Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) \”İran’ın nükleer kapasitesini yok etme\” gerekçesiyle başlattığı askeri gerilim, bugün petrol fiyatlarını dengeleme savaşına dönüştü. Kazananın olmadığı bu çatışma sürecinde maliyetler her geçen gün artarken, küresel ölçekli büyük bir savaş riski de giderek tırmanıyor.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri hamleleriyle başlayan süreçte kritik bir aşamaya gelindi. Pakistan’ın arabuluculuğunda imzalanan İslamabad Mutabakatı çerçevesinde varılan 60 günlük ateşkes anlaşması bugün itibarıyla sona eriyor. Savaşın ilk döneminde ABD yönetimi, ana hedefin İran’ın nükleer silahlara erişmesini engellemek olduğunu savunmuştu. Ancak gelinen aşamada savaşın seyri ve öncelikleri büyük bir değişim gösterdi.
İran’ın misilleme saldırılarını Körfez ülkelerine yayması, savaşı kısa sürede bölgesel bir boyuta taşıdı. Dünya petrol ticaretinin yüzde 20’sinin gerçekleştirildiği Hürmüz Boğazı’nın ulaşıma kapatılması ve Kızıldeniz’deki gemi trafiğinin engellenmesi, küresel ekonomiyi doğrudan etkiledi. Yemen’deki Husilerin de sürece dahil olmasıyla birlikte kriz, Suudi Arabistan’a kadar uzanan geniş bir cepheye yayıldı.
Artan enerji maliyetleri karşısında Avrupa ve Ortadoğu ülkelerinin diplomatik girişimleriyle bir süredir askeri çatışmalar durulmuş olsa da taraflar arasında doğrudan bir diyalog kurulabilmiş değil. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, çeşitli kanallardan kendilerine mesajlar ulaştığını ancak bunların resmi bir müzakere niteliği taşımadığını belirtti. ABD cephesinden ise İran’a yönelik ekonomik tecrit ve kapsamlı askeri yaptırım tehditleri devam ediyor.
Ateşkesin sona ermesiyle birlikte küresel piyasalardaki tedirginlik zirveye ulaştı. Yapılan her açıklama ve askeri hareketlilik, dünya genelindeki ekonomik göstergeleri olumsuz etkiliyor. ABD’nin doğrudan askeri harcamalarının 37,5 milyar doları bulduğu belirtilirken, savaşın küresel ekonomiye maliyetinin trilyonlarca doları bulabileceği tahmin ediliyor. Küresel Barış Endeksi (Global Peace Index) verilerine göre, krizin küresel gayrisafi yurt içi hasılada 1,3 trilyon ile 2,5 trilyon dolar arasında bir kayba yol açması bekleniyor.
Savaşın başlangıcındaki \”nükleer tehdit\” argümanının yerini enerji güvenliği aldı. ABD Başkan Yardımcısı David James Vance’in, önceliklerinin \”Amerikan halkı için ucuz petrol ve doğal gaz sağlamak\” olduğunu açıklaması, uluslararası alanda ciddi eleştirilere neden oldu. Bu durum, ABD’nin kendi çıkarları doğrultusunda Hürmüz Boğazı’ndaki kontrolü ele geçirmek için savaştığı eleştirilerini beraberinde getirirken, ülke içinde de savaş karşıtı muhalefeti güçlendirdi.
Avrupa ülkelerinin askeri müdahaleye mesafeli yaklaşması, Transatlantik ilişkilerde gerilime yol açtı. Ortadoğu’da ise dengeler yeniden kuruluyor. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması, bölgede yeni kutupların oluştuğunun bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Pakistan ve Katar’ın arabuluculuk çabaları sürerken, devam eden bu belirsizlik en çok bölge halklarını vuruyor. Savaş, İran’daki demokratik hak mücadelelerini baskılarken, Ortadoğu halklarını yeni bir yıkım ve küresel çatışma tehdidiyle karşı karşıya bırakıyor.
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.