enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
48,8202
EURO
56,0237
ALTIN
6.793,64
BIST
13.213,85
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Yağmurlu
22°C
İstanbul
22°C
Yağmurlu
Çarşamba Yağmurlu
16°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
20°C
Cuma Az Bulutlu
22°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
23°C

Sosyalist Partilerden Barış Süreci Değerlendirmesi: “Demokrasi Mücadelesi Örgütlü Bir Talep Haline Gelmeli”

Sosyalist Partilerden Barış Süreci Değerlendirmesi: “Demokrasi Mücadelesi Örgütlü Bir Talep Haline Gelmeli”
21 Eylül 2026 08:12
A+
A-

Türkiye’deki sosyalist parti temsilcileri, ülkenin gündemindeki Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair önemli değerlendirmelerde bulundu. Temsilciler, barış ve demokrasiyi iktidarın inisiyatifine bırakmak yerine, örgütlü bir mücadeleyle ilerletilmesi gerektiğini vurguladı.

“Süreç ‘Terör Parantezi’ne Kapatılamaz”

Türkiye Sosyalist Partisi (TSP) Genel Sekreteri Deniz Can Aydın, devletin süreci “Terörsüz Türkiye” olarak tanımlamasının ve beklenen adımların hala atılmamasının sürece zarar verdiğini belirtti. Aydın, Kürt meselesinin tarihsel arka planında gelinen noktanın kritik olduğunu ifade etti. Sürecin ciddi yetersizlikler barındırdığını dile getiren Aydın, çerçeve yasanın Meclis’ten geçmesinin olumlu bir adım olduğunu ancak Kürt sorununu yalnızca bir terör parantezine kapatma veya silahsızlanma başlığı altında yorumlamanın eksik olduğunu savundu. Aydın, iktidarın süreci “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırmasının, sorunun tarihsel derinliğinin ve kapsamının tam olarak anlaşılamadığını gösterdiğini dile getirdi. Ayrıca, bu denli kritik bir sürecin Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararı gibi idari tasarruflara terk edilmesinin, yasama organındaki konsensüsün altını boşalttığını ve sürecin ciddiyetinin tam olarak kavranmadığını gösterdiğini kaydetti.

“Saldırı ve Kriz Ortamı Sürekli Kılınıyor”

İktidarın, demokrasi taleplerinin altını boşaltarak süreci provokasyona açık hale getirdiğine dikkat çeken Aydın, sürecin ilerleyişinde devlet tarafından atılması gereken adımların atılmadığını söyledi. Aydın, iktidarın kendi varlığını bir saldırı ve kriz ortamı olmaksızın tahkim edemediğini ve bu nedenle bir olağanüstü hal rejimini kalıcı kılmaya çalıştığını ifade etti. Bu durumun siyasi tutsaklar başta olmak üzere, siyasi yargılamalar ve operasyonlarla toplumsal muhalefeti baskı altına alma ve demokrasi taleplerini zorla bastırma amacını taşıdığını belirtti. Aydın, iktidarın genel karakterinin demokratikleşmeye uygun olmadığını vurgulayarak, demokrasi güçlerine düşen görevin, demokrasi mücadelesini daha ciddi bir şekilde örgütleyip, iktidarın karşısına gerçek manada örgütlü bir talep olarak sunmak olduğunu söyledi.

“İktidarın Oyalama Taktiği”

Aydın, süreçte atılması gereken adımların Ortadoğu’daki gelişmelerle bağlantılı olduğunu ancak iktidarın Suriye ve İran savaşındaki gelişmeleri süreci oyalama taktiği olarak kullandığını belirtti. Demokratik taleplerin uygulanmıyor olmasının hem uluslararası konjonktürle hem de iktidarın oyalama politikasıyla ilişkili olduğunu ifade eden Aydın, demokrasiyi iktidarın insafına bırakmak yerine, barış ve demokrasiyi gerçek bir örgütlü mücadeleyle taşımak ve iktidarı somut adımlar atmaya zorlayacak bir güç oluşturmak gerektiğini ekledi.

“Yasal Adımlar Gecikmeksizin Atılmalı”

Sürecin uzamasının provokasyonlara zemin hazırladığını vurgulayan Aydın, gereken yasal adımların bir an önce atılması gerektiğini dile getirdi. Hasta tutsaklar meselesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması ve siyasallaşmış yargı pratiklerine son verilmesi gibi konuların herhangi bir yasal düzenleme gerektirmeksizin uygulanabileceğini belirtti. Aydın, siyasal yargı pratikleri ve siyasi operasyonlardan derhal vazgeçilip bu yönde adımlar atılması halinde toplumdaki kaygı atmosferinin azalacağını ve sürecin akamete uğrama ihtimalinin düşeceğini ifade etti. Kürt halkının kolektif haklarının tanınması için Kürt sorununun “terör” sorunuyla eşitleme anlayışından vazgeçilmesi gerektiğini de ekledi. Aydın, geçmişteki acı deneyimler ve Kürt halkının tarihsel hafızasına ilişkin her türlü meseleyle açık bir yüzleşmenin gerektiğini dile getirdi.

“Barış, Halkların Hakkıdır”

Birleşik Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun, süreçte somut adımların atılmadığını ve devletin süreci geciktirdiğini ifade etti. Devletin uyguladığı tasfiye, baskı ve inkâr politikalarının değişmesi gerektiğini savunan Torun, süreci Meclis’e sunulan hukuki bir düzenleme olarak değil, 27 Şubat sonrasında Kürt özgürlük hareketi ile devlet arasında gelişen müzakere sürecinin bir sonucu olarak ele alınması gerektiğini belirtti. Torun, 27 Şubat’tan bu yana Kürt özgürlük hareketi tarafından çeşitli adımlar atılmasına rağmen devlet tarafından aynı düzeyde adımlar atılmadığını, dolayısıyla devlet açısından sürecin ağır ilerlediğini düşündüklerini kaydetti. Torun, barışı ve demokratik toplumu hızlandıracak daha somut ve net adımların atılması gerektiğini vurguladı.

“Devlet Güven Verecek Adımlar Atmalı”

Torun, Kürt halkının iradesinin yanında olmanın sosyalist partiler açısından bir görev olduğunu, bu görevin Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını sınırlandırmak değil, bu hakkın yanında durmak olduğunu belirtti. “Barış bizim için halkların hakkıdır. Tüm halkların barışı kazanma ve barış içinde yaşama hakkı vardır” diyen Torun, devletin bugüne kadar uyguladığı tasfiye, baskı ve inkâr politikalarının değişmesi gerektiğini savundu. Torun, çerçeve yasayı bu açıdan bir başlangıç olarak gördüklerini ve yasanın kabul edilmesini barış ve demokratik çözüm açısından ilk adımlardan biri olarak değerlendirdiklerini ekledi.

“Süreç Somut Adımlarla Anlam Kazanır”

Kürt halkının dil, kimlik hakları ve anadilde eğitim hakkı taleplerinin konuşulduğu aşamada sürecin asıl noktasına gelineceğine işaret eden Elif Torun, devletin yarım asrı aşan, hatta yüz yıla yaklaşan süreçte Kürt halkına yönelik baskı, zulüm, işkence, kıyım ve faili meçhul politikalarıyla yüzleşmesi gerektiğini dile getirdi. Yasanın, geçmişte yaşananların faillerinin ortaya çıkarılması ve hakikatle yüzleşmenin önünü açacak ilk adımlardan biri olmasını beklediklerini belirten Torun, Kürt halkının dil ve kimlik hakları, anadilde eğitim hakkı gibi meşru talepleri karşısında somut adımlar atılması halinde sürecin anlamlı bir aşamaya taşınabileceğini söyledi. Yasa kabul edilmiş olsa da bugüne kadar devlet tarafından olumlu yönde somut bir gelişme ve ilerleme kaydedilmediğini düşündüklerini ifade etti.

Adımların gecikmesinin 2015’te yaşanan ve adına “barış süreci” denilen sürece benzediğini ve devletin yaklaşımlarında benzer tavırların olduğunu söyleyen Elif Torun, “13 Eylül 2026’da İmralı’da yapılan görüşmede Abdullah Öcalan da ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci, tarihsel sorumlulukların gecikmeden yerine getirilmesini gerektiren bir aşamadır’ sözleriyle bu noktaya vurgu yaptı. Biz de artık son adımların atılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu adımların geciktirilmesi ise bize yabancı bir tablo değil. 2015’te sürecin başarısızlıkla sonuçlanmasına yol açan benzer bir yaklaşımı daha önce de gördük. Bugün de devletin süreci kendi çıkarları doğrultusunda yönetmeye çalıştığını düşünüyoruz. Bu nedenle yalnızca söylemde kalmamalı; demokratikleşme ve barış açısından gerekli somut adımların pratiğe geçirilmesi gerekiyor” diye ifade etti.

“Sorun İki-Üç Maddeyle Çözülmez”

Elif Torun, Kürt sorununun çözümünün çerçeve yasaya eklenecek iki-üç maddeyle sağlanamayacağını, çünkü yaklaşık bir asırlık bir sorun söz konusu olduğunu belirtti. Meseleyi, devletin Kürt halkına hangi hakları vereceği üzerinden değil, Kürt halkının kendi geleceği hakkında karar verme hakkının tanınması üzerinden ele almak gerektiğini ifade etti. Bunun için ulusların kendi kaderini tayin hakkı ilkesinin kabul edilmesi gerektiğini vurgulayan Torun, bu hakkın devletin güvenlik anlayışına, mevcut anayasal süreçlere veya devletin belirlediği sınırlara bağlanamayacağını dile getirdi. Ayrıca, demokratik siyasetin önündeki baskıların kaldırılması, siyasi tutsakların durumunun ele alınması ve sağlık sorunları bulunan tutsakların serbest bırakılması gerektiğini söyledi. Kürt halkının dilinin, kimliğinin ve temel haklarının anayasal güvence altına alınmasının da çözümün temel başlıkları arasında yer alması gerektiğini belirtti.

Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.