyen Tüfekçi, hükümete karşı sokaklarda örgütlü bir şekilde mücadelenin gerekliliğine işaret etti.
Örgütlü mücadelenin önemine dikkati çeken Reyhan Tüfekçi şöyle devam etti: “Örgütlülük her şeydir. 40 yaşından sonra örgütlendim ve her yerde örgütlü olduğumu söylüyorum. Özellikle kadınların örgütlenerek güçlenmesi gerekiyor. Yan yana omuz omuza durmamız gerekiyor. Örgütlendikten sonra boşanma kararı alabildim. O güçle cesaret edebildim.”
Nafakanın, kadınların evlilik boyunca üstlendiği koşulsuz bakım emeğinin, meslekten uzaklaştırılmanın ve ekonomik bağımlılığın karşılığı olduğunu belirten Tüfekçi, bu hakkın gasp edildiğinde kadınların aile içi şiddete mahkum edildiğini vurguladı. Erkeklerin nafaka vermemek için mal kaçırdığını, düşük gelir gösterdiğini, tehdit ettiğini ve devletin bu eril düzeni yasalarla koruduğunu söyledi. Yoksulluk nafakasının düzenlenmesi halinde devletin, kadının ve çocuğun sağlık, barınma ve eğitim gibi temel ihtiyaçlarını kamusal olarak üstlenmesi gerektiğini savundu. Mevcut paketin kadınları “boşanmak” ile “haklarından vazgeçmek” arasında sıkıştırarak bağımsızlıklarını ellerinden aldığını belirten Tüfekçi, bu nedenle İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasının tam da bu yüzden önemli olduğunu ve örgütlenerek, bilinçlenerek ve dayanışmayla bu sisteme karşı mücadele etmeye devam edeceklerini vurguladı.
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.