enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
49,5202
EURO
55,7063
ALTIN
6.633,21
BIST
11.721,72
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
16°C
İstanbul
16°C
Az Bulutlu
Pazartesi Az Bulutlu
18°C
Salı Parçalı Bulutlu
20°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
20°C
Perşembe Az Bulutlu
20°C

Cizre’de Barışın İnşası Paneli: Medya Dili, Savaşın Etkileri ve Demokratikleşme Masaya Yatırıldı

Cizre’de Barışın İnşası Paneli: Medya Dili, Savaşın Etkileri ve Demokratikleşme Masaya Yatırıldı
2 Eylül 2026 15:48
A+
A-

Şırnak’ın Cizre ilçesinde, Emek ve Demokrasi Platformu öncülüğünde “Adalet ve Haklar Temelinde Barışın İnşası” paneli düzenlendi. Cizre Belediyesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen panele siyasi parti ve demokratik kitle örgütü temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı. Panelde, barışın toplumsallaşması, medyanın dili, savaşın sosyal sonuçları ve demokratikleşme başlıkları kapsamlı bir şekilde ele alındı.

Medya Dilinin Rolü ve Toplumsal Kopukluk

Gazeteci Tuğçe Tatari, barışın toplumsallaşmasında medyanın dilinin kritik önemine dikkat çekti. Tatari, devletin kullandığı dil değişmeden ana akım medyanın dilinin değişmesinin zor olduğunu, bu noktada özgür medyanın önemli bir sorumluluk üstlendiğini belirtti. Kürt kentlerinde yaşananların ve insanların hikayelerinin Türkiye’nin batısındaki toplumla buluşturulması gerektiğini vurgulayan Tatari, kendi yaşamından örnekler vererek Kürt meselesiyle karşılaşmadan önceki farklı bakış açısını paylaştı. “Burada her birinizin neredeyse birer roman olabilecek, üzücü, acıklı, içinde kanın ve vahşetin de olduğu hikâyeleri var. Bu hikâyeleri insanlarla buluşturmamız çok önemli. Hikâyelerimizi, insanlarımızı ve acılarımızı birbirimizle buluşturmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin batısı ile Kürt kentleri arasında yaşananlara ilişkin ciddi bir gündem farkı bulunduğunu ifade eden Tatari, bölgedeki acıların ve taziye süreçlerinin ülkenin tamamının gündemine taşınması gerektiğini söyledi. Tatari, “Sonuçta burası Türkiye’nin bir parçası ve burada günlerdir acılar, vedalar ve taziyeler yaşanıyor. Ama Türkiye’nin çoğunluğunun bundan haberi yok” diyerek, medyanın sorumluluk alarak yaşananları batı kamuoyuna aktarmasının barışın toplumsallaşmasına katkı sunacağını kaydetti.

İstanbul’dan bakıldığında barış sürecine dair daha umutlu olduğunu, ancak bölgeye geldiğinde güvenlik önlemleri ve taziye evlerine yönelik baskılarla karşılaşınca bu umudun azaldığını belirten Tatari, “Buraya gelip burada güvenlik önlemlerini, taziye evlerine yapılan baskıları görünce burada henüz barışın Batı’daki kadar hissedilmediğini gördüm. Bunu görmek beni üzdü” dedi.

Savaşın Toplumsal ve Ekonomik Yıkımı

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, savaş ve çatışmalı süreçlerin yalnızca yaşamını yitirenlerle sınırlı kalmayıp cezaevlerindeki kayıplar, işkenceler, zorunlu göçler ve yoksullaşma gibi ağır sonuçlar doğurduğunu vurguladı. Kürt halkının uzun yıllardır barış talebiyle mücadele yürüttüğünü belirten Koçak, “Kürt meselesi denildiğinde benim aklıma ilk gelen şey barış mücadelesidir. Kürt halkı 1993’ten beri fiilen her dönem barış mücadelesi veriyor” diye konuştu.

Koçak, savaşın toplumsal ve ekonomik sonuçlarına da dikkat çekerek, özellikle Kürt kentlerinde yaşayan emekçilerin, kadınların ve gençlerin ağır bir yoksullaşma sürecinden geçtiğini ifade etti. Zorunlu göçlerin yaşamları değiştirdiğini, tarım ve hayvancılığın zayıflatıldığını, kadın emeğinin görünmez hale getirildiğini kaydeden Koçak, “Savaşın bir ekonomisi vardı; gizli ve resmi ekonomisi. Savaşın bir çatışma rejimi, çalışma rejimi vardı. Yine bir hukuku vardı; bize istisnai olarak yansıyan bir hukuk. Savaşın bir de toplumsal psikolojisi vardı ve bütün bunları hep birlikte yaşadık. En çok da emekçiler, gençler ve kadınlar yaşadı” dedi. Koçak, savaşın aynı zamanda bir sınıf meselesi olduğunu ve emekçiler açısından barışın savunuculuğunun olmazsa olmaz bir görev olduğunu belirtti.

Barış ve Demokratikleşme Birlikte Yürümeli

Kalıcı ve sürdürülebilir bir barışın yalnızca çatışmasızlıkla sağlanamayacağını vurgulayan Ayfer Koçak, demokratikleşme, eşitlik, adalet ve temel hakların güvence altına alınmasının sürecin temel başlıkları olması gerektiğini ifade etti. Anadil hakkına da değinen Koçak, barışın toplumsallaşması için emekçilerin iş yerlerinde, okullarda, hastanelerde ve fabrikalarda süreci tartışması gerektiğini söyledi. “Barış demokratikleşmenin önüne konulabilecek bir alternatif değil. Barış ve demokratikleşme eş zamanlı yürüyebilecek, birlikte güçlenebilecek iki kavramdır” diyen Koçak, barışın herkesin yaşamını ilgilendiren bir mesele olduğunu ve bu sürecin tüm toplum kesimleriyle tartışılması gerektiğini ekledi.

Panelin ikinci oturumu ise Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ve DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Ekmen’in katılımıyla devam edeceği bilgisi verildi.

Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.