enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
49,3920
EURO
55,3812
ALTIN
6.583,73
BIST
12.250,68
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Yağmurlu
19°C
İstanbul
19°C
Yağmurlu
Perşembe Hafif Yağmurlu
16°C
Cuma Yağmurlu
15°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
15°C
Pazar Parçalı Bulutlu
14°C

Alp Altınörs’ten ‘Demokratik Cumhuriyet’ Vurgusu: Kürt Sorununun Çözümü ve Barış İçin Kilit

Alp Altınörs’ten ‘Demokratik Cumhuriyet’ Vurgusu: Kürt Sorununun Çözümü ve Barış İçin Kilit
14 Ekim 2026 09:12
A+
A-

Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Kobanê Davası tutsaklarından Alp Altınörs, Ankara Sincan 2 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yaptığı değerlendirmede, Kürt sorununun ancak “demokratik cumhuriyet” temelinde çözülebileceğini belirtti. Altınörs, demokratik cumhuriyetin, barış ve demokratik toplum sürecinin başarısı için kilit bir kıstas olduğunu ve bu hedefin sosyalistler, işçiler ve Kürtlerin mücadelesinde ortak bir buluşma zemini oluşturabileceğini vurguladı.

Altınörs, 2013-2015 yılları arasındaki süreç ile güncel süreci karşılaştırarak, iktidarın Kürt sorununa yaklaşımındaki temel farka dikkat çekti. Önceki süreçte Kürt sorununun varlığının kabul edildiğini ifade eden Altınörs, bugün ise sorunun farklı bir tanımlamayla ele alındığını belirtti. Altınörs, “Bu devasa fark kamusal tartışmanın bağlamını da belirliyor. Sürecin kapsamını daha baştan daraltıyor. Dün Kürt sorununun nasıl çözüleceği tartışılıyordu. Bugünse PKK’nin hangi şartlarda silah bırakacağı” sözleriyle duruma açıklık getirdi.

Abdullah Öcalan’ın Süreçteki Rolü

Abdullah Öcalan’ın süreçteki rolüne işaret eden Altınörs, “Abdullah Öcalan, kilitlenmiş bir ülkede yaptığı çağrıyla kilit taşını söktü. Böylece demokrasi ve barış mücadelesi için yeni koşullar yarattı. Bu koşulları etkince değerlendirmek ise tüm demokrasi güçlerine kalıyor. Barış yapıcı olarak Öcalan’ın statüsünün yasal bağlayıcılığa kavuşması, bu ülkede tüm Kürtlerin konumunun bir nebze yükselmesi, inkarın biraz geriletilmesi anlamına gelecektir” ifadelerini kullandı.

Fiili OHAL Şartlarında Yürüyen Süreç

Sürecin toplumsal karşılığının sınırlı kaldığını kaydeden Altınörs, önceki süreçlere barış talepli bir kitle hareketinin eşlik ettiğini, ancak bugünkü süreçte böyle bir hareketin gelişmediğini belirtti. Altınörs, “Salonlara hapsolmuş bir süreç yürüyor. Miting iptalleri yaşanıyor. 2013-2015’te belki de cumhuriyet tarihinde ilk kez Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde OHAL ya da sıkıyönetim uygulanmadı. Bugünkü süreç ise ülke genelinde uzatılmış fiilî OHAL şartlarında yürütülüyor. Siyasal baskı, sansür, zorbalık günbegün tırmanıyor” şeklinde konuştu.

Meclis’te 10 Ağustos’ta kabul edilen çerçeve yasaya dikkati çeken Altınörs, yasanın ‘pişmanlık’ ifadesini içermemesi itibarıyla olumlu olduğunu ifade etti. Altınörs, “Kürt ulusunun inkarını kısmen de olsa geriletebilecek potansiyele sahiptir. Ancak yasanın MGK kararına bağlanması Meclis’in kendisini işlevsizleştirmesi anlamındadır. Askeri vesayet deniliyordu. Bu yasa tam da çözüm sürecini askeri vesayet altına sokmuştur” dedi.

Siyasi Tutsakların Özgürlüğü Barışın Temel Koşulu

Tutsakların sürece umutla birlikte temkinli bir iyimserlikle yaklaştığını belirten Altınörs, siyasi tutsakların özgürlüğünün barışın temel koşullarından biri olduğunu ifade etti. Altınörs, “Barış, hapishaneler boşalmadan, tüm politik tutsakların özgürlüğü sağlanmadan ilk adımını bile atamaz. Hapishaneler boşalırken kuyu tipi hapishaneler kalıcı olarak kapatılıp yıkılmalıdır. İdare ve Gözlem Kurullarına verilen infaz uzatma yetkisi kaldırılmalıdır. Hasta tutsakların tahliyesine getirilen Adli Tıp Raporu şartı da kaldırılmalıdır. Tutsakların toplu spor ve sohbet hakkı açık, geri alınamaz bir hak olarak infaz kanununa eklenmelidir. İdarelerin keyfine bırakılmamalıdır. Böylece bundan sonra tutuklanacaklara zulmedilmesi de önlenmiş olur” çağrısında bulundu.

Demokratik Siyaset Hala Kelepçeli

Kobanê Davası’nda tutuklu bulunan siyasetçilerin durumunun da sürecin samimiyetini ortaya koyduğunu ifade eden Altınörs, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına rağmen hiçbir tutsağın tahliye edilmediğinin altını çizdi. Altınörs, “Bu halde demokratik siyaset kelepçelidir. Kimse de güvenip yasal siyasete katılmak üzere dağdan, Avrupa’dan vesaire gelmez. Sürecin gerçek freni ve kilidi, Kobanê Kumpası’ndan hala zindanda olan 13 siyasetçinin bırakılmamasıdır” değerlendirmesini yaptı.

Başarı Kıstası: Demokratik Cumhuriyetin Kazanılması

Kürt sorununun ancak demokratik cumhuriyet temelinde çözüme kavuşturulabileceğini yineleyen Altınörs, “Sürecin başarı kıstası demokratik cumhuriyetin kazanılması olmalıdır. Demokratik entegrasyon için demokratik cumhuriyet gereklidir. Sultanlıkta demokrasi olmaz. Sürecin başlıca krizi budur. Tüm siyasi hasımlarını siyasallaşmış yargı eliyle tasfiye eden, ana muhalefet partisine yargı eliyle darbe yapıp butlan atayan, seçimde alamadığı belediyeleri gözaltı, şantaj ve tutuklamalarla bir de kirli transferlerle ele geçiren bir iktidar, hiçbir temel toplumsal sorunu çözemez. Hele ki Kürt sorununu hiç çözemez” ifadelerine yer verdi.

Sosyalistlerin Sorumluluğu: Özeleştiri ve Ortaklaşma

Sosyalist hareketlerin sürece dair eleştirilerinin dikkate alınması ve değişen koşullara uygun yeni ortaklaşma zeminlerinin yaratılması gerektiğini belirten Altınörs, “Nihayetinde eleştiri, özeleştiri her dem Kürt ulusal hareketinin kendisini yenileme dinamiği olmuştur. Eleştirinin bastırıldığı yerde liberalizm gelişir. Liberalizmse çürütür. Elbette eleştiride sorumlu, özeleştiride ciddi olmak sosyalistlerin de sorumluluğudur. En hararetli tartışmalarda dahi sosyalistler, Kürt halkının Türkiye’nin temel demokrasi güçlerinden birisi olduğunu hep akılda tutmalıdır. Özellikle bu süreçte ırkçı propaganda ile Türk halkı ve Türk gençliği içinde etkili olmaya çalışan neonazi gruplara, Zafer Partisi ve benzeri yapılara karşı sosyalistler dalgakıran olmalıdır. Nazilere fırsat verilmemelidir. Hiçbir Marksist, ‘demokratik cumhuriyet’ sloganına ilgisiz kalamaz. Zira ‘demokratik cumhuriyet’, Türkiye işçi sınıfının belirleyici temel stratejik bir mücadele sloganıdır. Kürt Ulusal Hareketi’nin de çözümü aynı sloganla araması yeni bir buluşma, birleşme olanağıdır” ifadelerini kullandı.

“Engels-Öcalan Mutabakatı” ve Yerel Öz Yönetim

Türkiye’de militarizmin devletin dokusuna derinlemesine işlediğini belirten Altınörs, demokratik cumhuriyet ve yerel öz yönetim tartışması kapsamında Friedrich Engels’in Bismarck Almanyası’nda sosyalistlere yaptığı program önerisini hatırlattı. Altınörs, bu öneriyi güncelleyerek şunları kaydetti: “İmparatorluğun yerine demokratik cumhuriyet ve tüm illerde, ilçelerde ve komünlerde genel oy hakkı yoluyla seçilmiş memurlar aracılığıyla eksiksiz öz yönetim. Atamaları devlet tarafından yapılan tüm yerel makamlarının ve il makamlarının kaldırılması. Merkezde demokratik cumhuriyet, il ve ilçelerde tüm kamu görevlilerinin seçimle geldiği öz yönetim. Sadece belediye başkanlarının değil; valilerin, eğitim ve sağlık il müdürlerinin de seçimle gelmesi. Bunu ‘Engels-Öcalan Mutabakatı’ olarak nitelendirebilir miyiz? Türk burjuva ulusal devriminin en radikal döneminin Sovyet esinli belgesi olan 1921 Anayasası da aynen bu şekilde, her ilin yerel öz yönetimini öngörmemiş miydi? Büyük Fransız Devrimi’nin en radikal döneminde, 1792-1798 arasında, her Fransız ili ve ilçesi eksiksiz öz yönetime sahip değil miydi? Böylece ‘demokratik cumhuriyet’ talebinin etrafında yeni bir ezilenler bloğunun oluşturulabileceğini görüyoruz. Başkancı rejimin gerçek alternatifi de yerel halk meclislerinden TBMM’ye uzanan bir meclisler sistemidir.”

Süreç İlerledikçe Sınıf Mücadelesi de Gelişecek

Demokratik cumhuriyet ve barış mücadelesinin sınıf mücadelesiyle ilişkisine de değinen Altınörs, “Sosyalist yönden bakıldığında halklar arasında barış yönünde atılacak her adım, sınıflar mücadelesini daha açık, daha yaygın, daha engelsiz hale getirir. Toplumların ulusal, millî iç çelişki ve saflaşmalarla dikey bölünmesini hafifletir, sınıfsal saflaşmaları güçlendirir. Çözüm süreci ilerledikçe sınıf mücadelesinin de gelişeceği öngörülebilir. Sosyalistlerin barışa vereceği destek; işçi sınıfının örgütlenme, birleşme, kaynaşma ve sermayeye meydan okuma kapasitesini geliştirme çabalarıyla çelişmez. Hatta bu destek ve çaba birbirini besler, büyütür. Yeniden birleşme, ezilenlerin tarihsel bloğunu yeniden inşa etme, barış ve demokrasiyi sıkıca kaynaştırma; yeniden kongreleşme, yeniden meclisleşme ve halkların, emekçilerin birleşik mücadelesini yükseltme yolunda yürünmesi gerektiği kanısındayım. Bu çerçevede ilan edilen Demokratik Cumhuriyet Hareketi’ne de başarılar diliyorum” diyerek sözlerini tamamladı.

Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.