Hatay’ın İskenderun ilçesinde Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) kapsamında bir pastanede çalıştırılırken elektrik akımına kapılarak hayatını kaybeden 15 yaşındaki Mahir Buğra Karagön’ün ölümüne ilişkin davanın ilk duruşmasında, tutuklu sanıklar tahliye edildi. Karagön ailesi, adalet beklentilerini sarsan bu karara sert tepki gösterdi.
İskenderun 12. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, işyeri sahibi Sami Çelik ve elektrikçi Hacı Yaşarsoy tutuklu yargılanırken, Halil Toktaş ve Kadir Altıntaş ise tutuksuz sanıklar olarak “taksirle ölüme neden olma” suçlamasıyla hakim karşısına çıktı.
Duruşmada savunma yapan tutuklu sanık Sami Çelik, Karagön’ün yaşamını yitirmesinden bir gün önce işyerindeki bir rafta elektrik kaçağı olduğunu fark ettiğini ve elektrikçi Yaşarsoy’u çağırdığını belirtti. Çelik, Yaşarsoy’un kaçağın kaynağını tespit edemediğini iddia ederek, rafın yeniden monte edilmesi sırasında sigortanın kapatılması talebinin elektrikçi tarafından “gerek yok” denilerek reddedildiğini öne sürdü. Montaj sırasında Mahir Buğra’nın da aralarında bulunduğu dört kişinin rafı tuttuğunu ve vidalama esnasında Mahir’in elektrik akımına kapıldığını anlattı.
Mahir Buğra Karagön’ün 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde çalıştırılmasına ilişkin sorular üzerine Sami Çelik, okul müdürüyle görüştüklerini ve tatil günlerinde ücret karşılığında öğrenci çalıştırmaya izin veren bir genelge bulunduğunun kendisine söylendiğini iddia etti. Çelik, Karagön’ün okul dışında ve “kendi rızasıyla” çalıştığını savunarak, “Fazlasıyla ücretini ödeyerek, çocuğun rızası ile mesai yapıyordu” ifadelerini kullandı. Ancak mahkemede söz konusu genelgenin varlığına dair somut bir belge sunulamadı.
Tanık H.H.D. duruşmada verdiği ifadede, Karagön’ün ölümünden bir gün önce aynı işyerinde MESEM öğrencisi A.A. isimli bir kız çocuğunun da elektrik akımına kapıldığını aktardı. H.H.D., “Dolabı monte ettiler, bize temizleyin dediler. A.A.’yı elektrik çarptı. Elektrikçi o gün gelmedi. Bir gün sonra geldi. Elektrikçi ‘kaçak yok’ dedi. Dolabı takmaya başlayınca Buğra’ya elektrik çarptı” şeklinde konuştu.
Baba Abdullah Karagön de daha önce yaşanan bu olayın ardından öğretmenlerin işyerine gelmesine rağmen herhangi bir tutanak tutulmadığını veya denetim yapılmadığını öğrendiğini belirtti. Karagön, dosyadaki raporda kaçak akım rölesinin iptal edildiği ve işyerinde topraklama hattının bulunmadığının tespit edildiğini vurgulayarak, elektrik tehlikesinin bilinmesine rağmen gerekli önlemlerin alınmadığına dikkat çekti.
Mahir Buğra Karagön’ün telefonunda işyerindeki zorlu çalışma koşullarını gösteren görüntülerin olduğu ortaya çıktı. Görüntülerden birinde Karagön’ün, “Saat 3’te çıkarsınız, demiştiniz usta. Bak saat 19.30 oldu” diyerek çalışma saatinin uzamasına tepki gösterdiği belirtildi. Aile ayrıca, Karagön’ün 1 Mayıs’ta çalışırken yaşamını yitirmesine karşın SGK kayıtlarında o günün “0” olarak gösterildiğini ileri sürdü. Duruşmada ayrıca Karagön’ün koordinatör öğretmeniyle yaptığı WhatsApp yazışmaları da gündeme geldi. Mahir Buğra’nın öğretmenine, “Hocam normalde yarın okul günüm. Usta işe çağırıyor. Bilginiz olsun. Yok yazılır mıyım?” diye mesaj gönderdiği, öğretmenin ise “Yok yazılmazsın” şeklinde yanıt verdiği aktarıldı. Karagön’ün karnesinde ilk döneme ilişkin devamsızlık bulunmaması, ailenin bu yazışmaların doğru olduğunu destekleyen bir kanıt olarak sunuldu.
Karagön ailesinin avukatı Mehtap Sert, müvekkilinin iradesi dışında çalıştırıldığını vurgulayarak, dosyanın Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesi için görevsizlik kararı verilmesini talep etti. Sanıkların “bilinçli taksirle” yargılanması gerektiğini belirten Sert, olaydan bir gün önce aynı işyerinde yaşanan elektrik çarpmasının da dosyanın değerlendirilmesinde dikkate alınmasını istedi. Avukat Sert ayrıca, İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) hizmeti veren şirketle ilgili de ciddi iddialarda bulundu. Mahkeme, tutuklu sanıkların tahliyesine karar vererek, duruşmayı Ocak ayına erteledi.
Duruşma sonrası adliye önünde açıklama yapan Karagön ailesi ve avukatları, tahliye kararına sert tepki gösterdi. Avukat Mehtap Sert, Mahir Buğra Karagön’ün devletin koruması altında olması gereken bir öğrenci olduğunu hatırlatarak, “Devlet onu korumakla yükümlüydü. Bir kez daha korumakla yükümlü olduğu bir çocuk hayatını kaybetti” ifadelerini kullandı. Sert, tehlikenin bilinmesine rağmen ertesi gün Mahir’in elektrik bulunan rafı tutmasına izin verildiğini vurguladı. Ayrıca, iş güvenliğiyle ilgili bazı evrakların olaydan sonra düzenlendiğini, imzaların sahte olduğunu ve deprem sonrasında işyerine defalarca elektrikçi çağrıldığının da duruşmada gündeme geldiğini belirtti. Dosyadaki tanıkların dinlenmesi konusunda da itirazlarını dile getiren Sert, bir gün önce elektrik akımına kapılan çocuğun tanık olarak dinlenmemesini eleştirerek yargılama usulüne ilişkin kaygılarını dile getirdi. Mehtap Sert, tahliye kararına itiraz edeceklerini ve hukuki yollara başvuracaklarını da sözlerine ekledi.
Mahir Buğra Karagön’ün annesi Serap Karagön, oğlunu MESEM’e kaydettirdiği için kendisinin mi suçlu olduğunu sorguladı. Oğlunun yiyecek ve içecek bölümünde eğitim almasına rağmen farklı işlerde çalıştırıldığını ve okul yönetimine yaptığı başvurulara rağmen gerekli işlemlerin yapılmadığını anlattı. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e seslenen Serap Karagön, “Çocuğumuzun arkasında durmadınız. Öğrencinizi korumadınız. Onlar dışarıda dolandığı zaman ben nefes alamıyorum” diyerek feryat etti.
Aile ve yakınları, başta Milli Eğitim Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı olmak üzere ilgili tüm kurumları görevlerini yerine getirmeye çağırdı. Sanıkların yeniden tutuklanması ve Mahir’in ölümünde sorumluluğu bulunanların cezalandırılması talebiyle hukuki mücadelelerini sürdüreceklerini belirtti.
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.