Almanya, basın özgürlüğü ile ulusal güvenlik tartışmalarının tam merkezinde yer alan, Avrupa Birliği (AB) tarihinde eşine az rastlanır bir davayı konuşuyor. Berlin doğumlu Kürt bir aileden gelen Alman vatandaşı gazeteci Hüseyin Doğru, AB’nin yaptırım listesine alınmasının ardından ailesiyle birlikte Berlin’de adeta “medeni bir ölüme” mahkum edildi.
İşte ifade özgürlüğü ve dezenformasyon tartışmalarını alevlendiren Hüseyin Doğru davasının tüm detayları:
1983 Berlin doğumlu olan Hüseyin Doğru, bağımsız yayıncılık yapan Red Media (red.media / redstreamnet) platformunun kurucusu olarak tanınıyor. Özellikle Almanya’nın İsrail politikalarına yönelik sert eleştirileri, Filistin yanlısı (Pro-Palestine) kitlesel protestoları takibi ve alternatif haber çizgisiyle dikkat çeken bir isim.
20 Mayıs 2025 tarihinde Avrupa Birliği, Rusya’ya yönelik hazırladığı 17. yaptırım paketi kapsamında (RUSDA rejimi) Hüseyin Doğru’yu ve şirketi AFA Medya’yı kara listeye aldı. Resmi makamların ileri sürdüğü gerekçeler arasında; Rus devlet medyası (RT, Ruptly) ile koordineli hareket etmek, dezenformasyon yaymak, etnik ve dini ayrılıkçılığı kışkırtmak yer alıyor. Ayrıca Hamas lehine içerik üretmek ve Humboldt Üniversitesi işgali sırasında eylemcilere platform sağlamak da suçlamalar arasında.
Herhangi bir ceza mahkemesi yargılaması olmaksızın doğrudan AB yaptırımıyla uygulanan kararın Doğru ve ailesi üzerindeki sonuçları ise oldukça ağır oldu:
Hüseyin Doğru ve savunma tarafı, Rusya gerekçesinin sadece bir kılıf olduğunu savunuyor. Doğru’ya göre yaptırımların asıl nedeni; Gazze’deki soykırım süreci ve Almanya’nın bu süreçteki rolü üzerine yaptığı eleştirel haberler. Olayın mahkeme kararı olmadan, tamamen bir “yargısız infaz” şeklinde uygulandığını belirten Doğru, bu durumu kendisi için verilmiş bir “sosyo-ekonomik ölüm cezası” olarak nitelendiriyor. Bu dava, AB sınırları içinde yaşayan bir AB vatandaşına uygulanan ilk örneklerden biri olması açısından hukuki bir kırılma noktası teşkil ediyor.
Olay, uluslararası alanda sol ve hak savunucusu çevrelerde büyük bir infial yaratmış durumda:
Avrupa’nın göbeğinde, bir gazetecinin mahkeme yüzü görmeden ekonomik ve sosyal olarak tamamen izole edilmesiyle sonuçlanan bu tarihi süreç, ifade özgürlüğünün sınırları ve ulusal güvenlik bürokrasisinin gücü açısından kritik bir emsal olmaya devam ediyor. Hukuki mücadele ise halen sürüyor.