Kürt siyasetçi Çetin Arkaş’ın uzun soluklu cezaevi sürecini ve İmralı görüşmelerini ele aldığı “Hapiste 31. Yıl” adlı kitabı, Diyarbakır’da düzenlenen bir söyleşide yoğun ilgiyle karşılandı. Diyarbakır 10’uncu Kitap Fuarı’nın son gününde Aram Yayınevi tarafından organize edilen “İçeriden Yazmak” başlıklı etkinlikte, Arkaş’a Avukat Muharrem Erbey eşlik etti. Mezopotamya Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi’nde gerçekleşen söyleşiye çok sayıda okuyucu katılım gösterdi.
Söyleşide Avukat Erbey, Arkaş’ın cezaevine girdiği ilk günlerden İmralı sürecine kadar yaşadıklarını kitap üzerinden aktarırken, Arkaş da hapis hayatının kendisinde yarattığı dönüşümü, tahliye sonrası karşılaştığı toplumu ve kritik İmralı görüşmelerindeki izlenimlerini dinleyicilerle paylaştı.
1993’te tutuklandığını ve farklı cezaevlerinde kaldığını belirten Arkaş, cezaevini bir direniş ve mücadele alanı olarak tanımladığını ifade etti. Arkaş, “Eğer bir mücadele insanıysan neresi olursa olsun; sürgün, cezaevi ya da işkencehane, fark etmez; orayı bir mücadele alanı olarak görür ve ona göre kendini konumlandırırsın” dedi. Hapislik yıllarında okumaya ve öğrenmeye ağırlık verdiğini vurgulayan Arkaş, “Okudukça dünyan değişiyor, okudukça dört duvar biraz daha genişliyor. Tarihe yolculuk yapıyorsun, mekanlara yolculuk yapıyorsun. Ufkun biraz açılıyor” sözleriyle bu değişimi anlattı.
Arkaş, cezaevi sürecinde yaşadığı en belirgin değişimin kadınlara bakış açısında olduğunu söyledi. “Hareketi tanıdıkça annemle yeniden tanışmış gibi hissettim” diyen Arkaş, kadınlara yönelik yaklaşımını değiştirdikçe annesiyle yeniden karşılaşma arzusunu dile getirdi. Ancak annesinin kendisi cezaevindeyken yaşamını yitirdiğini belirten Arkaş, “Bu değişmiş halimle annemle karşılaşmayı çok isterdim. Bazı konularda özür dilemeyi, helalleşmeyi, yüzleşmeyi çok isterdim. Onun şahsında bütün kadınlara bir borcumuz var. O yüzden yaşamımı doğru kurmaya çalışıyorum” şeklinde konuştu.
Erbey’in “kendini çoğaltmak” kavramına ilişkin sorusunu yanıtlayan Arkaş, tecridin insanı yalnızlaştırmayı hedeflediğini belirtti. Arkaş, “Seni hücreye koyanlar seni yalnızlaştırmak istiyorlar. ‘Sen yalnızsın burada, bir başınasın’ diyorlar. Eğer o psikolojiyi yaşarsan, ona hapsolursan insan çözülür gider. Onun için sen de kendini çoğaltmak zorundasın” ifadelerini kullandı.
İmralı’daki görüşmelerde kendisine aktarılan bilgileri Abdullah Öcalan’ın dikkatle değerlendirdiğini ifade eden Arkaş, “Bazı aktarımları yaptığım zaman ‘Çok önemli değil, geç’ derdi. Bazı aktarımları yaptığım zaman da ‘Bu sizin yorumunuz mu yoksa okuduğunuz biçimden mi bana aktarıyorsunuz?’ diye sorardı. Abdullah Öcalan, cezaevi koşullarına rağmen görüşmeleri büyük bir ciddiyetle yürütürdü. Sanki o gün konuşacağı şeyler anında dışarıya yansıyacakmış ciddiyetiyle ve yoğunluğuyla konuşurdu. Her an dolu dolu geçerdi” ifadelerini kullandı.
Arkaş, İmralı’da Abdullah Öcalan’ın kendisini en çok etkileyen sözlerinden birini de “Politik gücüm olmasaydı beni yine bu kadar çok sevecek miydiniz?” cümlesi olduğunu aktararak, bu sorunun herkes tarafından kendisine yöneltilmesi gerektiğinin altını çizdi.
Söyleşinin soru-cevap bölümünde Türkiye’nin bugünü ve geleceğine ilişkin bir soruyu yanıtlayan Arkaş, Abdullah Öcalan’ın mesajını “örgütlenme” kavramıyla özetledi. Arkaş, “Örgütlenen, bilinçlenen iradenizi kimseye teslim etmeyin. İradenize siz sahip çıkın. Özgür yaşamdan asla vazgeçmeyin. Bunun için örgütlü olmak şarttır. Toplumsal mücadelelerde ne başardıysak örgütlü olduğumuz için başardık. Ne başımıza geldiyse o örgütlülüğü yitirdiğimiz için, örgütsüz olduğumuz için geldi” ifadelerini kullandı.
Arkaş, söyleşinin sonunda kendisini “yazar” olarak tanımlamadığını belirterek, “Ben bir yazar değilim. Devrimci olmaya gayret eden bir arkadaşınızım. Öyle yapmaya devam edeceğim” dedi. Söyleşi alkışlarla sona erdi.
Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.