Milli Eğitim Bakanlığı’nın 19 Ağustos’ta yayımladığı “2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılına İlişkin İş ve İşlemler” başlıklı düzenleme, eğitim camiasında geniş çaplı tartışmalara yol açtı. Özellikle kadın öğretmenleri hedef alarak getirilen önlük giyme zorunluluğu, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) tarafından kadın haklarına yönelik bir müdahale olarak değerlendiriliyor.
Yönetmelikle birlikte, eğitim kurumu yöneticileri, öğretmenler ve eğitim çalışanlarının “mesleğin vakarına, kamu hizmetinin ciddiyetine ve toplumsal hassasiyetlere uygun hareket etmeleri, önlük giymeleri” gerektiği belirtildi. Daha önce tavsiye niteliğinde olan önlük giyme, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in 24 Kasım 2023’te yayımladığı “Öğretmen Önlüğü Standartları Kılavuzu” ile kumaş içeriğinden dikim ölçülerine kadar tüm teknik detaylarıyla zorunlu hale getirildi.
Eğitim Sen İzmir 2 Nolu Şube Başkanı Zeliha Danyeli, yönetmeliğe dair yaptığı açıklamada, 28 Şubat süreciyle başlayan erkek egemen devletin kadın bedeni üzerindeki kısıtlama çabalarına dikkat çekti. Danyeli, 19 Ağustos genelgesiyle, kadınların 2013 yılında elde ettiği kıyafet özgürlüğü haklarına yeni kısıtlamalar getirilmeye çalışıldığını vurguladı.
Danyeli, “28 Şubat sürecinde kamusal alanda kadınlara başörtüsü yasağı getirilmiş, öğrenciler eğitim hakkından mahrum bırakılmış, başörtülü kamu emekçileri istifaya sürüklenmişti. Bugün ise Milli Eğitim Bakanlığı, kadınlara ne giyip ne giyeceği üzerinden müdahale ederek mini etek, askılı tişört, kot pantolon gibi birçok yasağı getirirken, önlük giymeyi zorunlu kılmıştır. Asıl mesele, kadının kıyafeti üzerinden bedenine, iradesine ve karar hakkına tahakküm oluşturmaktır. Tarih boyunca toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştirmek için çeşitli politikalar izlenmiştir, ancak kadının kıyafeti konusundaki kararların başkalarına bırakılması, kadının iradesinin kısıtlanması ve özgürleşmesinin önüne engel konulması her zaman bu politikaların bir parçası olmuştur” ifadelerini kullandı.
Kamu emekçisi kadınların kıyafet özgürlüğünün 2013 yılında kazanılmış bir hak olduğunu hatırlatan Danyeli, erkek egemen devletin kadınları kıyafet üzerinden tahakküm altına alma hedefinin tarihsel bir süreklilik taşıdığını belirtti. Danyeli, “Eğitimde bu kadar sorun varken kıyafet kurallarının ortaya çıkmasının amaçlarından biri de mevcut sorunların üzerini örtmektir. Genelgenin yayımlanmasıyla idarecilere kadın öğretmenlerin kıyafetleri üzerinde denetleme hakkı verilmiştir. Bu durum, mobbing, yılgınlık, ayrışma ve eşitsizliği beraberinde getirerek iş barışının bozulmasına yol açacaktır” dedi.
Danyeli, mesleki itibarın, öğretmenin giydiği kıyafet üzerinden tanımlanmasının yanlış olduğunu vurgulayarak, “Mesleki itibar, öğretmenin bilgi birikimi, öğrencilere demokratik eğitim ve pedagojik eğitim yaklaşımı ile ölçülmelidir. Eğer bugün bir mesleki itibar kaybı söz konusu ise bu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın izlediği politikalarla doğrudan ilişkilidir” diye ekledi.
Toplumun özgürleşmesinin kadının özgürleşmesine paralel ilerleyebileceğini belirten Zeliha Danyeli, Jîna Emînî’yi anarak şunları söyledi: “Dört yıl önce İran’da giydiği kıyafet nedeniyle Mahsa Amıni ahlak polisi tarafından katledilmişti. Bu olay, hem İran’da hem de tüm dünyada ‘Jin, jiyan, azadî’ sloganları ile kadın direnişinin simgesi haline gelmiştir. Kadın özgürleşmediği sürece toplum özgürleşmez; her alanda kadın mücadelesi artarak devam edecektir.”
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.