enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
49,4180
EURO
55,5383
ALTIN
6.608,68
BIST
12.070,17
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
15°C
İstanbul
15°C
Hafif Yağmurlu
Cuma Hafif Yağmurlu
14°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
14°C
Pazar Hafif Yağmurlu
16°C
Pazartesi Az Bulutlu
17°C

Bahoz Baran: Anadildeki Gerileme Ortak Sorumluluk, Hukuki Statü Şart

Bahoz Baran: Anadildeki Gerileme Ortak Sorumluluk, Hukuki Statü Şart
15 Ekim 2026 08:08
A+
A-

Dilbilimci Bahoz Baran, Kürtçe konuşan bireylerin sayısının giderek azalmasına dikkat çekerek, anadilin korunması ve yaşatılması noktasında hem devlete hem de Kürt toplumuna önemli sorumluluklar düştüğünü vurguladı. Baran, “Tanınma sadece ‘Kürtleri tanıyorum’ demekle sınırlı değildir. Yasalarda haklarıma yer verilmeli ve anadilim için eşit koşullar yaratılmalıdır” ifadelerini kullandı.

Kürt meselesinin çözümünde kalıcı ve sürdürülebilir bir barışın tesisi, Kürtçenin yasal güvenceye alınmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Bu nedenle Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında atılması gereken demokratikleşme adımlarının başında dil hakkına dair düzenlemeler gelmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 42’inci Maddesi, Türkçe dışında herhangi bir dilin eğitim ve öğretim kurumlarında okutulması ve öğretilmesini engellemektedir. Türkçe dışında kalan diller sadece seçmeli olarak sunulsa da, teknik altyapı ve yetersiz öğretmen kontenjanı nedeniyle birçok okulda bu talepler karşılık bulamamaktadır.

Bu durum, Kürtçenin geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve öğretilmesi sorumluluğunu büyük oranda bu alanda faaliyet yürüten dil ve kültür derneklerinin üzerine bırakmaktadır.

Bahoz Baran, uzun yıllardır Kürtçe çalışma yürüten kurumlarda yer alan bir isimdir. Dilbilimci ve yazar Baran, özellikle Kurmancî lehçesi, grameri, imlası ve folklorü üzerine yaptığı çalışmalarla tanınmaktadır. Ayrıca Wardoz Yayınevi’nde editörlük yapmakta ve Mezopotamya Vakfı’nda çalışmalarını sürdürmektedir.

Asimilasyon ve Otoasimilasyonun Boyutları

Asimilasyonun iki yönlü olduğunu belirten Baran, bir yanının devletten, diğer yanının ise Kürt toplumunun kendisinden kaynaklandığını dile getirdi. Baran, her iki pencereden de bakılması gerektiğini vurgulayarak, devlete düşen sorumluluğun dili tanıması ve resmi olarak kabul etmesi olduğunu ifade etti. “Ben senin yurttaşınsam, nasıl ki kendi dilinin (Türkçe) gelişmesi için kurumlar açıyorsan benim anadilim için de yapmalısın” dedi.

Baran, “1980’li ve 1990’lı yıllarda dünyaya gelenler iki dille büyüyordu. Artık Kürtlerin çocukları tek dille büyüyor. Çocuklar bir dilin garantisidir. Böyle giderse Kürtçe konuşan Kürtler yavaş yavaş azalacak, bugün Dimilkî’nin (Kirmançkî) içinde bulunduğu durum neyse, Kurmancî de aynı duruma girecektir” uyarısında bulundu.

Gelecekteki Dil Tablosu

Dilbilimci Baran, çocukların bir dilin geleceği olduğunu belirterek, mevcut eğilimlerin devam etmesi halinde 20-30 yıl sonra Kürtçe konuşan Kürtlerin sayısının ciddi şekilde azalacağını öngördü. UNESCO’nun Dimilkî’nin kaybolma tehlikesi altında olduğunu söylediğini hatırlatan Baran, önlem alınmazsa Kurmancî’nin de aynı durumu yaşayabileceğini belirtti. Kürtlere düşen sorumluluğun anadil ve ulus bilincinin halk içerisinde oluşturulması olduğunu vurgulayan Baran, bilinç çalışmasına daha çok ağırlık verilmesiyle asimilasyonun önüne geçilebileceğini ifade etti.

Hukuki Statü ve Çok Dilli Eğitim Talebi

Dil ve kültürel hakların, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde en çok gündeme gelen başlıklardan biri olduğunu kaydeden Baran, Kürtçenin hukuki statüsünün nasıl güvenceye alınması gerektiği sorusuna şu yanıtı verdi: “Dünyadaki örneklere baktığımızda, özellikle Avrupa ülkelerinde eğitim çok dilli yapılıyor. Çok dilli olmak aslında gelişmişliktir, geri kalmışlık değildir. Türkiye’de bazı şeylerin tabu olarak oturduğunu görüyoruz. Çok dilli eğitimin resmileştirilmesi gerekir. Eğer bir resmiyeti olmazsa, iktidar değişimleri sonrası yeni iktidarlar bunu tanımayabilir.”

Baran, “Madem Kürtlerin varlığını ve eşit yurttaş olduğunu kabul ediyorsunuz, o zaman Kürtleri resmi olarak tanımalı ve onlara kıymet vermelisiniz. Sadece kabul etmek yetmiyor. Kürtlerin anadil hakkı kanunlarla tanınmalıdır. Kürtler, çatışmalar bittikten sonra ellerinde sadece anadilleri, kültürleri ve sanatları kalıyor. Onlar da kendi uluslarını bu iki argüman üzerinden yaşatabilmelidir” şeklinde konuştu.

Kimlik ve Dilin Tanınması

Kimlik ve dilin tanınmasının, uzun yıllardır süren çatışmalı sürecin başlıca nedeni olduğunu dile getiren Baran, devletin öncelikle Kürtçe ile barışması gerektiğini vurguladı. “Dil kimliktir” sözünün sıradan olmadığını belirten Baran, anadilini tanımayan bir devletin, o dili konuşan toplumu da tanımadığını söyledi. “Bir devlet eğer beni tanımak istiyorsa öncelikle anadilimi tanımalıdır. Tanınma sadece sözle ‘Ben seni tanıyorum, sen Kürtsün’ demek değildir. Eğer ben Kürtsem, sen beni tanıyorsan, kanunlarda benim haklarıma yer vereceksin. Benim anadilime dair ihtiyaçlarımı da, kendi anadilinin ihtiyaçlarını nasıl karşılıyorsan aynı şekilde ve eşit koşullarda yaratman gerekir” ifadelerini kullandı.

Eğitim Dili Çerçevesi ve Niyet Meselesi

Kürtçenin eğitim dili olması sürecinin 30-40 yıl alabileceğini ifade eden Baran, önemli olanın niyet olduğunu belirtti. “Eğer iyi niyetliysen, Avrupa’daki sistemleri incelersin. Diller nasıl korunuyor, nasıl geliştiriliyor, insanlar nasıl anadillerinde yaşıyor diye bakarsın” diyen Baran, mevcut durumda iyi bir niyet göremediğini dile getirdi. Anaokuldan üniversiteye kadar eğitim dili olmasının hemen mümkün olamayabileceğini kabul eden Baran, ancak seçmeli derslerle sınırlı kalmanın yeterli olmadığını, dilin gelişimi için başka dersler ve etkinliklerle desteklenmesi gerektiğini vurguladı.

Çok Dillilik Modeli

Kürtlerin hangi ülkede olursa olsun çok dilli bir halk olduğunu belirten Baran, çok dilli olmanın olumlu bir durum olduğunu kaydetti. “Biz de Kürtlerin tek dilli olması gerektiğini söylemiyoruz zaten. Kürtler de zaten çok dilli olmalıdır. Birlikte yaşadıkları komşularının dillerini de öğrenecekler. Arapça da, Farsça da, Türkçe de öğrenebilirler ama öncelikle kendi anadillerini öğrenmeleri gerekir” dedi. Anadile öncelik verilerek eğitim görülmesi gerektiğini vurgulayan Baran, bu sayede diğer dillerin de rahatlıkla öğrenilebileceğini, ancak Kürtçenin esas olması gerektiğini savundu.

Kamusal Alanda Kürtçe

Kürtçenin tüm kamusal hizmetlerde kullanılması gerektiğini savunan Baran, Kürt toplumunun bu konudaki yaklaşımına da değindi. “Bazen görüyorum; ‘Annem Türkçe bilmediği için uçakta Kürtçe de hizmet verilmesini istiyorum’ diyor. Senin annen bilmediği için mi havalimanında Kürtçe hizmet verilmeli? Hayır, ben Kürt’üm. Türkçe de biliyorum ama anadilimde hizmet istiyorum” şeklinde konuştu. Baran, bir dil bilmenin, anadilinde hizmet alamayacağın anlamına gelmediğini, bunun ulusal bir hak olduğunu belirtti. Kürtçe üzerindeki kriminalize edici durum ve yasak kalkarsa, Kürtçenin yavaş yavaş devlet kurumlarının içerisine de gireceğini ifade etti.

Yer İsimlerinin İadesi

İnsanların barıştığında geçmişteki hatalara dönüp bakması gerektiğini belirten Baran, eğer bir barış tesis ediliyorsa, “Eski hatalarımı görüyorum, bir daha bunları yapmayacağım” denilmesi gerektiğini söyledi. 100 yıldır farklı yöntemlerle baskı uygulandığını, sadece köylerin isimlerinin değiştirilmesi değil, birçok şeyin yapıldığını hatırlatan Baran, barışıldığında köylerin ve şehirlerin isimlerinin geri verilmesi, arşivlerin açılması gerektiğini dile getirdi. Geçmişte yapılanlara dönüp hesap verilmeden gerçek bir barışın mümkün olmayacağını ifade etti.

Toplumun ve Kurumların Sorumluluğu

Anadil meselesinde sadece devletin değil, Kürt toplumunun da eksikleri olduğunu söyleyen Baran, gerçekleri dile getirmeden gelişimin mümkün olmadığını belirtti. “Devletin kanunlarla anadile dair çalışma yapması gerektiği gibi, Kürtlerin de anadil için çalışma yürütmesi gereken birçok alan var” diyen Baran, yarın devletin Kürtçeyi tanıması durumunda dahi onlarca, yüzlerce çalışmanın hala yapılmamış olacağını söyledi. Psikoloji, felsefe, tıp, hukuk gibi alanlarda Kürtçe terminolojinin kim tarafından hazırlanacağı, Kürtçenin standart bir dil haline gelmemesi, folklorün kayıt altına alınamaması ve Kürtçe-Kürtçe sözlüğün dahi bulunmaması gibi sorunlara dikkat çekti.

Baran, “Biz dili getirip dilbilgisine sıkıştırmışız. Dil, sadece dilbilgisinden ibaret değildir. Kürtlere ait dil kurumları bu çalışmayı hep birlikte yapmalıdır” çağrısında bulundu. Bu çalışmaların kolektif olarak gerçekleştirilebileceğini ve uzun yıllar sürebileceğini belirten Baran, yapay zekanın diğer dillerde profesyonel bir noktadayken Kürtçe için “çocuk gibi” kaldığını ve bunun sorumluluğunun Kürtlere ait olduğunu vurguladı. “Başkalarına ‘Gelin bizim yerimize yapın’ diyemeyiz. Ya da devlete ‘gelin işimizi çözün’ diyemeyiz” diyerek kendi sorumluluklarını üstlenmeleri gerektiğini hatırlattı.

Bölünme Kaygısı ve Empati

Kürtçenin kamusal alanda var olma mücadelesinin toplumun kimi kesimlerinde “bölünme kaygısı” yarattığını kabul eden Baran, bu kaygının empati eksikliğinden kaynaklandığını söyledi. Özellikle Türkler tarafında empati kurmanın daha az olduğunu belirten Baran, zihinlerde oluşan tabuların kalkması için bazı alanlarda bir araya gelinmesi gerektiğini dile getirdi. Amedspor örneğini veren Baran, Kürtçenin birçok yerde var olmaya başlamasıyla insanların yavaş yavaş alıştığını ve bunun pratik adımlarla aşılacağını ifade etti. Yüzyıllık fobilerin bir kerede ortadan kalkmayacağını, barış gerçekleştiğinde bile 30-40 yıl sonra aşılabileceğini, ancak Kürtçenin ne kadar pratikleşirse o kadar aşılacağını vurguladı.

Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.