Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, savunma sanayisi bütçesine ayrılan payın bir önceki yıla göre yüzde 60,28 oranında rekor bir artış göstermesine dikkat çekerek, bu kaynağın halkın refahına aktarılması ve barış sürecinin ekonomi politikalarına yansıması gerektiğini vurguladı.
Konuşmasına yakın zamanda yaşanan sel felaketinde hayatını kaybedenleri anarak başlayan Koçyiğit, yaşanan afetlerin sınıfsal boyutuna dikkat çekti. “Sel felaketinde 6 yurttaşımızı yitirdik. Can kayıplarının yanı sıra ciddi ekonomik kayıplar da yaşandı. Evler, iş yerleri sular altında kaldı, araçlar sele kapıldı. Özellikle yoksul mahallelerde hasarın çok daha büyük olduğunu görüyoruz. Bu durum, yaşadığımız her şeyin sınıfsal bir gerçekliği olduğunu gözler önüne seriyor. Sel geldiğinde zenginleri değil, yoksul mahalleleri vuruyor; yaralar sarılırken de ne yazık ki öncelik zenginlere tanınıyor, yoksullar yine göz ardı ediliyor” ifadelerini kullandı.
Koçyiğit, sel felaketlerinin neden olduğu can ve mal kayıplarının sorumlularına işaret ederek, “Suçlu yağmur değildir. Suçlu, bu afetlere karşı önlem almayan, kentleri plansızlaştıran, yerel yönetimlerin yetkilerini gasp eden, seçilmiş belediye başkanlarını cezaevine koyarak halkın iradesini yok sayan ve en önemlisi doğaya meydan okuyan mevcut anlayışın ta kendisidir” sözleriyle tepkisini dile getirdi.
2027 Yılı Merkezi Bütçe Kanunu Teklifi’ne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Koçyiğit, bütçenin halkın ihtiyaçlarından ziyade sermaye odaklı olduğunu vurguladı. Koçyiğit, “Bütçe kalemlerini incelediğimizde, her yıl daha da ağırlaşan tekliflerle karşılaşıyoruz. Emekçinin sırtına vergi yükleniyor, kamu kaynakları faize aktarılıyor, savunma harcamaları fahiş oranlarda artırılırken, sermayenin çıkarları ise azami düzeyde korunuyor. 2027 bütçesi de 2026 ve önceki yıllardaki gibi, aslında sermayenin bütçesidir” şeklinde konuştu.
Bütçe gelir, gider ve açık oranlarına da değinen Koçyiğit, enflasyon hedefinin yüzde 21 olarak belirlendiğini hatırlattı. Koçyiğit, “Geçen yıla kıyasla bütçe giderlerinde yüzde 44,09, bütçe gelirlerinde yüzde 44,35, bütçe açığında ise yüzde 42,57’lik bir artış söz konusu. Bu bütçe açığının temel kaynağı nedir diye sorguladığımızda, karşımıza yine faiz giderleri çıkıyor. Ülke kaynakları, otobanlara, yap-işlet-devret projeleriyle yapılan köprülere ve şehir hastanelerine verilen ödemelerle birlikte, korkunç bir şekilde faize akıtılıyor” ifadelerini kullandı.
Faiz giderleri için bütçeden ayrılan paydaki dramatik artışa vurgu yapan Koçyiğit, “Bu ülkede her 100 liranın 17 lirası faize aktarılıyor. Buna kimse ‘dur’ demiyor mu? Hayır. Çünkü faizciler aynı zamanda iktidarın yandaşıdır, iktidardan beslenenlerdir” dedi. Koçyiğit, bu devasa faiz ödemelerinin, tarlasını ekemeyen çiftçiye gübre ve mazot desteği, açlıkla mücadele eden öğrencilere yemek, ilaç parası bulamayan yoksullara yardım, yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkum edilen emeklilere ve asgari ücretlilere destek olarak kullanılabileceğini ancak bunun yerine paranın yandaşlara ve faize aktarıldığını belirtti.
Barış ve demokratik toplum sürecine ilişkin de açıklamalarda bulunan Koçyiğit, bu süreç iddialarına rağmen savunma bütçesine ayrılan fahiş paya dikkat çekti. Koçyiğit, “Bütçenin önemli bir kaleminin halkın refahının artırılması, sağlık ve eğitim giderlerinin karşılanması için harcanmasını arzu ederdik. Ancak görüyoruz ki bütçenin en büyük payı yine savunma sanayisine ayrılmış durumda” dedi. Bu yılki savunma harcamaları için öngörülen 3 trilyon 454 milyar liralık tahsisatın, 2026 bütçesine göre yüzde 60,28’lik devasa bir artışa tekabül ettiğini belirten Koçyiğit, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yeni bir döneme girildiği iddia edilirken, bu denli güvenlikçi politikalara ayrılan bütçe nasıl açıklanabilir? Her 100 liranın 15 lirası savunma harcamalarına, güvenlikçi politikalara ayrılan bir bütçe tablosuyla karşı karşıyayız. Sayın Cumhurbaşkanı daha önce, ‘Silaha, çatışmaya giden bütçe artık halkın refahına gidecek’ demişti. Halk da bizler de soruyoruz: Bu refah ne zaman hayat bulacak? Barış süreci, ekonomi politikasına da samimiyetle yansımalıdır. Gerçekten bir samimiyet varsa, biz barışın tüm sonuçlarını görmek istiyoruz. Bütçede, dilde ve pratikte, yaşamın her alanında barışı ve onun getireceği olumlu sonuçları görmek en temel beklentimizdir.”Bu haber Mezopotamya Ajansı kaynak alınarak hazırlanmıştır.